Sosyolog değilim ancak Halkla ilişkiler bitirdim belki bu konuda görüşlerimi değerlendirebilirsin. İnsanlığın konuşma dilini geliştirmesi, birbirini çekiştirme ve salt merakın getirdiği öğrenme duygusunun, en kolay anlaşabilme yolunu konuşarak olmasından dolayı olmasıdır. Yani milyonlarca yıl önce bir mağaradaki (muhtemelen kadınların) kendi aralarında mağaranın lider erkeğini çekiştirmeleri, eleştirileri ve aralarında dedikodu yapma ihtiyacından doğdu.
Yani sadece merak duygusu, öğrenmenin ilk adımı olmasından dolayı haber alma bir çeşit ihtiyaç ve bizim sosyal yaşamımızın ana parçası. Temel olarak biz insanlar sosyal varlıklarız ve sosyal varlıklar konuşmadan anlaşamazlar. Konuşurlarsa sonuçta muhtemelen konu biter, yada konu konuyu açar dedikoduya başlarız.
Şimdilerde dedikodu ayıp sayılsa da biri bizi gözetliyor gibi tv şovlarından öğrendiğimiz, insanların lideri ve rakipleri etkisizleştirmek, bir şeyler hakkında düşünmek için soyut kavramları, somut olaylara bağlayabilmek için ilk önce konuşmak (içini açmak diyoruz) gerektiğini net bir şekilde biliyoruz.
Haber alma insan doğasının özü, insanı insan yapan değerler geliştirmesine yol açan merak duygusunun dışa vurulmuş hali.
Öncelikle Zühtü Mete Dinler'in "mağrada (muhtemelen kadınların) lider erkeği çekiştirme yöntemi olarak" ifadesi cinsiyetçi ve tamamen asılsızdır.
Insanlığın dili yaklaşık 60.000 yıl kadar önce geliştirmeye başladığı tahmin ediliyor. Başlangıcının da avcı-toplayıcılarda annenin bebeği sakinleştirmek ve kucağında tutmadığı zamanlarda (toplama esnasında) bebeğe yakınında olduğunu belli etmek için kullanmış olabileceği savunuluyor. Bunun dışında tehlikeyi veya avı haber vermek veya besinin (meyve, yenilebilir tohum ve kök..) yerini tarif etmek için de yararlanılmış olabilir.
Insan toplulukları sayıca arttıkça uyku ve avlanma-toplayıcılık dışında kalan zaman, hayal gücünü çalıştırarak, mitolojimizin zenginleşmesine mutlaka katkı yapmıştır. Sosyalleşme ve iletişim de gene ateşin etrafında av hikayelerinin ve masalların (o dönemim reality show'ları ve dramatik dizileri) paylaşmasıyla gelişti. Bu; din, sanat, devlet ve karmaşık toplumların hazırlık safhasıydı. Karanlık; çaresiz yavruları korumak için dayanışmayı daha zaruri hale getirir; gece nöbeti için geniş grupların avantajı oluyor burada işbirliğini sağlamak, sosyalleşmek yine konuşma sayesinde olmuş olmalı.
Insanların kendini hayvanlardan ayrı görmeye başlamasının yaklaşık 10.000 yıllık bir geçmişi var. Yani yerleşik düzene geçiş ve tarım toplumuna dönüşmekle birlikte başlıyor. Tarım ve sonrasında ürünlerin takası, ticareti ve dolayısıyla tacir ve gezginler gibi haber taşıyan insanları doğurmuş. Gazeteciliğin kökeni bu tacir ve seyyahların anlatıları ve yazıyla birlikte yazılı olarak yapılmasına dayandırılıyor. Kabile devlet olgularının gelişmesiyle de devletin işlerini görecek ayrı bir haberci, elçi takımı doğmuş.
