Üniversite hocalarımdan birisi" her ne kadar ökaryotik ve prokaryotik canlıları gelişmişlik bakımından kategorize etsekte aslında sizin aşağı gördüğünüz bir canlıda eğer soyunu devam ettiriyorsa o canlı gelişmiş ve üstün bir canlıdır " derdi. Bilgi aktarımı demekle genetik mirası kast ediyorsanız eğer hayat suda çok basit bir şekilde başladı zamanla gelişerek evrimsel süreçlerle daha karmaşık seviyelere ulaştı. Doğal seçilim yoluyla ekolojik hiyerarşi içerisinde bazı şartlara zorlandı, çok büyük beslenme, çevre v.b avlanma alanları, bitkilerde arazide yayilim gibi savaşlar oldu
Önce mesela toprak yaratıldı toprak anakaya dır. Tabiat şartları kayaları (liken asitleri, rüzgar yağmur, heyelan deprem v.b)ekstrem koşullarda ufalar ama bu küçük maddeler toprağı oluşturamaz kum oluşur. Kumun toprağa dönüşmesi için organik madde ile doyurulmasi gerekli hayvan artıkları cesetleri öncül bitkilerin ölmesi zamanla kumu toprağa dönüştürür böylesine rekabetin olduğu ortamlarda hayatta kalmak için her yol denenir başarılı olanlar hayatını sürdürür başaramayanlar yok olurlar bazen coğrafi bariyerler ,bazen yiyecek alışkanlıklarının değişimi, çevre şartları bazen de rekabetten avcidan kaçmak türleşmeyi tetikler tüm bu uyum çabalarına rağmen hayatta kalmaya uyum sağlayamayanlar soyunu devam ettiremezler. Bu hangi canlı olursa olsun kendi doğasına yetecek kadar gelişmiştir örneğin bebekleri getiren bir leylek ya da akbaba bizi ilkel bunlar uçamaz bizim kadar hızlı değil diye eleştirmez her canlı doğadaki nişine göre avantaj sahibidir uçağa binip seyahat etmek mi yoksa kanatlanıp uçmak mı daha güvenilir olur. Aslında uçağı tasarlarken bizler de kuşları taklit etmemişmiydik. Her canlı özeldir hepimiz bir olunca sistem çalışıyor doğada ya avcı ya da av oluruz başka şimdilik bilgilerimiz bu kadar ilerde yeni keşifler oldukça daha çok şeyler öğreneceğiz. [1]
Memeli türler içerisinde en zeki canlılar bizleriz. Şimdi olaya biraz tersinden bakalım. Pek çok memeliye göre, neredeyse en yavaş koşan, hassas burna sahip olamayan, kulakları pek çok memeliye göre en az duyan, gözleri çok iyi renk ayırt etme dışında vasat sayılan (çoğu memelinin gece görüşünün bizden iyi olduğunu hatırlatmak isterim), bir türüz. Avlanmak için pençelerimizin ve çok güçlü, kocaman çenelerimizin olmadığını da belirtmek gerekir. Günümüzde yağmur ormanlarına uyum sağlamış bize en yakın akrabamız olan şempanze ve maymun türlerinin de bizden çok farklı bir yanları yok.
Yaklaşık 10 milyon yıl önce yaşanan iklim değişikliği pek çok yağmur ormanının ve bitki türlerinin zarar görmesine neden oldu, özellikle bu dönemde, çevre şartları değişen primat türlerinden, Hominina (iki ayak üzerinde yürüyen insansıların) türlerinin ortaya çıktığını görüyoruz. Bu türlerin değişen şartlara uyum sağlaması için tek bir silahı vardı. Akıllarını kullanmak ve avlanmak için alet yapmak. Bu o kadarda kolay bir şey değildi elbette, pek çoğu doğal seçilim ile yok oldu veya başka daha gelişmiş üyelere doğru evrildi. Sonuç olarak; bu türlerin hayatta kalabilmek için tek bir şansları vardı, ve bunu sadece Homo Saphiens başarabildi.
Üstün görmek anlamındak "İYİ" göreceli bir kavramdır. Bu durumda da sorulması gereken soru "Neye göre?" 'dir. Bir çok hayvanın bizden hayatta kalma açısından daha etkili kullanabileceği uzuvları, yetenekleri vardır. Fakat insanda diğer hiçbir hayvanda olmayan bir özellik vardır bu da "Soyut Düşünme"'tir. Bunun en bariz örneği günlük hayatta çok kullandığımız kelimeerdir. Bir çok kişiye garip gelse de kelimeleri doğru kullanabilmek insana özgü olan çok ayırt edici bir özelliktir. Bunun nedeni ise aklımızda kelimeler ile düşünürken aslında var olmayan bir nesneyi sadece hayal kurarak çeşitli düşüncelerde bulunmak çok üst bir yetenektir. Örnek vermek gerekirse kelime olan "Elma" dendiği zaman herkesin aklına yuvarlak sert bir meyvenin gelmesi, bu kelime ile bu meyvenin ne derece özdeştiğini ve hayal yeteneğimizin gelişimini gösterir.
