Aslında, ufak bir araştırmayla El Kindi'nin gerçekten de tanrı hariç her şeyin, evrenin dahi göreceli olduğunu; mutlak olabilecek tek şeyin ise tanrı olduğunu gerçekten söylediğini öğrenebiliyoruz. Evet, El Kindi’nin 9. yüzyılda 'Tanrı dışındaki her şey görecelidir' demesi, dönemine göre muazzam bir felsefi derinliktir; buna itiraz edemeyiz. Fakat Kindi’nin 'izafiyeti', fiziksel bir teoriden ziyade bir 'kıyaslama mantığı'dır.
Kindi özetle diyor ki: 'Bir dağ, bir taşa göre devasadır ama koca bir gezegenin yanında kum tanesi bile değildir.' Tabii ki zamanının ötesinde bir düşünce yapısı fakat bu mantıkla gidersek, ilk defa 'Hava bugün biraz serin' diyen kişiyi de termodinamiğin ve entropinin baba ismi olarak anmamız gerekir. Kindi’nin yaptığı şey, ontolojik bir perspektif sunarak evrenin sonluluğunu ve bir yaratıcıya muhtaç olduğunu kanıtlamaya çalışmaktır.
Einstein’ın İzafiyet Teorisi ise 'Dağlar aslında büyüktür' kadar sığ bir şey değil; ışık hızının sabitliğinden, zamanın kütleçekimiyle nasıl bir sakız gibi esneyebileceğine, uzay-zamanın fiziksel bir doku gibi bükülmesine kadar giden devasa bir matematiksel canavardır. Kindi’nin felsefi 'görelilik' kavramını alıp, içinden Riemann geometrisini ve E=mc²’yi çıkartamayız.
Kindi bir filozoftu ve kendi sahasında bir dehaydı. Fakat felsefi bir sezgiyi, modern fiziğin en karmaşık teorisiyle aynı kefeye koyup 'Aslında biz bulmuştuk' demek, hem Kindi’nin felsefesine hakarettir hem de bilimin bin yıllık emeğine karşı biraz fazla 'iyimser' bir yaklaşımdır. Kısacası; her göreceli diyen Einstein olsaydı, herkesin tuttuğu kendine sözünü bulana nobel fizik ödülünü verebilirdik. 😄Aslında, ufak bir araştırmayla El Kindi'nin gerçekten de tanrı hariç her şeyin, evrenin dahi göreceli olduğunu; mutlak olabilecek tek şeyin ise tanrı olduğunu gerçekten söylediğini öğrenebiliyoruz. Evet, El Kindi’nin 9. yüzyılda 'Tanrı dışındaki her şey görecelidir' demesi, dönemine göre muazzam bir felsefi derinliktir; buna itiraz edemeyiz. Fakat Kindi’nin 'izafiyeti', fiziksel bir teoriden ziyade bir 'kıyaslama mantığı'dır.
Kindi özetle diyor ki: 'Bir dağ, bir taşa göre devasadır ama koca bir gezegenin yanında kum tanesi bile değildir.' Tabii ki zamanının ötesinde bir düşünce yapısı fakat bu mantıkla gidersek, ilk defa 'Hava bugün biraz serin' diyen kişiyi de termodinamiğin ve entropinin baba ismi olarak anmamız gerekir. Kindi’nin yaptığı şey, ontolojik bir perspektif sunarak evrenin sonluluğunu ve bir yaratıcıya muhtaç olduğunu kanıtlamaya çalışmaktır.
Einstein’ın İzafiyet Teorisi ise 'Dağlar aslında büyüktür' kadar sığ bir şey değil; ışık hızının sabitliğinden, zamanın kütleçekimiyle nasıl bir sakız gibi esneyebileceğine, uzay-zamanın fiziksel bir doku gibi bükülmesine kadar giden devasa bir matematiksel canavardır. Kindi’nin felsefi 'görelilik' kavramını alıp, içinden Riemann geometrisini ve E=mc²’yi çıkartamayız.
Kindi bir filozoftu ve kendi sahasında bir dehaydı. Fakat felsefi bir sezgiyi, modern fiziğin en karmaşık teorisiyle aynı kefeye koyup 'Aslında biz bulmuştuk' demek, hem Kindi’nin felsefesine hakarettir hem de bilimin bin yıllık emeğine karşı biraz fazla 'iyimser' bir yaklaşımdır. Kısacası; her göreceli diyen Einstein olsaydı, herkesin tuttuğu kendine sözünü bulana nobel fizik ödülünü verebilirdik. 😄
Bu arada Kindi zamanın göreceli olduğunu da söylemiştir fakat Kindi’nin bunu söylemesinin altındaki asıl niyet, zamanın bir başlangıcı olması gerektiğini, dolayısıyla evrenin sonradan yaratıldığını ispatlamaktır. Yani onun derdi aslında fizik değil, teolojik bir 'sonluluk' kanıtıdır. Einstein ise zamanın akış hızının gözlemcinin hızına bağlı olarak değiştiğini, yani zamanın bizzat kendisinin fiziksel bir doku gibi esnediğini (zaman genişlemesi) ispatlamıştır. Biri 'zamanın bir başı ve sonu vardır' diyerek sınır çizerken, diğeri 'zaman elastiktir' diyerek onun doğasını yeniden tanımlar. Arada sadece yüzyıllar değil, devasa bir paradigma farkı da vardır.