Sanayi toplumuna geçişle gece-gündüz ayrımı, mesai saatlerini belirledi. Karanlık, gene sosyalleşmenin kapalı ortak mekanlarda yoğunlaşmasını zorunlu kıldı. Aidiyet duygusunun pekişmesi kadar, çalkantılı dönemlerde işçilerin örgütlenmesi, bu tür mekanlarda gerçekleşti. Sokakların aydınlatılması ihtiyacı (bkz. metropollerde asayiş sıkıntıları), kamu eliyle elektrik şebekesinin yaygınlaşmasını sağladı. Bu da sanayi toplumlarında haberleşme ve gazeteciliğin farklı boyutlara çevirdi.
Bugün ise atomize olmamız, biraz da ortak mekanların azalması veya tüketim amaçlı kullanılmasıyla bağlantılı. Özellikle pandemiyle birlikte yüz yüze iletişim yerini sosyal medyaya bırakıyor.
Britanya Krallık ailesi gibi saray ve soyluluğun merak edilmesi aslında sarayın kendini halktan sıyırıp soyutlaması, hatta Eski Mısır firavunları gibi kralın kendine tanrısal bir güç ithaf etmesiyle başlıyor olabilir. O yüzden onlar ayrı yere konuluyor ve merak ediliyor. Tabi çağımızda bunun pek anlamı kalmadı. Bu insanların sıradan sorunları olması (elti kavgaları, kaynana-gelin çekişmeleri gibi) onları o yüzyıllar önce koyuldukları yerden iyice aşağılara indiriyor ve sıradanlıklarını görmek (yüzyıllar dan sonra) çok rahatlatıcı.
Sanırım bu sorunun cevabı muhtemelen "tehlikelerden korunmak,haber almak" olacaktır. Bilinen bir noktadan gelen veya gelecek tehlike bilinmeyen notkadan gelecek aynı sonuçlardan daha az hasar yaratır. İnsanların binlerce yıldır kıyamet hikayeleri uydurmalarının sebebi de budur. İnsanlar tahmin etmek ister ve muhtemelen hala bu sebepten haberleri takip etmek, bazı konular hakkında bilgi almak bizim ilgimizi çekmeye devam ediyor.
Belki de alakasız bir örnek ama bu sorunuzu gördüğümde aklıma ilk olarak "boşluğa gelen darbeler" geldi. Ufacık bir top ya da yavaşçana bir itme eğer o esnada bu hareketi beklemiyorsak bizi çok etkiler; lakin örneğin yakan top oynarken üstümüze gelen çok güçlü bir top fazla bir etkiye sebep olmaz çünkü bu noktada vücut bu darbenin geleceğinden haberdardır. Muhtemel olarak bilmek insanlar için bu yüzden önemlidir.
"Öncelikle Zühtü Mete Dinler'in "mağrada (muhtemelen kadınların) lider erkeği çekiştirme yöntemi olarak" ifadesi cinsiyetçi ve tamamen asılsızdır."
Öncelikle hemen belirtmeliyim ki, kurduğunuz cümle beni kalben yaraladı. Asla asılsız, kanıtı olmayan bir cümle yazmadım. Bilgi eksikliğim veya hatalı kurduğum bir cümle olabilir. Soru soran kişi, istediği cevapta kaynakçayı gerek şart olarak istemediğinden dolayı görüşümü kaynakçasız yazdım.
Madem asılsız cevap yazarı olarak itham edildim. Fikrimi oluşturan kaynakları eklemeyi daha münasip gördüm. Konu hakkında herkesin bir fikri olur, olacaktır. Benim fikrim en mükemmeli ve en doğrusudur diye asla iddia etmiyorum. Zaten böyle bir düşünceye karşıyım. Bu nedenle de bilim ile uğraşıyorum.
Haber alma ve verme isteği, iletişim demektir. Sosyal canlıların bir iletişim içinde olduğu bir çok çalışmada gösterilmiştir. İnsanlar sosyal varlıklardır. Sosyal varlıklar iletişim kurarlar. Bu iletişim günümüzde görsel, yazılı ve sözlü olarak olmaktadır. Soruyu "Sapiens ırkının haber alma isteğinin kökeninin ne olduğu" olarak algıladım. Geçmiş çağlarda insanlığın elinde sözlü iletişim vardı. Ve konunun ilgi çekebilmesi açısından evrimsel olarak dilin gelişimine ait bir anektodu, popüler bilim yazımı açısından uygun gördüğüm şekilde örnekledim.
