Evrim Ağacı Soru & Cevap
Reklamı Kapat
Puan Ver
0
Puan Ver

Mitler veya paranormal olaylar anlatılır ve insanlar bunları gerçekten gözlemlediğine inanır. Bu durumun toplum psikolojisi açısından açıklaması var mıdır?

Bir durumla alakalı rivayet varsa birçok kişi bu rivayetleri doğrular ve çoğu kendisi de gördüğüne gerçekten inanır. Gerçeklikle alakası olmayan bir durumun bir topluluk tarafından nasıl 'gözlemlenebilir' hale geldiğini merak ediyorum.

1
103 görüntülenme
Teşekkür
Hatırla
Takip
Paylaş
Reklamı Kapat
1 Cevap

Dediğinizi "komplo teorileri" olarak ele alabiliriz.

Evrimsel Boyut

Bir komplo teorisi her zaman bir örüntü (pattern, şablon) hipotezi içerir. Araştırmacılar, komplo teorilerine inanmanın, örüntü algılama adaptasyonuyla ilgili olduğu görüşünü belirtmişlerdir (Shermer, 2012; Whitson ve Galinsky, 2008). Buna göre bu kişiler, dünyada olan biten bazı olaylar arasında gerçekte olmayan nedensellik bağları kurmakta, ilgisiz olaylar arasında bir ilişki olduğuna inanmaktadır. 

Çevremizdeki şeylerin birbirleri ile kurdukları nedensel bağın algılanmasına ilişkin varsayımlara “Örüntü Algılama” denir. Örüntü algılama, atalarımızın tehditleri ve fırsatları tespit etmesinde, eylemlerinin sonuçlarını görmelerinde ve davranışlarını mevcut şartlara uygun şekilde düzenlemelerinde oldukça işlevsel olmuştur. Örneğin kendi grubumuzdan birkaç kişi belirli bir bölgedeki farklı bir meyveyi yiyor ve daha sonra hastalanıyorsa, bu iki durum arasında kurulan bağlantı hayat kurtarabilir. Ya da ormanda uzaktan, ağaç yaprakları arasında kısmi olarak görülen ve hareket eden sarımsı renklerin zihinde birleştirilerek bir yırtıcı olabileceğini düşünmek yaşamkalım için çok önemlidir. Unutulmaması gereken, bu çıkarımların yanlış da olabileceğidir. İlk durumda o meyveyi yiyen insanlar, o bölgedeki özel bir böcek türü tarafından ısırıldığı için hastalanıyor da olabilir. Ya da ikinci durumda uzaktan seçilen sarı renkler bir ceylana da ait olabilir. Evrimsel süreç içinde kazandığımız adaptasyonlar her zaman güvenilir sonuçlar vermeyebilir. 

Uzaktan gördüğümüz şey bir kaplansa ya da o meyveler zehirliyse, algıladığımız örüntü gerçektir ve bu algılama bizim hayatımızı kurtarır. Çünkü tehlikeli bir yırtıcıdan kaçmış, zehirli bir meyveden yememiş oluruz. Ancak algıladığımız örüntü yanlışsa, biz boşuna kaçmış ya da o meyveden boşuna yememiş oluruz ancak bunun bedeli o kadar yüksek değildir. Yani doğada örüntü algılamakta sınırlarımızı biraz geniş tutmanın bize sağlayabileceği muhtemel fayda, algılamamanın muhtemel zararından daha fazladır. 

Elbette şunu unutmamalıyız; en faydalı durum en doğru algılama biçimidir. Çevremizdeki şeyleri gerçekte olduğu gibi algılayabilmemiz, kendi yaşamkalımımızı en uygun koşullarda sürdürebilmemiz için çok önemlidir.

