Günlük pratik hayatımızda matematik neredeyse olmazsa olmaz gibidir. Bu bugün böyle olduğu gibi çok eski çağlarda da aynı şekildeydi. Yazının ilk icadı sayılan döneme gidelim mesela M.Ö 3300: İlk kil tabletleri okumaya çalıştığımızda gördüklerimiz herhangi bir destan veya mitolojik bir anlatı değildi. Mal listeleri; 50 ölçü arpa, 40 adet koyun, 80 ölçü mısır, 15 testi yağ v.b. veya borç alacak kayıtları; kim, nereden, nereye, ne kadar mal getirmiş ne kadar ödenmiş, ne kadar alacağı kalmış gibi notlar. Depoların sayımı, giren/çıkan malların tespiti. Köle olmayanların maaş tutanakları veya köle isen tayın hesapları. Vergilerin hesaplanmasında tarlaların büyüklüğü veya elde edilen ürünün hesaplanması. Mimaride gerekli geometik hesaplamalar.
Soru açıklamasında bahsettiğiniz isimler aynı zamanda İlk Çağ filozoflarının ortaya çıktığı bir döneme denk geliyor. Bu dönemde ilk kez matematik pratik gereksinimlerin dışına çıkarak, "evrenin/doğanın işleyişi mitolojik hikayeler yerine akılla anlaşılabilir mi" sorusu gündeme gelmiştir, yani matematiğin varlık ve yapısını anlayabilme dili haline gelmesi felsefenin de ilk adımlarının atıldığı dönemle aynıdır.