Öncelikle modifikasyon ve mutasyon arasındaki farkı anlamalıyız. Canlıların genetik yapısında değil sıcaklık, ışık ve beslenme gibi çevrenin etkisiyle bazı genlerin işleyişinde meydana gelen değişimlere ise modifikasyon adı verilir.[1] Modifikasyon bir türün bireylerinde meydana gelen ve genlere etki etmeyen, dolayısıyla gelecek nesillere aktarılamayan değişiklerdir. Mutasyon ise kısaca bireyin direk olarak genlerinde meydana gelen değişimlerdir ve bu yüzden gelecek nesillere aktarılabilirler.
Not: Her mutasyon kötü olmak zorunda değildir. Mutasyonlar canlıları iyi veya kötü etkileyebildiği gibi, etkilemeyebilirler de.
Yaptığımız tanımlara istinaden;
Sünnet bir modifikasyondur. Yani bireyin genlerine etki etmez. Çünkü vücut üzerinde sonradan yapılan bir değişimdir. Dolayısıyla sünnet edilmiş bir erkeğin, doğan erkek çocuğunun sünnet derisi eksik olmaz. Sünnet günümüzden binlerce yıl önce ortaya çıkmış ve hâlâ farklı sebeplerle(din, gelenek vb.) uygulanmaya devem eden cerrahi bir işlemdir[2] ama dediğimiz gibi, genlere etki etmediği(değişiklik yapmadığı) için çocuklar sünnet derisi ile doğmaya devam ediyorlar. Başka bir örnek ise kaslı anne/baba örneğidir. Kaslı bir annenin/babanın doğan çocuğu kaslı olarak doğmaz. Bir diğer örnek güneşte bronzlaşma örneğidir. Güneşte bronzlaşmış annenin/babanın çocukları bronzlaşmış olarak doğmaz. Bu konudaki örnekler çoğaltılabilir.
Evrim, popülasyon içi gen ve özellik dağılımlarının nesiller içerisindeki değişimidir. Evrimde esas olan canlının hayatta kalabilmesi ve genlerini sonraki nesillere aktarabilmesidir. Ancak sünnet edilmek, kas yapmak, güneş altında bronzlaşmak vb. şeyler modifikasyon olduğu ve genleri etkilemediği için evrimi de etkilemez.
Sünnetin ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmemekle birlikte pek çok kaynağa göre yazılı tarihten önce ortaya çıkmıştır. Kimi kaynaklara göre ilk sünnet sümerlerce yapılmış olsa da herodot a göre sünnetin milattan önce 6000'li yıllara kadar uzanan tarihi vardır. Bu süreler her ne kadar uzun görünse de evrim için oldukça kısadır. Son araştırmalara göre 210 bin yıldır var olan homo sapiensin yalnızca son 6 bin yıldır yapılan bir uygulamayla körelme göstermesi mümkün değildir.
Öte yandan böyle bir şey mümkün olsa bile sünnet işlemi tüm sapiens popülasyonuna yapılmamaktadır. Yani sünnet olmayan milyarlarca insan vardır. Dolayısıyla sünnet olmayan bireylerle sünnet olan bireyle arasında cinsi etkileşimlerde mevcuttur.
Hepsinden önemlisi bahsetmiş olduğunuz durum bir nevi lamarkçı evrim gibidir. Bu mantıkla insanlar sürekli kolunu keserse bir müddet sonra kolsuz çocuklar doğuracağı sonucu çıkar ki bu oldukça yanlıştır. İnsanın yaşamsal süreçte başına gelen şeyler genetik aktarıma etki etmez. Son yıllarda yeniden lamarkçı evrime göz kırpan buna benzer araştırmalar insanın yaşamsal sürecinin genetik aktarımını etkileyebileceğine dair iddialarda bulunsa da bunların içeriği bizim verdiğimiz örneklerden çok daha farklıdır ve o halde bile tam olarak kabul edilmiş değildir.
evrim, neslin yaşaması ve devam edebilmesi için gerekenleri yapar, onun dışında bizlerin yaptığı şeylerle ilgilenmez vücüdumuzdaki dövemelere yada piercinglere bakmaz. sadece yaşamamız ve çoğalabilmemiz için gereken düzeltmeleri yapar. sünnetin bizim evrimsel sürecimizde yaşamamız ve çoğalmamız için bir yararı yok o yüzden gelişmemiştir.
