Evrim Ağacı'nda bu konuda çok güzel bir içerik var. Birçok argümanı aktarıyor ve değerlendiriyor. Ben o içeriğin içinden bir kısım alacağım:
MIT'den bilgisayar bilimci Scott Aaronson şöyle diyor:
"Kimileri bu soruya "tanrı" cevabını veriyor; ama bu hiçbir şeyi cevaplamıyor. Tanrı nereden geldi, onu ne yarattı? Kimileri kuantum mekaniğinden bahsediyor; ama bu da hiçbir şeyi cevaplamıyor, çünkü o yasalar nereden geldi? Dolayısıyla burada sorunun "bir şey" veya "hiçlik" gibi kısımlarından uzaklaşıp, "neden" sorusuna odaklanmak gerekiyor. Neden "neden" diye soruyoruz? Bir düşünün. Bunu yaptığınızda, çok sayıda diğer soruyla karşılaşıyorsunuz ve aynı şekilde cevapsızlar: Neden 7 bir asal sayıdır? İstediğiniz kadar kendisinden ve 1'den başka hiçbir şeye bölünmez deyin, sadece tanımı yeniden yapıyorsunuz, soruya cevap vermiyorsunuz. Neden kedi sözcüğü 4 harflidir? İstediğiniz kadar dilbilim tarihi anlatın, soruya cevap vermiyorsunuz. Yani bir adım geri atıp, soruların cevaplarının, yani açıklamaların bize ne faydası olduğunu sorgulamamız gerekiyor."
Bu sorduğunuz soruya daha önce birçok kez cevap verildi. Sorularda kullanılan terimler ve kelimeler tamamen aynı olmasa da cevabı aynı olan sorular bunlar. Burada bir kez daha cevaplayalım.
Evrenin ilk maddesi diye bir şey yok aslında. Çünkü evrenin başlangıcında bir şeyler yoktan var olmadı. Yani evren "0" (sıfır) dan "1" (bir) olmadı. 0'dan (-1) ve (+1) oldu. Sorudaki "cetvel"in, sıfırdan eksi sonsuza giden bir kısmı da var çünkü, oradaki metaforu kuran kişi o kısmı gözden kaçırmış. Evren cetvelin sıfır noktası ise, ilk şişen evrenin sınırları -1 ve +1 e doğru şişti. Sadece +1'e doğru değil.
Evren denince herkes işin madde kısmını dikkate alıyor. Bu oldukça eksik bir bakış. Bildiğimiz madde, evrenin sadece %4'ünü oluşturuyor. Yani "evrenin başlangıcındaki madde" diyen bir kişi, aslında evrenin sadece %4'lük bir kısmını soruyor gibi oluyor. Evrenin %23'ü, enerji yükü dışında hakkında pek de bir şey bilmediğimiz karanlık maddeden oluşuyor. %73'ü ise yine enerji yükü hariç hakkında hiç bir şey bilmediğimiz karanlık enerjiden oluşuyor. Yani aslında evrenin neredeyse 3/4'ü enerji. Ama hiç kimse nedense "ilk enerji nereden geldi?" diye sormuyor. Sanırım çıplak gözle fark edilebilen bir şey olduğu için herkes madde ile ilgileniyor olmalı. :) Ama evreni anlamak istiyor isek odaklanmamız gereken şey maddeden çok enerji.
Elbette ikisi birbirine dönüşebiliyor ve aslında madde ve enerji kısmen aynı şey ama konu karanlık madde ve karanlık enerji ise hepimiz susuyoruz çünkü elimizde bilgi yok, veri yok. Bu durumda da yorum yapmak haddimiz değil.
Ama size verdiğim cevap, kısıtlı bilgimize rağmen geçerli. Evren 0'dan 1 olmadı. -1 ve +1 oldu. Bir nevi, "ikiye ayrıldı" gibi.
Şurası da kesindir ki henüz evreni tam olarak anlayabilmek için çok genç bir medeniyetiz. Kendimizi yok etmemeyi başarırsak birkaç yüzyıl içerisinde sorunuza çok daha ayrıntılı cevap verebileceğiz.
Konu hakkında hem Evrim Ağacı'nda hem de başka sitelerde çok sayıda makale var. Ayrıca Hawking'in kitapları, birçok şeyi daha iyi anlamanızı sağlayacaktır. Keyifli okumalar...
Maddenin ilk başlangıcı bilim dünyası olarak yeni yeni tespit ettiğimiz temel parçacıkların rastgele bağlarla bir araya gelerek oluşturduğu atom altı parçacık sayesinde oluyor .
Kuark örneğin temel parçaçıklardan bir tanesidir , Misal Proton nötron vesaire temel parçacıklardan oluşmuştur , bunlar atom altı parçacıklar bir araya gelerek atomu oluşturmuştur atomda haliyle bir araya gelerek maddeleri .
Maddeler bir araya gelerek bileşikleri bileşikler bir araya gelerek proteinleri ve asitleri bunlar bir araya gelerek organizmaları organizmalar bir araya gelerek kompleks canlıları yaşam formlarını oluşturmuştur ki .. canlı oluşturamayacak şeylere de dönüşebilir yani .. metaller ametaller periyodik tablo var ya işte .
