Doğrusu bu da ondan!
Savaş; yaşamın ve tabi olduğu doğanın, evrenin deviniminin zorunluluğudur. Özeti de şudur: Tükenmemek için tüketmelisin(Enerji transferi).
Sınıflı toplumlarla birlikte özel mülkiyete bağlı olarak sermaye birikimi temel hedef oluncaya kadar bu böyle idi.
Ancak sermaye birikimi, özel mülkiyet, sınıflı toplumların doğuşu ve hamisi konumundaki devletin sahneye çıkışı, savaşları evrim-bilimsel temelde hayatta kalmanın zorunluluğundan öteye taşımış ve ihtiyaç olmadığı halde tüketmeye, yok etmeye sevk etmiştir.
Günümüz kapitalist dünyasında bu zirve yapmış ve artık savaş sadece ihtiyaç fazlası birikimin (sömürünün) bir sonucu olmaktan çıkmış aynı zamanda sürekli birbirini besleyen döngüsel bir nedeni de olmuştur.
Veciz sözde geçen bilim ve barış; üretken, yaşamsal ve zorunlu-doğal savaşı reddetmez iken, yukarıda ifadesini bulan akla ve bilime aykırı savaşın ancak akıl ve bilim ile tarihin çöp sepetine gömülebileceğini; kastedilen barışın içsel barış başta olmak üzere kendi dışımızdaki doğa ile de barış olarak anlaşılması gerektiğini vurgular.
Cehalet kısmı ise, bildiğimiz ifadesi ile bilmemekten kaynaklı bir cehaletin ötesinde, türümüzün açgözlülüğünün gölgede bıraktığı öngörü yitimine işaret eder ve haklıdır da.
Nihayetinde ne denli güçlü, akıllı ve egemen olursa olsun, sahip olduğu bunca şeyi, bindiği dalı kesmek üzere bir testere veya balta üretmek için pervasızca kullanan bir tür için cehalet yavan bir tanımlamadır ve muhtemeldir ki tanımlayanın türüne karşı nezaketinin bir yansımasıdır. Oysa aslı cehaletin de ötesi ahmaklıktır. Sevgiyle…