Bunun iki nedeni var: canlıların zeka gelişiminde eller önemli bir faktör, çünkü zaman zaman tesadüfen yapılan buluşlar zaman zaman da gelişen zekamızın yordamı ile ürettiğimiz karmaşık mekanizmalar nesneler ile etkileşime girmemize olanak sunan uzuvlarımız yardımı ile bizi daha da ileriye taşıdı zaten dikkat ederseniz elleri insanımsı olan canlıların genel zekası diğer canlılardan daha gelişmiş denebilir, kargalar ve yunuslar bazı alanlarda zeka bakımından sizi şaşırtabilirler ancak şempanzeler daha çok insan gibi genel bir zekaya sahip. Nesneler ile olan etkileşimler ve evrimleşmenin mekaniklerini incelediğimiz zaman aslında bir nevi doğada bulunan nesneler ile girdiğimiz etkileşimler sonucu onları daha iyi kullanmayı öğrenerek daha iyi hayatta kalabildiğimiz için zekamız gelişti, imkanları kullanma becerisi insanların hayatta kalma olasılığını artırdı, insanın gelişmiş el yapısına sahip olması burada büyük rol oynadı.
Yani bu dünyada ancak bir taş tutularak yerinden kaldırılabiliyordu insanlar da o taşı tutup kaldırdı sonra başka seçenekler ortaya çıktı onlar da zamanla yapıldı.
Diğer bir nedenide; primatlardan sivrilen insanlar evrimin yapısı ile alakalı daha doğrusu bu mutasyonlar ile ilgili, bu biraz rastgelelik içeren bir konu, ama ben buna inanmıyorum bence uzaylılar ya da yaradan, primatları geliştirip insana dönüştürdü ya da insanlar primatların yanında sırıtmayacak bir şekilde yaratıldı...[1]
Belki de var!
Ancak bu gezegende ve bilgimiz dahilinde değil.
Ancak buradaki temel mesele ve sorudan bağımsız olarak ve af dileyerek; gezegeninimiz ölçeğinde türümüzün bu denli zeki olmasına yönelik “neden başkası ya da daha zekisi yok” sorusunun kendisinde saklı.
Muhtemeldir ki bu ve benzeri konuya yönelik ve bıkkınlık yaratacak kadar aynı şeyi tekrar ettiğim olmuştur, affola: Neden ve sonuç problemi…
Türümüzün bu kadar zeki oluşu evrimsel süreçlerin seyrinin ve bu seyire türümüzün uyumunun bir sonucudur. Türümüz bu kadar zeki olmuş ise, bunun tek bir anlamı vardır: Hep dört ayak üstüne düşmüş… Ya da tersinden: Diğer hiçbir tür bu denli dört ayak üstüne düşme fırsatı bulamamış.
Yani bizim zeki oluşumuz bir kurgunun, önceden planlanmış ve bu plana sadık kalınarak işletilmiş bir sürecin ürünü değil. Aksine, özünde olasılıkçı bir evrenin devinen bir gezegeninde, evrilen bir zemininde seyreden bir sürecin bugün itibarı ile GEÇİCİ adıdır, ve yarın değişmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur.
Fakat özet geçmemiz gerekir ise; türümüzün hep dört ayak üzerine düşmesini sağlayan en önemli dinamo kolektif beyin olmuştur, ki adına toplum diyoruz.
Bu öyle bir dinamo ki; doğanın bağrından doğan en zayıf varlıklardan birini ve doğa ile evrimin adına ve şanına yakışır ve onu bilimsel olarak doğrularcasına en tepeye oturtacak kadara etkili ve belirleyici bir dinamo.
Kısaca adı uyum olan bir dinamo. Salt gezegenin ve vesilesi ile doğanın; kimine göre kaos, kimine göre vahşi olarak tanımlanan, fakat kanımca bedeli fazlasıyla ödenmiş doğum sancıları olan ortaklaşmacıların zaferine alkış tutan bir uyum. Bunu görmek için türümüzün bedeninin hücresel bazda kimlik analizi yeterli olur kanısındayım ki çoğunluğu bizden azade… Sevgiyle…