Esasen bu örnekleme bana ait değildir. Son olarak, yakın zamanda Y. Noah HARARi'nin kitabında okudum. Ancak daha önce de dilin ve konuşmanın evrimi teorilerinde dedikodunun rolü hakkında aşağıdaki makalelerden bazılarını okumuştum.
Makalelerde farklı bir olgu yazıyorsa bunu tartışmaktan mutluluk duyarım. Ancak "tamami ile asılsız" bir metin kaleme almadım. Böyle bir kelimenin, kızgınlık anında, pek düşünmeden sehven yazıldığını kabul etmek ve en azından basit bir özür beklediğimi belirtmek istiyorum.
Kadınların, günümüzden 100 yıl önce, oy hakkının, seçme ve seçilme hakkının, hatta bir çok konuda erkeklerle eşit sayılmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Ancak 2000'li yılların başlarında gittikçe güçlenerek daha eşitlikçi bir toplum oluşturulmasına da destek veriyorum. Bir kız evlat sahibi "baba" olarak bunu kalben istiyorum. Ne var ki, geçmişin toplumlarında kadının üstün olduğu toplumlar olduğu gibi, erkek cinsiyetinin de üstün olduğu toplumlar da oldu. Günümüz toplumunun bir olgusunun (Kadın eşitliği), insanların eski çağlarında olup olmadığı hakkında bazen, fikrimiz olmakta. Ne var ki, geçmiş çağlarda kadının ve erkeğin kesin eşit sayıldığından emin misiniz? Ben şahsen emin değilim. Çoğunlukla kadın cinsiyeti ezilmiş ve hor görülmüştür. Günümüzde dahi görülmektedir.
Görüşüm, Günümüzde kadın, erkek eşit olmalıdır. Hatta kadına karşı yapılan pozitif ayrımcılığında çok aşırı abartılmadığı sürece desteklemekteyim. Yine aynı sebeble bir çok kez işe giremediğim de oldu. Ama bu durumu kadınlara karşı düşmanca davranmak yada söz söylemek hakkı olarak görmedim.
Konu konuşmanın gelişmesi olduğunda bilimsel bazı kaynaklar, Kadının erkekten daha üstün olduğunu vurgulamaktadır. Bu durumu çeşitli sebeplere bağlamakta ve bunlar içinde kanıtlar ileri sürmektedirler.
Eğer ben cinsiyetçi isem lütfen aşağıdaki makale yazarlarına da Kendilerinin cinsiyetçi olduğunu belirten bir uyarı yapınız. Çünkü konuyu bu makalelerin sahiplerinden öğrendim. Örnekledim.
Görünen o ki insanlığın konuşmayı geliştirme sürecinde, çok çeşitli sebeplerle, Kadın çok önemli rol oynamış. Bu nedenle de erkek çocuklara nazaran, kız çocuklar daha önce konuşmakta, yabancı dili daha kolay öğrenmekte, ses çıkarmaya, kendini ifade etmeye, cümle kurmaya erkek çocuklardan oldukça erken vakıf olmaktalar. Hatta bazı hastalıkların kız çocuklarda görülme sıklığı erkek çocuklardan belirgin olarak daha az olmaktadır.
Cevapta verdiğim örnek, Cinsiyetçi bir ifade olarak günümüzde görülebilir. Ancak vakaa halen tartışılmakta ve sosyal beyin kuramı çerçevesinde "dedikodu ve kadınların", konuşmanın evriminde olası üstünlüğü, günümüzde kabul görmektedir. Yinede dedikoduyu günümüz toplumlarında ahlaken kötü görülmesi, dedikodunun konuşmanın gelişimine yaptığı etkiyi azaltamaz. Geçmişte dedikodu yapılmadığı anlamında da gelmez. Kadın toplumunun, erkek toplumuna göre sözel anlaşma yeteneği, yine kadınları tümden dedikoducu yapmaz. Ancak evrimsel olarak sözel gelişmişlik başka neye daha çok bağlanabilir?