Anlık örüntü algılamamız bireysel düzlemde atalarımızdan hâlâ pek farklılaşmış değil ve hataya da oldukça yatkındır. Kapsamlı ve uzun vadeli örüntü algılamayı günümüzde bilimin yardımıyla çok daha doğru bir şekilde yapabiliyoruz. Bu yüzden günümüzde evreni, hayatı ve tüm varlığı anlamak için bilimsel bulgulardan çok bireysel kanaatlere dayanmak anlamsızdır. Örneğin günlük yaşamımızda sınırlı bireysel gözlemlerimizle küresel ısınmayı ya da dünyanın şeklini fark edemeyebiliriz. Bu durumda geçerli ve güvenilir niceliksel verilere dayanan bilimsel gerçekleri baz alarak fikir sahibi olmalıyız.

Çevremizde bizim için zararlı olabilecek bir şeylerin mevcut olma olasılığını tespit edebilme eğilimi hepimizde var. Ancak komplo teorisine inananlarda bu eğilim mantıksal olmaktan çok sezgisel bağlamda işlev gösterir.

Özetle uyaranlar arasında doğru nedensel bağlantılar kurmaya dayanan örüntü algılama, hayatta kalmamızı çok kolaylaştırır. Ancak bu algılama doğru olmaktan uzaklaştıkça işlevini tam yerine getiremiyor demektir. İrrasyonel algılamalar ve inançlar da bu noktada ortaya çıkar. 

Bireysel Boyut

Evrimsel dinamikler türümüzün her üyesini kuvvetli şekilde etkilemekte ve yönlendirmektedir. Bunun yanı sıra kişiler arası farklılıklar da fazladır. Kimi insanların komplo teorilerine daha yatkın olmasıyla ilgili olarak araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlara göz atalım.

Araştırmalara göre bir komplo teorisine inanan insanın, diğer komplo teorilerine de inanma olasılığı yüksektir (Douglas ve Sutton, 2011; Lewandowski ve ark.,2013; Swami ve ark., 2011). Bu durum komplo teorileri arasında bir bağlantı olmasa bile geçerlidir. Goertzel’in 1994’te yaptığı araştırmada, belirli bir komplo teorisine inanan insanlarla ilgili en önemli ortak özelliğin, bu insanların başka bir komplo teorisine daha inanmaları olduğu bulunmuştur. Yani bir komplo teorisine inanan kişinin, ilgisiz bile olsa bir diğerine de inanma olasılığı yüksektir. Örneğin Hornsey ve arkadaşlarının (2018) yaptıkları bir araştırmada aşı karşıtlarının aynı zamanda Prenses Diana, 11 Eylül olayları ve Kennedy suikastı konusunda da komplo teorilerine inandığı ortaya çıkmıştır. 

Hatta birbirleriyle çelişkili olan iki komplo teorisinden birisine inanan bir insanın, aynı zamanda diğerine de inanma olasılığı da yüksektir. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde yaklaşık 1000 kişinin canını alan Ebola virüsü hakkında yapılan bir araştırmada halkın yaklaşık dörtte biri bu virüse “inanmadığını” belirtti. Halkın %46’sı ise bu virüsün “dış güçlerin bir oyunu” veya ekonomik kazanç sağlamak isteyen grupların komplosu olduğuna inandığını ifade etti. Daha ilginç olanı ise, %18’i bu üç ifadeye birden inandığını söyledi. Oysa virüsün varlığına inanmamak gibi bir durum, açıkça diğer iki ifade ile çelişmektedir.

Wood ve arkadaşlarının (2012) yaptıkları araştırma sonucuna göre Prenses Diana’nın kendi ölümünü tezgâhladığına inananlar, aynı zamanda onun cinayete kurban gittiğine de daha çok inanmaktadır (Prenses Diana araba kazasında ölmüştür). Usama bin Ladin’in daha ABD’li askerler onu öldürmeden önce ölmüş olduğuna inanan insanlar, onun hâlâ hayatta olduğuna da diğer insanlardan daha çok inanma eğilimindedir. 

Kısaca bazı insanların zihni komplo teorilerine inanmaya daha yatkındır. Onlar için komplo teorisinin içeriği ya da mantıksal çelişkileri o kadar önemli değildir. Aynı toplumda yaşamalarına ve benzer evrimsel eğilimlere sahip olmalarına karşın, bazı insanların bu türden fikirlere diğerlerinden daha açık olması konu ile ilgili bireysel farkların varlığını gösterir.