Bizler bizlerin nasıl var olduğunu biliyoruz kesinlikle , Lakin yaratıcı arayacak kadar bir ahmaklığa düşmemek lazım çünkü insanlar baskı ve stres altında özellikle ölümlülüğünü ve bir gün yok olacağını düşünerek olmadık saçma sapan şeylere kendini kaptırıp kendini kandırarak üreme döngüsüne takılıyor ve buda bir kısır döngü halini alıp onun bu sorunları çözmesini imkansız hale getiriyor .
Dinlerin hepsi sonsuz hayat der ölümden sonraki hayat der , sen şu şu kolay şeyleri yaparsan ölünce sana sonsuz hayat ve sonsuz zevk vereceğiz der tabi buna karşı çıkan olursa sonsuz azapla tehdit edilir böyle giden bilmem kaç bin yıllık süreçte ölümsüzlük bulundu mu sonsuzluk falan hayır ?
Ne zaman ki bilime döndük şu an genetik üzerine genom üzerine yapılan çalışmalar telomer kısalmasını önleyici enzimlerin var olduğunu ve onların insanda salgılanmasına yönelik çalışmalar yapılıyor ki gözle görülür şekilde ölümsüzlüğün olabileceğini fark ediyoruz .
Peki hala daha insanlık ne yapıyor onca imkanı kaynağı neye harcıyor ? Cinsel ürünlere eğlenceye zevke vesaire harcıyor ?
Maddenin nasıl başladığını hepimiz biliyoruz şu an . Ama temel parçacıklardan önce ne vardı diye sorarsan ?
Bu soru çok gereksiz ve yeterli imkana ve kaynağa kavuşmadan ve yeterli destek almadan hiç bir zaman üzerine düşünülmemesi gereken bir soru .
Ben sana en iyisi cevapları vereyim .
Bizi kim yarattı ? Bizi yaratan dünya gezegenidir .
Dünya gezegenini kim yarattı ? Yıldız sistemi yarattı ?
Yıldız sistemini kim yarattı ? Galaksi sistemi yarattı ?
Bu iş en sonunda temel parçacığa gider ve şu soruyu sorarsın temel parçacığı kim yarattı ?
İstenilen cevap her zaman yaratıcıdır ama belki onu da rastgele sistem yaratmıştır .
O yüzden yaratıcı hakkında düşünmek yerine nesnel ve gerçekçi düşünüp sorunlarımızı çözerek basitten zora bütün problemlerimizi çözerek ilerlemeliyiz .
O yüzden mitoman tarzı mesnetsiz şeyleri bir kenara atıp yaratıcı varsa vardır yoksa yoktur bizimle doğrudan bir etkileşimi olmadığına göre onu düşünmemiz yersiz ve saçmadır .
Kesinlik ile herkesin anlayabileceği şekilde benzetimini yapmak gerekir ise şayet ...
Düşününki yaşadığınız yerde çok büyük bir kıtlık var ve insanlar delirmişçesine biri birini öldürüyor parçalıyor yok ediyor hatta her gün inanılmaz bir baskı ve stres altındasınız ama siz satürn gezegeninde yaşayan bir şey vardır belki bize yardım eder diye düşünüyorsunuz .
Satürn gezegeninden yardım gelme ihtimali hiç bir zaman yaşanmayacağı gibi sizin bu inadınız yüzünden yok olma ihtimaliniz %100 oluyor .
Yazılımcı olarak yoktan üretme ile ilgili çok fazla felsefi düşüncelere de bulundum 0 ı -1 +1 olarak ayırmak sadece matematik te bir bir şey ifade edebilir ama varlık olarak bir şeyin varlık olması değeri 0 dan büyük olmalı yani var olan şey örnek veriyorum 0.00001 olmalı yok luk ise 0 dır daha fazla yokluk yada daha az yokluk olamaz yani -0.0001 diye bir şey yoktur sadece +0.000001 den daha değişik bir yapı söz konusu olabilir. sonuç olarak sen istediğin kadar 0 ı bir araya getir + bir sayı üretemezsin çünkü yok luk tanımına uymaz olmayan bir şeyi bölemez değerde katamazsın. Evren se nasıl başladığını kimse bilmiyor ama bu evrenin ilk evren olduğu anlamına gelmez sonsuz bir döngüde tekrar tekrar parçalanıp tekrar tekrar oluşuyor olabilir.
Evrim sürecinde etrafımızdaki nesneleri algılama üzerine bir beyin yapısı kazanmış durumdayız, soyut alanlarında, bizi tehdit edebilecek unsurları algilayabilecegimizden yola çıkarak bir zeka faktörünü sahip olmuşuz, hiçliğin algilayabilecek bir sinir donanimizin olma olasılığı elbette var ama olmayan kısım olasılığıda var.. Yani sanal parçacıklar maddeyi enerjiyi etkileyebiliyorsa mevcut zeka yapımız bu hiçligi hiçmi kabul edecek.. o zaman hiçlik kategorisi yapılması gerekmezmi..