Öncelikle konuya ilgisi olanların, Jean-Jacques Rousseau'nun yazdığı "Toplum Sözleşmesi" kitabını okumadılar ise okumalarını tavsiye ediyorum.
Aynı türden canlılarda gruplaşmalar ve savaşlar olmuştur. Ancak insanda bu gereksiz nefretçilik, ırkçılık ve soykırım gibi etik dışı dediğimiz sınırlarımızı aşmıştır. Bilmemiz gerek ki etik çizgisi diğer canlılarda bulunmamakla beraber sadece insanlarda empatinin ve vicdanın bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır.
Peki neden düşünebilen bir insan etik sınırlar benimsemesine rağmen ırkçılık yapmaya özellikle böyle bir dönemde devam edebiliyor. Cevap açıkcası tarihseldir. Canlılar birbiriyle zaten hayatta kalabilmek için savaş içindedir. İnsan gibi düşünebilen bir canlının "fikir" dediğimiz kavrama bile şiddetle düşmanlık gösterebilirken, insanlar arasında sınırların konulması bence yapılabilecek en barışsever hareketti. Çünkü insanlar hayatta kalabilmek için sadece kendi grubuna değil kendi grubundakilerinin düşüncelerinede mesafeli olabiliyorlardı. Bu mesafeler grup içinde grupları doğurdu.
Sadece ırksal değil fikirsel bir ön yargıya sahipken dünyayı çevreleyebilecek bir türün grupları arasında sınır çekmesi belkide o anki en akıllıca seçimdi. Çünkü ya canlı tehtit olarak gördüğü türü yok eder ya da iş birliği yapar (tit-for-tat yani kısasa kısas ilkesi). Bu sayede sınır çizmek barışı için tek seçenekti.
Bu kısma kadar sınırların neden gerektiğini anlattım ama eğer olmasaydı 2 seçenek olurdu: Ya insanlık ön yargı kavramını kendi genetiklerinden kısmen silecekti. (Dip not: Irkçılık aslında ön yargı kavramından gelir bu da aslında canlıların besinlere veya çevreye hızlı tepki vermeleri için elzemdir.) Ki bu ihtimalin gerçekleşmesi eski çağ insanı için neredeyse "itopik, mucizevi" olurdu. Ya da insanlar arasında ne zaman farklı bir tür ve fikir kısaca bir grup oluştu o zaman güçlü olan o diğer grubu yok etmeliydi. 2 seçenek dışında insan daha akıllıca bir yol izleyip kısa kısas ilkesini benimsemiş olacak ki sınırları var etti. Tabii ki Jean-Jacques Rousseau'nun bahsettiği "özel mülkiyetin çıkışı" hatta sizin sorduğunuz üzere grup mülkiyetin çıkışının bile aslında barışcıl bir nedeni vardır.[1][2]
Kısacası, Irkçılık sınırlarla değil ön yargıyla var oldu. Eğer sınırlar olmasaydı ya itopik ya da her yeni fikirde fikri yok eden distopik bir dünyada olurduk. Gerçekçi olmak gerekirse cevabım budur.
Kaynaklar
- Jean-Jacques Rousseau. The Social Contract & Discourses By Jean-Jacques Rousseau. Alındığı Tarih: 14 Şubat 2026. Alındığı Yer: Gutenberg | Arşiv Bağlantısı
- J. Rousseau. (2006). Toplum Sözleşmesi. ISBN: 9789754589481. Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.