Bu türden inançlara yatkın olan insanlarda araştırmalarla ortaya çıkan bazı ortak özellikler şunlardır:

1. Teleolojik Düşünme

Üç yaşındaki bir çocuğa “Dereler neden var?” diye sorarsanız “Biz su içebilelim diye” cevabını alabilirsiniz. Aynı çocuk güneşin varlık nedenini insanların ısınması için gibi sonuca bağlayabilir. Etrafımızdaki şeylerin varlığının ve tüm olup bitenin bir amacı olduğu şeklindeki düşünceye “Teleolojik Düşünme” denir. Bu düşünme şekline göre insanların ve diğer canlıların varlığının, gezegenlerin ve hareket şekillerinin hatta tüm evrenin var olmasının bir amacı vardır. 

Güneş ışığının aynı şekilde diğer gezegenlere de vurduğu bilgisini edinen bir insanda bu tarz düşünmenin zayıflaması, bilimlerin açıklama ve kapsam alanı genişledikçe de teleolojik düşünmenin kapsama alanının daralması beklenir. Oysa gerçekliği algılamaya çalışırken bilimden çok inançlarına dayanan kişiler, evrenin ve içinde olup bitenlerin nedeni yerine varsayımsal bir amaca odaklanır. Evrenin, akıllı bir tasarımla bir amaç doğrultusunda oluşturulduğu, tüm süreçlerin ve içinde yer alan tüm nesnelerin bu amaca uygun hareket ettiği inancıyla terbiye edilmiş zihinlerin komplo teorilerine de daha yatkın oldukları araştırmalarla ortaya konmuştur. Örneğin Current Biology dergisinde yayınlanan bir araştırma teleolojik düşünme ile komplo teorileri arasında kanıtlar ortaya koyuyor (Wagner-Egger ve ark., 2018). Araştırmada 2000’den fazla insan ile görüşülmüş ve belli başlı komplo teorilerine inandığını belirten insanların, aynı zamanda akıllı tasarıma da daha çok inandığı ortaya çıkmış. Bu araştırmada daha önceki başka araştırmalarda da ortaya konduğu gibi (ör. Pobiner, 2016), teleolojik düşünme ile evrimi reddetme de ilgili bulunmuş. Bu da şaşırtıcı bir sonuç değildir çünkü evrimsel açıklamalar teleolojiye değil nedenselliğe dayanır.

Sadece çocuklar değil, bazı yetişkinler de olayları açıklarken bu olayların nedenini değil amacını düşünme eğilimindedir. Bu onları komplo teorilerine inanmaya daha yatkın kılar. 

2. Rastlantısallığı Kavrayamama

Komplo teorilerine inanan insanların rastlantısallığı yeterince kavrayamadığına dair bulgular mevcuttur.

Van Prooijen ve arkadaşlarının (2018) yaptıkları araştırmada defalarca yazı tura atılmış, sonuçlar kaydedilip insanlara bu sonuçlarda bir mantıksal dizilim, yani bir örüntü olup olmadığı sorulmuştur. Katılımcılardan komplo teorilerine inananlar, inanmayanlara göre bu dizilerde daha çok (aslında olmayan) örüntü tespit etmiştir. 

Başka bir araştırmada (Hart ve Graether, 2018) katılımcılara, bilgisayar tarafından dil bilgisi kurallarına uygun olarak rastgele üretilen cümleler sunulmuş ve bu cümlelerin kendileri için ne kadar derin bir gerçeklik ifade ettiği sorulmuştur. Örneğin bu cümlelerden biri “Bütüncüllük sonsuz fenomeni susturur” şeklindedir. Yanıt tabii ki bu tür cümlelerin tamamen saçma olduğudur; çünkü içerdiği kelimeler dil bilgisi kuralları kullanılmasına karşın rastgele üretilmiştir. Komplo teorilerine inananlar, bu tür rastgele cümlelerin derin anlamları olduğunu daha çok düşünme eğilimde olmuştur. 

