Evrimin bize armağanı: Maymuncuk!
İçimizdeki, (müsebbibi ve nedeni önemli olmaksızın) yaşama, olaya, olguya, sürece ve kişiye yönelik iflah olmaz öfkenin, zahmetsiz, hesapsız ve özellikle bedelsiz tatminine, özdeşim kurarak, aracı olduğu için savaşı, korkuyu, şiddeti filmlerde sevebiliyoruz.
Fakat genelleme de yapamayız. Bu kavramlardan ve pratikteki tezahüründen hiç bir ortamda ve hiç bir araç ile haz etmeyen azımsanmayacak bir çoğunluk var.
Ancak buna rağmen film ve dizilerde işlenen ve bizlerin özdeşim kurarak duygularımızın tatminine vesile olan savaş, şiddet gibi olgulara ve ilgili film ve dizilerde nasıl işlendiğine zum yaparsak, orada katışıksız bir adalet özlemi ve beklentisi karşımıza çıkar. Entrikalarda ise daha çok üst( görünür sosyal) ben tarafında baskılanan ilkel "İD" adı verilen benliğimizin, sınır ve kural tanımayan alt benliğimizin, yine kolay yoldan, zahmetsiz ve bedelsiz ve yine özdeşim yolu ile açlığını giderme durumu karşımıza çıkar.
Gerçekte her ikisi de biziz ve nefes almak kadar meşru ve olağan. Medeniyetimizi biraz da buna borçluyuz.
Nasıl ki bir şeyden ders almak için illa ki o şeyi bizzat deneyimlemeyip deneyimleyenin deneyiminden yararlanıyor isek ( ki bu türümüze muazzam bir zaman kazandırır) , duygu ve düşüncelerimizin doyurulmasında da ( tatmininde) sahip olduğumuz bu özdeşim yolu ile tatmin ( doyum) kanımca evrimin türümüze en büyük armağanlarından biri.
Öyle bir armağan ki; her yeni kuşak için sıfırdan başlamayı zorunlu kılmayan ve her yeni durum için illa ki doğrudan deneyimi dayatmayan bir maymuncuk.
Buna modern dilde kültür diyoruz...