Her önemli fikir için -tabii kendi boyutlarında bu geçerli olmalıdır. İçimizden sadece gelip geçiyorsa, yok hükmünde demektir. Ona yinelenen, sık sık tezahür eden, içten bir dikkat gösterilmesi gerekir; kendi başına yaşayacak hale gelmeden, bir organizasyon merkezi olmadan önce onu bırakmaktan kaçınılmalıdır. Onu bilinçte uzun süre korumalı ve sık sık geri dönülmelidir: Böylelikle fikirlerin ortaklaşması adı verilen o gizemli mıknatıslama gücüyle üretken düşünceleri ve güçlü duyguları kendine çekmesini ve onları bünyesine katmasını sağlayacak canlılığı kazancaktır.
Düşük ücretli, pek değer verilmeyen, geleceği, ufku olmayan, insanın bir iskemlede ömür çürüttüğü, her gün hemen hemen kısır bir uğraşın boşluğu içinde yeteneklerinin gerilemesine ve adım adım paslanmasına tanık olduğu, ama buna karşılık düşünmekten, istemekten ve eyleme geçmekten kurtarılmanın kelimelerle dile getirilmez sevinicini bulduğu memurluk görevleri... Vesayetçi bir yönetmelik... insanın faaliyetleni bir duvar saatinin düzenli hareketi içine sokar ve onu eyleme geçmenin ve yaşamanın yorucu onurudundan muaf tutar.
(...)en çok zamanı kaybettiren başlanmış ve bitirilmemiş işlerdir.
Bir tembellik ve zevk yaşamını kabul etmek, insan yaşamının ancak bir zevk aracı olarak değer taşıdığı varsayımını fiilen kabullenmek demektir.
İrade güçlü bir duygu, bu duyguya etki etmek isteyen her düşünce kendini tutkuyla renklendirmelidir.
Hemen hepimiz tavır aldığımızı, önümüzdeki birçok yoldan birini seçtiğimizi düşünürüz. Maalesef hemen her zaman, bu karar içimizde alınsa da bizim tarafımızdan alınmamıştır. Bilinçli irademizin bunda hiçbit katkısı olmaz: Kesin zaferlerinden emin olan eğilimler, bir anlamda aklın düşünüp taşınmasına izin vermeye rıza gösterirler; kendini hükümdar sanmanın kısır tatminini ona bağışlarlar, ama aslında resmi geçitlerde boy gösteren, nutuk atan, fakat yönetmeyen bir meşruti hükümdardır söz konusu olan.
Zaman onu doğru kullanana yanlış yapmaz.