Tesadüfîliği tespit etmekte zorlanan insanlarda paranormal inançların da daha yoğun olduğu bulunmuştur

Kısaca komplo teorilerine inanan insanlar, tamamen rastgele olan uyaranlar arasında bile örüntüler tespit etme eğilimindedir. (Wiseman ve Watt, 2006).

3. Belirsizlikten Kaçınma 

Kimi insanlar çevrelerinde olan bitenlerin ve başlarına geleceklerin belirsiz olduğu gerçeğini kabullenmekten daha fazla kaçınır. Bu insanlar kontrol edemedikleri, öngöremeyecekleri olaylarla dolu bir dünyada olmanın yarattığı kaygı ile başa çıkmakta zorlanır. Bilinmeyeni yeterince tolere edemezler. Bu yüzden algıladıkları şeyler arasında bağ kurmaya, sıradan olaylarda derin anlamlar aramaya daha eğilimli olurlar. Whitson ve arkadaşlarının (2014) yaptıkları bir çalışmada da belirsizlikten kaçınma eğilimi daha yüksek olan insanların komplo teorilerine daha yatkın oldukları bulunmuştur.

4. Dini İnanç Sahibi Olma 

Dünyanın düz olduğunu iddia edenlerin %52’si kendisini “çok dindar” olarak tanımlarken, normal popülasyonda bu oran %20 civarındadır. Bu durum sadece düz dünyacılarla ilgili de değil. Dini inanç sahibi olmak ile her türden komplo teorilerine inanmak arasında kuvvetli bir ilişki bulunmuştur (Wagner-Egger ve ark., 2018).

Komplo teorileri ile dinler arasındaki paralellik gerçekten de dikkat çekicidir. Dinler de dünyayı teleolojik olarak yorumlar, belirli bir dine mensup insanlar kendilerinin, diğerleri tarafından “büyük oyunlara” kurban olduğunu düşünür, bilimsel gerçekler yerine duygulara hitap eden aktarılmış ifadelere inanırlar. Dinler ve komplo teorilerinin ilişkisini inceleyen Franks ve arkadaşları (2013) bu yüzden komplo teorilerini “quasi-religion” (dinimsi, din gibi) olarak betimler. Onlara göre komplo teorileri, yapıları, işleyiş süreçleri ve inananların zihinsel yapıları açısından dinleri andırır.

Yazımızın girişinde New York’un kuzey bölgelerinde aşı olmamış çocukların halka açık alanlara çıkmasının yasaklandığına ilişkin habere dönelim. Bölgeden silinmiş olan kızamığın tekrar hortlayarak bir sağlık tehdidi haline gelmesine neden olan şeyin, aşı karşıtı Ortodoks Yahudi aileler olduğu belirtiliyor. Bu ailelerden biri aşı olmamış çocuklarıyla birlikte İsrail’e bir ziyarete gitmiş, çocuk orada kızamık kapmış ve ülkeye dönünce de hastalık, aşı olmamış diğer çocuklara bulaşarak yayılmış.

5. Öne Çıkma, Kendini Gösterme İsteği 

Toplum içinde ön plana çıkma, diğer insanlara göre daha özel olduğunu hissetme eğilimi arttıkça, komplo teorilerine inanma eğilimi de artmaktadır (Imhoff ve Lamberty, 2017). Bu insanlar “Birçok insanın göremediği bir gerçeği görüyorum, bilmediği bir gizemi biliyorum, o hâlde özel ve önemli olmalıyım” şeklindeki düşüncelere sahiptir. Bir araştırmada katılımcılara narsisizm ölçeği uygulanmış ve inandıkları komplo teorileri incelenmiş, sonuçta narsisizm skalasından yüksek puan alanların komplo teorilerine daha çok inandığı bulunmuştur (Chichocka ve ark., 2016).  

