Merhaba .Bu konuda edindiğim ve daha önce okuduğum kadarıyla cevaplamak isterim. Vakit ayırıp okuyan herkese teşekkür ederim.
Marilyn vos Savant genellikle “dünyanın en yüksek IQ’suna sahip insanı” olarak anılır; ancak akademik açıdan onu ilginç kılan şey bu unvandan çok, mantık ve olasılık düşüncesini kamusal alana taşıma biçimidir. Vos Savant, özellikle 1990’lı yıllarda Parade dergisinde yayımlanan “Ask Marilyn” köşesiyle, karmaşık matematiksel ve mantıksal problemleri geniş bir okuyucu kitlesine ulaştırmıştır. Bu durum, bilimsel bilginin sezgiyle nasıl çatışabildiğini gösteren önemli bir örnek hâline gelmiştir.
Onu akademik literatürde görünür kılan temel olay, Monty Hall problemi etrafında gelişen tartışmadır. Vos Savant’ın bu probleme verdiği doğru yanıt, yalnızca popüler okurlar tarafından değil, matematik ve psikoloji alanında çalışan pek çok akademisyen tarafından da uzun süre reddedilmiştir. Granberg ve Brown (1995), bu durumu insanların olasılık problemlerinde sistematik sezgisel hatalar yapma eğilimiyle açıklar. Onlara göre problem, matematiksel olarak açık olmasına rağmen, sezgisel muhakemeye ters düştüğü için yoğun bir dirençle karşılanmıştır (Granberg & Brown, 1995).
Bu noktada Marilyn vos Savant’ın önemi, problemi çözmüş olmasından çok, yanlışta ısrar eden uzmanlara karşı kamusal alanda mantıksal bir tutarlılığı savunmuş olmasıdır. Nitekim yapılan deneysel çalışmalar, kapı değiştirme stratejisinin istatistiksel olarak açık biçimde avantajlı olduğunu tekrar tekrar göstermiştir (Friedman, 1998). Buna rağmen, akademik unvanların bile hatalı sezgileri otomatik olarak düzeltmediği görülmüştür. Bu durum, zekâ ile doğru düşünme arasındaki ilişkinin sanıldığı kadar basit olmadığını ortaya koyar.
Vos Savant’ın temsil ettiği şey, yüksek IQ’dan ziyade şudur: Düşünme biçimlerini sorgulama cesareti. Literatürde bu durum, “bilişsel önyargılar” ve “sezgisel akıl yürütme hataları” bağlamında ele alınır. Kahneman ve Tversky’nin çizdiği çerçevede bakıldığında, Monty Hall problemine verilen yanlış tepkiler, insan zihninin olasılık hesaplamalarında ne kadar kırılgan olduğunu açıkça gösterir (Kahneman & Tversky, 1979).
Bu nedenle Marilyn vos Savant, akademik anlamda bir teorisyen olmaktan çok, bilimsel düşünmenin kamusal yüzü olarak değerlendirilebilir. Onun hikâyesi, “çok zeki olmak”tan ziyade, yanlış olduğunu düşünen çoğunluğa rağmen tutarlı kalabilmenin ne anlama geldiğini gösterir. Bu da zekânın sadece bir ölçüm değil, aynı zamanda bir entelektüel duruş meselesi olduğunu hatırlatır.