Merhaba
Bu soru aslında evrim biyolojisinde çok sık sorulan ve ilk bakışta mantıklı görünen ama önemli bir ayrımı kaçıran bir konu. Şöyle düşünmek daha doğru olur. Evrim, bir canlının yaşamı boyunca bedeninde olan değişiklikleri doğrudan genetik mirasa dönüştürmez. Yani bir insanın sonradan kaybettiği ya da değiştirdiği bir özellik, çocuklarına otomatik olarak aktarılmaz.
Sünnet derisinin evrimsel süreçte kaybolmamasının temel nedeni budur. Çünkü sünnet, genetik bir değişim değil, kültürel ve cerrahi bir uygulamadır. Bir erkek sünnet olduğunda yalnızca kendi bedeninde sonradan yapılan bir değişiklik olur; DNA’sında “artık sünnet derisi oluşmasın” diye bir bilgi değişmez. Bu yüzden onun çocukları yine sünnet derisiyle doğar.
Burada insanların bazen farkında olmadan düşündüğü şey, eski bir biyolojik fikir olan “kullanılmayan organ körelir” anlayışıdır. Bu görüş büyük ölçüde Jean Baptiste Lamarck ile ilişkilidir. Lamarck’a göre kullanılmayan organlar küçülür ve bu değişim nesillere aktarılırdı. Örneğin “zürafalar boyunlarını uzata uzata uzun boyunlu oldu” gibi. Ancak modern evrimsel biyoloji bunun çoğu durumda böyle işlemediğini gösterdi. Charles Darwin sonrası geliştirilen modern evrim anlayışında, kalıcı değişimlerin nesillere aktarılabilmesi için genetik düzeyde bir farklılık olması ve bunun doğal seçilim, genetik sürüklenme gibi mekanizmalarla yayılması gerekir.
Bir örnek verecek olursak . Diyelim ki binlerce yıldır insanlar saçını kesiyor. Buna rağmen insanlar kel doğmuyor. Çünkü saç kesmek kalıtsal bir değişim değil. Aynı şekilde kulak deldirmek, diş çekmek ya da sünnet olmak da genetik mirasa dönüşmüyor.
Bir de işin biyolojik tarafı var. Sünnet derisi tamamen “işlevsiz” bir yapı değildir. Anatomik açıdan penis başını (glans) koruyan, nem dengesine katkı sağlayan, çok sayıda sinir ucu içeren bir deri kıvrımıdır. Yani evrimsel açıdan “tamamen gereksiz bir organ” gibi görünmüyor. Eğer bir yapı gerçekten ciddi bir maliyet oluşturuyor ve hiçbir fayda sağlamıyorsa, milyonlarca yıl içinde küçülmesi veya kaybolması daha olasıdır. Ama burada durum o kadar basit değil.
Bana sorarsan bu soru, insanın biyoloji ile kültürün nasıl iç içe geçtiğini gösteren güzel örneklerden biri. Çünkü sünnet, biyolojik değil kültürel bir uygulama; evrim ise esas olarak genetik miras üzerinden işler. İnsan bazen “bu kadar uzun süredir yapılıyor, neden beden değişmedi?” diye düşünüyor ama doğa, bizim yaptığımız kültürel alışkanlıkları otomatik olarak bedene yazmıyor. Belki de insanı diğer canlılardan biraz farklı yapan şeylerden biri tam burada başlıyor.Biz sadece biyolojiyle değil, kültürle de şekillenen bir türüz.[1]