''Eğer'' dedi kendisine, ''sadece zevk ve acı varsa. Her şey sadece onlardan ibaretse tek bir çözüm kalıyor geriye: acıdan zevk almak. Böylece hayat sadece zevk olacak.''
Kurtulmaya gelmiyoruz bu dünyaya, daha da saplanmak için buradayız. Dibine kadar. Onun için çürüyor bedenlerimiz ölünce...
Kendimi ölümsüz olarak görüyorum. Mekân ve zamandan kopalı yıllar oluyor. Bir kıza âşık olmuştum. Onu görmek için altı saat yol almam gerekiyordu. Bir sabah, treni kaçırdım. Âşık olmaktan vazgeçtim. Kendinden vazgeçmenin ne olduğunu asıl ben bilirim. Benim adım Kaygusuz Abdal. Tanrı'dan vazgeçtim. Ölmekten vazgeçtim. Çünkü ölürsem ve eğer yukarıda beni ödül ve ceza sisteminin bekçileri bekliyorsa çok büyük kavgalar etmem gerekecekti.
Öldürmenin provasını yapmak için buradalar. Kendilerini ya da başkasını. Fark etmez çünkü onlar Batı'dalar...
'' Aslında anlamalıydık. İlkokulun bahçesinde uyanmalıydık. Hazır ol! Rahat! Dikkat! Sağa bak! Tesadüf değilmiş hiçbiri. Devamı varmış meğer. Alıştırmaymış onlar. Gerisi buradaymış. Milliyetçiliğin bir din olduğu bu ülkede, zorunlu hale getirilmediği takdirde askerlik hizmetine gönüllü bulamayacaklarından korktuklarını anlamalıydık!''
Davranışa dönüşen düşünceler daima geçmişe aittir.
Çelişki,buz tutmuş bir göldür.