Beyin, verimlilik üzerine çalışan kusursuz bir sistemdir. Günlük hayatta tekrarlanan ve hayati olan birçok eylemi (nefes alma, göz kırpma, yürüme, yutkunma, salya üretimi gibi) otomatik moda alır. Bu görevler beynin "şuur dışı" kısımları tarafından, özellikle beyin sapı ve beyincik gibi alanlarca yönetilir. Böylece bilinç, daha karmaşık meselelerle ilgilenebilir: karar vermek, düşünmek, hayal kurmak gibi.
Ama işin sırrı şurada başlar: Sen o anda farkına vardığında — yani bilincin o otomatik eyleme yöneldiğinde — sistem değişir. Artık bilinç devrededir. Ve bilinç, ne yazık ki manuel çalışır.
Neden mi kontrolü kaybediyoruz?
Çünkü:
1. Bilinç, yavaş çalışır.
Otomatik sistem milisaniyelik hızlarla işlerken, bilinç devreye girdiğinde eylem analiz edilmeye, ölçülmeye, düşünülmeye başlanır. Yani "yapmak"tan çıkıp, "yaptığını düşünmeye" başlarsın. Bu da akışı bozar.
2. Kontrol edemediğimiz şeyleri kontrol etmeye çalışırız.
Mesela düzgün yürürken “ben şu an nasıl yürüyorum?” diye düşündüğünde, ayaklarını fark etmeye başlarsın. Bu farkındalık, dengeyi bozar çünkü beyin artık akışta değil, dikkat modundadır.
3. "Meta-farkındalık", sistemi kilitler.
Kendini düşünmek → düşünen benliği gözlemlemek → gözlemleyeni sorgulamak... Bu sonsuz aynalar koridoru gibi bir şeydir. Ve aynalar arasında yönünü şaşıran yolcu gibi, bilinç de eylemin doğal ritmini kaybeder.
Sonuç olarak bilinç, doğal olanı analiz ettiğinde, doğallık bozulur. Çünkü bazı şeyler sadece "olur". Düşünmeden, ölçmeden, bilmeden... Nefes alırsın ama nefes almayı düşünmeye başladığında, o artık sana ait olmaktan çıkar.