Yeni Soru Sor
Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat
Sorulara Dön
Anonim
Anonim Üye
2

Neden aşk acısı çekiyoruz?

Aşk acısı çekme sebebimiz üreme ihtimalimizin tehlikeye girmesinde doğan ilkel bir sinyal mi? Fakat üreme konusunda bir tehlikem yok. O kadar benden sinyal bekleyen insan varken, onun nişanlanmasına olan hüznümü nasıl açıklayabilirim? Nasıl hafifletebilirim? *Kategori seçimim, sinirlerimin gayet bozuk olmasında dolayıdır.
1,178 görüntülenme
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
  • Dış Sitelerde Paylaş
  • Soruyu Takip Et
  • Raporla
  • Mantık Hatası Bildir
Tüm Reklamları Kapat
1 Cevap
Yasin Kayalar
Yasin Kayalar
184K UP
Bilim ve felsefe okuru

Eğer intihar eden birinin aslında gerçekte 'hüclerinin' intihar etmek istediği için intihar ettiğini iddia etmiyorsanız aşkın bugünkü şekli ile doğrudan üreme ile bir ilişkisi yoktur. Çünkü eğer ortada gerçek 'sevgi' varsa o kişiyle cinsellik yaşamaya değil, o kişinin varlığına ihtiyaç duyarsınız. Bu durum annenizin varlığına ihtiyaç duyup ama onunla cinsel ilişki yaşamak gibi bir isteğinizin olmamasını sağlayan sevgideki durumla eştir. Sevgiyi cinselliğe bağlamaya ve bu noktaya getirmeye çalışanlar anne sevgisini de gen uyuşmazlığı nedeniyle aslında genlerin ensest ilişkiye engel olduğu noktasına getirmeye çalışırlar. Çünkü sevgi sonuçta sevgidir. Anne veya karşı cins fark etmemelidir onlara göre. Onlar Anlamı yok ettikleri için bu ikisi arasında fark görmezler ve fark da yaratamazlar. Çünkü sevgiyi her ihtimalde aynı özle açıklamaya çalışırlar. Onlar için anlamın veya anlamsallığın bir önemi yoktur. Gerçek sevgiyi deneyimleyen insanlar çok net bir biçimde olayın cinselliğin çok ötesinde olduğunu yaşar görür ve hissederler. Eğer hissettiğini yaşadığını görmezden gelmiyorsa insan bu durum çok açıktır. Hissettiğini yalanlayanlara da çok edilecek bir söz yok. Çünkü onların fikirleri dogmatik bir durumdadır gerçekte. Çünkü yaşamalarına rağmen görmelerine rağmen hissetmelerine rağmen gerçekte bu durumu inkar ederler. Geldiğimiz noktada yüksek bilişsel kapasitemiz evrimsel mirası aşmıştır artık ağlamamız gözlerimize faydalı olduğu için değil anlamdaki "saf' acıyı hissetmemizin sonucu haline gelmiştir. Eğer tabi hala gözümüze faydalı olduğu için ağladıgımızı veya rahatlama sağlamak için gözümüzdeki hücrelerin bizi ağlamaya zorladığını yani özetle ağlamanın bir sonuç değil neden olduğunu iddia etmiyorsanız. Bu ilginçtir çünkü henüz daha neyin neden neyin sonuç olduğu noktasında bile anlaşamayacak kadar uçlarda tartışmalarımız. Bu da 'taraflardan' birinin çok büyük bir yanılgı içinde olduğu ihtimalini yaratıyor doğal olarak. Benim baktığım yerde artık gelişkin zihnimiz bedenimize hükmedebilir duruma gelmiştir. İrade de zaten bu demektir. Bedene karşı koyabilmek. Son olarak eğer ensest ilişkiyi genler önlüyorsa bu durum aslında 'ahlak' dediğimiz olgunun çok daha doğal bir gerçeklik olduğunu gösterebilecek bir durum olur. Yoksa ahlakın olmadığı sonucuna varmayı değil. Neden mi? Çünkü bu durumda biz genler sayesinde 'tiksiniyoruz' demektir ki bu zihnimizdeki tüm anlamların geçersizliğini değil tam aksine anlamların doğal gerçekliğini ortaya koyar. Yani bu durumda bazılarının düşündüğü gibi ahlakın derinindeki anlamlar zihnimizin ürettiği 'yapay' mitler değil tamamen doğal gerçekliği olan olgulara dönüşecektir. Özellikle bazılarının düşündüğü şekilde ahlakın soyut zihinsel olarak öğrenilmiş kurallar olduğunu degil tam aksine doğal olarak 'bünyemizde' genlerimize kadar işlemiş bir durum olduğunu gösterir.

Kısacası aşk acısı çekme nedeniniz onun varlığına ihtiyaç duymanız, onun varlığına ihtiyaç duymanız ise aslında en derinde kendi 'varlığınıza' ihtiyaç duymanızdır. Çünkü o size dönüşmeden (veya tersi siz ona dönüşmeden) veya dönüşmemiş olsa onun (sadece ama sadece) varlığına ihtiyaç duymanız mümkün olamayacaktır. Aşkın asırlardır sarhoşluk olarak tanımlanma veya bu şekilde ifade edilme nedeni de budur. Çünkü kendini kaybetme hissi yaratır. Onun varlığında kendini kaybetme veya 'O'na dönüşme hissi. Kısacası acı çekme nedeniniz kaybetme hissiniz. Ama bu kaybetmenin en derinine inerseniz aslında kendinizi kaybetme hissine dayandığını bulursunuz. Dediğim gibi kaybetmeniz için (kaybetme hissi oluşması için) önce o şeyle bütün olmanız gerek. Yani o şey size 'ait' (size ait bir 'parça') bir duruma gelmeden bütün olamaz ve dolayısıyla kaybedemezsiniz. (Veya kaybetme hissi oluşamaz). Aynı şey ona ihtiyaç duymanız için de geçerli. Ona ihtiyaç duymanız için de bu bütünlüğün oluşması gerek. Son bir şey daha bu sözlerimi ancak sevenler (yaşayanlar) anlar. Yaşamayanlar da sadece 'süslü (şiirsel) sözler' etkisi yapacaktır (ne kadar gerçek olursa olsun)

Tüm Reklamları Kapat

136 görüntülenme
Bu cevap, soru sahibi tarafından en iyi cevap seçilmiştir. Ancak bu, cevabın doğru olduğunu garanti etmez.
4
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
  • Dış Sitelerde Paylaş
  • Raporla
  • Mantık Hatası Bildir
Daha Fazla Cevap Göster
Cevap Ver
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Gündem
Kafana takılan neler var?
Bağlantı
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Bu platformda cevap veya yorum sistemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla aklınızdan geçenlerin, tespit edilebilir kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Ekle
Soru Sor
ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close