Alışkanlık Mecburiyetin Diğer Adıdır!
Bu mecburiyet illa ki farkında olunan bir mecburiyet olmak zorunda değildir. Bazen dayatılan bazen de alternatifi yaratılamayan, yaratılamadığı için karşı çıkılamayan da olabilir.
Bizi, sevmediğimiz halde bir ortamda tutan en önemli nedenler bana göre bunlar.
Fakat gerçek şu ki insan sevmediği ortamda kendini var ve bunun üzerinden değerli ve önemli hissedemez.
Kendini bir yerde değerli ve önemli hissetmeyen o ortamdan bir şey alamaz, öğrenemez. Sadece kolundaki saat, yoksa dışarıdaki günün akışı ve ortam ile alakasız özel uğraşı arasında mekik dokur gözleri ve vesilesi ile zihni.
Şayet ortam (mekan) tabi olduğu, olmak zorunda olduğu bir ortam ise azarlamak yahut kovulmak pahasına...
Okulda başka bir derste resim çizmek, sırayı karalamak, dalıp, bedenen sınıfta olup zihnen kilometrelerce uzağa gitmek, cam kenarındaysak dışarıya odaklanmak vs. hep bundandır. Süreklileşmediği ve aşırıya kaçmadığı sürece de olağandır.
Okullarımızın, derslerimizin ve ben dahil ; şaşkına çevirilen, en az öğrencisi kadar aklı yaşam koşuşturmasında olan ve öğrencisi gibi sürekli stres pompalayan bir düzende yaşama tutunmaya çalışan öğretmenlerimizin de pek sevimli olduğu söylenemez.
Üç sevimsizden de bir sevimli çıkmıyor malesef.
Ötesi rehberlik, daha da ötesi sağlık sorunu.. Sevgiyle…
Kaynaklar
- Daniel T. Willingham. (2011). Çocuklar Okulu Neden Sevmez?. Yayınevi: İthaki Yayınları. sf: 190.
- Vasili Suhomlinski. (2003). Eğitim Üzerine. Yayınevi: Sorun Yayınları. sf: 208.
- Prof. Dr. Veysel Sönmez. (2023). Eğitim Felsfesi. Yayınevi: Anı Yayıncılık. sf: 306.