6. Eğitim Seviyesinin Düşük Olması

Genel bulgulara göre eğitim seviyesi arttıkça komplo teorilerine olan inanç azalmaktadır. Bunun olası nedeni ile ilgili Swami ve arkadaşları (2014) bir deneysel düzen tasarladılar. Katılımcıların bir kısmına cümle parçalarını birleştirme şeklinde, analitik düşünme yeteneklerini harekete geçiren bir görev verildi. Daha sonra bu katılımcılara ve bu görevin hiç verilmediği diğer bir grup katılımcıya, bir komplo teorisi okunarak ne kadar inandıkları soruldu. Baştaki görevi almayanların, yani analitik düşünme yetenekleri uyandırılmayan katılımcıların daha çok inandığı ortaya çıktı. Buna göre, eğitim süreci içinde kişi birçok ayrı boyutta analitik düşünme durumunda kaldığı için olayları daha kapsamlı ve objektif değerlendirip, bağlantılar tespit ederken sezgisellikten çok mantığa dayanan düşünsel süreçleri daha çok kullanmaktadır.

7. Batıl İnanç Sahibi Olma 

Komplo teorileri ve batıl inançlara inanma arasında da pozitif bir ilişki bulunmuştur (Darwin ve ark., 2011; Swami ve ark., 2011). Bu madde de teleolojik düşünme ve dini inanç sahibi olmakla ilgili olup, yine hayatı mantıktan çok sezgisel/duygusal eğilimleriyle yorumlayan insanlarda komplo teorilerine karşı daha çok yatkınlık olduğu bulguları ile paraleldir. 

Toplumsal Boyut

Komplo teorileri tüm dünyada yaygındır. Örneğin Mozambik, Nijerya ve Tanzanya’da halkın önemli bir kısmı toplumdaki elit ve gizli bir tabakanın toplumu yönlendirdiğine, ülkeleri üzerinde oynanan gizli batı oyunlarına, hatta kendilerine düşman olanların büyü yaptığına inanmaktadır (West ve Sanders, 2003).

Bazı ülke liderleri de komplo teorilerini besler. Örneğin Donald Trump küresel ısınmanın Çinlilerin icadı bir kavram olduğunu, amaçlarının da ABD’yi üretimde geri bırakmak olduğunu söylemiştir. Bir başka konuşmasında ise aşılar konusunda ciddi şüphelerini dile getirip, aşıların otizme yol açtığını belirtmiştir.

Elbette ki başka ülkelerde de benzer durumlar vardır. Elimizde komplo teorilerinin yaygınlığına dair ülkeler bazında pek veri olmasa da, dünyanın birçok ülkesinde ekonomik, askeri ve politik açıklamalar yapılırken komplo teorileri kullanıldığını biliyoruz. Politikacılar da bu bakış açısını söylemleriyle destekler. Örneğin birçok politikacı “ülkesi üzerinde dönen kirli oyunlar”, “üst akıl”, “dış güçlerin gizli oyunları”, “büyük resim” gibi ifadeleri sık sık kullanarak komplo teorilerini destekler. Etki ve erişim alanı daha yüksek olan insanların bu tür söylemleri sıradan insanların gerçekliği olduğu gibi görmesini engeller. Politikacıların bu söylemleri gerçekten inanarak mı yoksa manipülasyon amaçlı mı ifade ettikleri tartışılabilir, çünkü halkın da bunlara inanması, ülkede olup bitenler hakkındaki yönetimsel sorumluluk payını azaltır. Nedeni ne olursa olsun yöneticiler tarafından dile getirilen bu tür söylemlerin komplo teorilerini ciddi biçimde beslediği inkâr edilemez.

209 görüntülenme
Puan Ver
0
Puan Ver
Teşekkür
Paylaş
0

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Cevap Ver
Bu soruya cevap vermek için lütfen
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Reklamı Kapat
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, Evrim Ağacı'nda çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Başarı önündeki en büyük engel, başarısızlık korkusudur.”
Sven Goran Eriksson