Bugün
Bugün hazırlanıyor.
Bugün hazırlanıyor.
Bir iskemleye oturtmuşlar seni; gözlerin bağlı.
Ölmezsen, öldürmezseler, sakat bile bıraksalar, buralardan çıkarsan, gün gelir de bir gün buradan çıkarsan, toprağın üzerinde, güneşin altında, insanların arasında bir alçak gibi yüzün eğik dolaşmamak isteğindesin. Kesin, kesin bir istek bu. Basılmış, ezilmiş de olsan, bir papatya gibi yaşamak kararındasın, ezilmiş, yaralı bir papatya.
Al kurula başını. Hasta olursun.
Aldın havluyu. İçin dostlukla, kardeşlikle kabarıverdi. Hazırsındır insanları sevmeye. Hep birilerine güvenmek, birilerine yakınlaşmak, bir şeyler vermek isteğiyle dolusundur. Güzel bir görüntüyü, güzel bir ezgiyi, güzel bir şiiri, bütün güzellikleri bölüşecek, paylaşacak birileri olsun istemişsindir. Senin yapında vardır bu sevecenlik. Yakınlaşmalarının çoğu yıkımlarla bitmiş olsa da böylesindir.
En mutlu ânı işaret ettiğimizde, onun çoktan geçmişte kaldığını, bir daha gelmeyeceğini, bu yüzden bize acı verdiğini de biliriz. Bu acıyı dayanabilir kılan tek şey, o altın andan kalma bir eşyaya sahip olmaktır. Mutlu anlardan geriye kalan eşyalar, o anların hatıralarını, renklerini, dokunma ve görme zevklerini bize o mutluluğu yaşatan kişilerden çok daha sadakatle saklarlar.
Tuna beni gözünde büyütüyor. Yalnız o mu? Çocukluğumdan beri çevremdeki insanların büyük bir bölümü bunu bana hep yapıyorlar. Belki de sorun bendedir? Ben, belki de insanlara 'mükemmel bir imge' vermek yanlışıyla doğmuşumdur. İnsanlar beni çok güçlü, çok akıllı, zeki ve başarılı bulur daima. Böyle damgalanmış birinin yanlış yapmak veya zayıf olmak hakkını da elinden aldıklarını asla düşünmezler ama... En sevdiklerim bile bir hata yaptığımda şaşırır, zayıflıklarımla tanışınca bunalır, telaşa kapılırlar.
Evin içine ve dışına cömertçe serpiştirilmiş bakımlı çiçeklerin, yalnızca renk ve kokularıyla sevinç saçtıklarını anlatmak, aslında hiçbir şey anlatamamaktır. Çünkü bu manzarayı arkadan asıl destekleyen duygu; devamlılık, yaşama bağlılık ve geleceğe dair umuttur. Bu çiçekler, sorumluluk alacak kadar iyi hissetmeyi, ilgiyi, yaşama evet demeyi, direnmeyi ve ayakta kalmayı simgeler. Tek tek ilgilenilmesi gereken yirmilerce, otuzlarca saksı çiçek en azından, başka canlıların sorunlarına zaman ayıracak kadar kendi sorunlarını çözebileceğine inanmış olmayı gerektirir. Evinin içini ve dışını kendi bakacağı çiçeklerle döşemek, insanın yerleşebilecek kadar huzurlu, cesur ve kararlı olduğu anlamlarını da taşır.
Sanmak ile olmak arasındaki uçurumdan hep nefret ettim!
Sanmak, içinde umutlar, düşler ve heyecanlar vaat eden çok boyutlu bir kavramken, olmak gerçeğin sert, kalın, köşeli ve katı üç boyutunu taşır yalnızca...
Ne mutludur o, oluşlarının içine sanışlarını da katmayı başaran insanlara...
Kendimi ölümsüz olarak görüyorum. Mekân ve zamandan kopalı yıllar oluyor. Bir kıza âşık olmuştum. Onu görmek için altı saat yol almam gerekiyordu. Bir sabah, treni kaçırdım. Âşık olmaktan vazgeçtim. Kendinden vazgeçmenin ne olduğunu asıl ben bilirim. Benim adım Kaygusuz Abdal. Tanrı'dan vazgeçtim. Ölmekten vazgeçtim. Çünkü ölürsem ve eğer yukarıda beni ödül ve ceza sisteminin bekçileri bekliyorsa çok büyük kavgalar etmem gerekecekti.