Merhaba
Evrenin hem fiziği hem de hesaplamayı asimptotik sınırlar içinde tutuyor gibi görünmesi, ilk bakışta bunların “mutlak duvarlar” olduğu izlenimini verse de, bana göre mesele bundan daha tek bir çerçeveyle açıklanamayacak gibi görünüyor. Keza ışık hızı, Planck ölçekleri, entropi artışı ya da bilgi–enerji ilişkileri gibi sınırlar, yalnızca bugünkü teknolojimizin veya mühendislik becerimizin yetmediği noktalara işaret etmiyor. Zira mevcut kuramsal çerçeve içinde doğanın kendi iç tutarlılığını korumasını sağlayan yapısal kısıtlar olarak ortaya çıkıyor ve aynı durum hesaplama için de geçerli olacaktır. Turing hesaplanabilirliği, karmaşıklık sınıfları ya da fiziksel hesaplamanın enerji ve zaman maliyetleri, soyut matematiksel sınırlardan ziyade, fizik yasalarıyla doğrudan bağlantılı görünüyor. Buna rağmen, bu sınırları bütünüyle mutlak ve aşılmaz duvarlar olarak görmekte de temkinliyim. Zira tarih boyunca “kesin” kabul edilen pek çok sınırın, daha kapsayıcı kuramlar içinde yeniden yorumlandığını gördük. Çoğu asimptotik sınır, belirli varsayımlar altında tanımlanıyor ve uzay-zamanın yapısı, yerellik, süreklilik gibi kabuller sorgulandığında, sınırın kendisinden çok onu anlamlandırma biçimimiz değişiyor. Bu nedenle, evrenin fizik ve hesaplamayı kilitlemesi bana daha çok şu an içinde düşündüğümüz ontolojik ve kuramsal çerçevenin derin kısıtlarını yansıtıyor gibi geliyor. Bunlar, salt mühendislik problemleri değil hangi tür süreçlerin, hangi tür bir evrende mümkün olabileceğine dair temel ipuçları sunuyor. Dolayısıyla asimptotik sınırları ne geçici mühendislik engelleri ne de değişmez metafizik duvarlar olarak görüyorum. Onları, bilginin, nedenselliğin ve hesaplanabilirliğin mimarisini tanımlayan fakat yeni kuramsal atılımlarla anlamı ve yorumu değişebilecek yapısal sınırlar olarak değerlendiriyorum. Saygılarımla