Tuna beni gözünde büyütüyor. Yalnız o mu? Çocukluğumdan beri çevremdeki insanların büyük bir bölümü bunu bana hep yapıyorlar. Belki de sorun bendedir? Ben, belki de insanlara 'mükemmel bir imge' vermek yanlışıyla doğmuşumdur. İnsanlar beni çok güçlü, çok akıllı, zeki ve başarılı bulur daima. Böyle damgalanmış birinin yanlış yapmak veya zayıf olmak hakkını da elinden aldıklarını asla düşünmezler ama... En sevdiklerim bile bir hata yaptığımda şaşırır, zayıflıklarımla tanışınca bunalır, telaşa kapılırlar.
Evin içine ve dışına cömertçe serpiştirilmiş bakımlı çiçeklerin, yalnızca renk ve kokularıyla sevinç saçtıklarını anlatmak, aslında hiçbir şey anlatamamaktır. Çünkü bu manzarayı arkadan asıl destekleyen duygu; devamlılık, yaşama bağlılık ve geleceğe dair umuttur. Bu çiçekler, sorumluluk alacak kadar iyi hissetmeyi, ilgiyi, yaşama evet demeyi, direnmeyi ve ayakta kalmayı simgeler. Tek tek ilgilenilmesi gereken yirmilerce, otuzlarca saksı çiçek en azından, başka canlıların sorunlarına zaman ayıracak kadar kendi sorunlarını çözebileceğine inanmış olmayı gerektirir. Evinin içini ve dışını kendi bakacağı çiçeklerle döşemek, insanın yerleşebilecek kadar huzurlu, cesur ve kararlı olduğu anlamlarını da taşır.
Sanmak ile olmak arasındaki uçurumdan hep nefret ettim!
Sanmak, içinde umutlar, düşler ve heyecanlar vaat eden çok boyutlu bir kavramken, olmak gerçeğin sert, kalın, köşeli ve katı üç boyutunu taşır yalnızca...
Ne mutludur o, oluşlarının içine sanışlarını da katmayı başaran insanlara...
Biz insanlar çelişki dolu tuhaf yaratıklarız. Baksana halimize, kendi inşa ettiğimiz hapishanelerde yaşıyoruz adına ev, aile, akrabalar, töreler diyerek... Sonra bu duvarların arasında boğulup çıldırıyor, ama yıkılmasın diye de uğruna hayatımızı siper ediyoruz...
Zorbalar; başa çıkamadıkları, korktukları her şeyi tarih boyunca daima yakmışlardı. Zorbalar; insanları, kitapları, binaları hep yaktılar... Zorbalar korktukları herkesi cadı ya da şeytan diyerek cayır cayır hep yaktılar!
Düşünceler ve düşler yanmaz maddeden yapılıyor oysa...