Merhaba
Bence bunun temel nedeni, düşünme biçimimiz. Kendimizi hep bedenimizle özdeşleştiriyoruz. Dolayısıyla uzaya çıkmayı hayal ettiğimizde de refleks olarak "ben ve gemim" üzerinden düşünüyoruz. Keza mühendisliğin de konusu zaten maddeyi hareket ettirmek olduğu için, warp motoru ya da solucan deliği gibi fikirler de doğal olarak maddeyi taşımaya odaklanıyor. Lakin "enerji formuna geçelim, sonra ışık hızında gidelim" fikri ilk bakışta mantıklı gibi görünse de burada önemli bir ayrım var. Evet, fotonlar ışık hızında hareket eder. Fakat bir insanı enerjiye dönüştürmek, onu fotonlara çevirmek anlamına gelmiyor. Daha da önemlisi, o süreçte bilincin, hafızanın ve kimliğin korunacağına dair elimizde herhangi bir fiziksel model de yok zaten. Yani ortada sadece hız problemi değil, örneğin : "sen hala Uğur musun?" sorunu da var. Zira fizikte "enerji" başlı başına bir madde hali değildir. Enerji; parçacıkların sahip olduğu bir özelliktir. Bir foton enerji taşır, bir elektron da enerji taşır. Dolayısıyla "enerji formuna geçmek" ifadesi, bugünkü fizik açısından tam olarak tanımlanmış bir kavram değildir. Bu yüzden günümüzdeki çalışmaların çoğu, maddeyi koruyarak mesafeyi aşmaya çalışıyor. Warp sürücüsü uzay-zamanı bükmeyi, solucan delikleri ise iki uzak noktayı birbirine bağlamayı hedefliyor. Amaç ışık hızını yerel olarak aşmak değil; ışık hızını ihlal etmeden hedefe daha kısa bir yoldan ulaşabilmektir. Bana kalırsa asıl ilginç soru şu: Sorun gerçekten "ışık hızını aşmak" mı, yoksa "bilinci ve bilgiyi" başka bir biçimde taşıyabilmek mi? Belki de gelecekte ulaşım anlayışımız tamamen değişecek. Fakat bugünkü fizik bilgimizle, "enerji formuna geçip ışık hızında yolculuk etmek" fikri henüz teorik bir temele oturmuyor. Bu yüzden bilim insanları daha çok uzay-zamanın geometrisini değiştirebilecek yöntemler üzerinde duruyor. Umarım açıklayıcı olmuştur. Saygılarımla
[1]
Kaynaklar
- Okan Alver. (). Kişisel Yorum Aldığım Eğitim.