Merhaba
Bu soru aslında evrim biyolojisinde çok sık sorulan ve ilk bakışta mantıklı görünen ama önemli bir ayrımı kaçıran bir konu. Şöyle düşünmek daha doğru olur. Evrim, bir canlının yaşamı boyunca bedeninde olan değişiklikleri doğrudan genetik mirasa dönüştürmez. Yani bir insanın sonradan kaybettiği ya da değiştirdiği bir özellik, çocuklarına otomatik olarak aktarılmaz.
Sünnet derisinin evrimsel süreçte kaybolmamasının temel nedeni budur. Çünkü sünnet, genetik bir değişim değil, kültürel ve cerrahi bir uygulamadır. Bir erkek sünnet olduğunda yalnızca kendi bedeninde sonradan yapılan bir değişiklik olur; DNA’sında “artık sünnet derisi oluşmasın” diye bir bilgi değişmez. Bu yüzden onun çocukları yine sünnet derisiyle doğar.
Burada insanların bazen farkında olmadan düşündüğü şey, eski bir biyolojik fikir olan “kullanılmayan organ körelir” anlayışıdır. Bu görüş büyük ölçüde Jean Baptiste Lamarck ile ilişkilidir. Lamarck’a göre kullanılmayan organlar küçülür ve bu değişim nesillere aktarılırdı. Örneğin “zürafalar boyunlarını uzata uzata uzun boyunlu oldu” gibi. Ancak modern evrimsel biyoloji bunun çoğu durumda böyle işlemediğini gösterdi. Charles Darwin sonrası geliştirilen modern evrim anlayışında, kalıcı değişimlerin nesillere aktarılabilmesi için genetik düzeyde bir farklılık olması ve bunun doğal seçilim, genetik sürüklenme gibi mekanizmalarla yayılması gerekir.
Bir örnek verecek olursak . Diyelim ki binlerce yıldır insanlar saçını kesiyor. Buna rağmen insanlar kel doğmuyor. Çünkü saç kesmek kalıtsal bir değişim değil. Aynı şekilde kulak deldirmek, diş çekmek ya da sünnet olmak da genetik mirasa dönüşmüyor.
Bir de işin biyolojik tarafı var. Sünnet derisi tamamen “işlevsiz” bir yapı değildir. Anatomik açıdan penis başını (glans) koruyan, nem dengesine katkı sağlayan, çok sayıda sinir ucu içeren bir deri kıvrımıdır. Yani evrimsel açıdan “tamamen gereksiz bir organ” gibi görünmüyor. Eğer bir yapı gerçekten ciddi bir maliyet oluşturuyor ve hiçbir fayda sağlamıyorsa, milyonlarca yıl içinde küçülmesi veya kaybolması daha olasıdır. Ama burada durum o kadar basit değil.
Bana sorarsan bu soru, insanın biyoloji ile kültürün nasıl iç içe geçtiğini gösteren güzel örneklerden biri. Çünkü sünnet, biyolojik değil kültürel bir uygulama; evrim ise esas olarak genetik miras üzerinden işler. İnsan bazen “bu kadar uzun süredir yapılıyor, neden beden değişmedi?” diye düşünüyor ama doğa, bizim yaptığımız kültürel alışkanlıkları otomatik olarak bedene yazmıyor. Belki de insanı diğer canlılardan biraz farklı yapan şeylerden biri tam burada başlıyor.Biz sadece biyolojiyle değil, kültürle de şekillenen bir türüz.[1]
Kaynaklar
-
Hatice Kutbay. (). Kendi Fikrim Ve Evrim Okumaları.