Evet. Unutulacağız. Yazgımız böyle yazılmış, elden ne gelir. Bize ciddi, önemli, hem de çok önemli görünen şeyler, gün gelecek, unutulacak ya da önemsiz görünecek. İşin ilginç yanı, gelecekte neyin önemli ve yüksek değerde, neyin zavallı ve gülünç sayılacağını bugünden hiç bilemeyişimiz. Bize böylesine olağan görünen şimdiki yaşamımız da, gün gelecek, tuhaf, yakışıksız, budalaca, pek de temiz olmayan ve hatta belki, günahkâr bir yaşam sayılacak...
Kim olduğu gösterilince
insan daha iyi biri olur.
Yaşamak için gücün yokken bekleyebilirsin, oysa yaşamak gerekli ve sen yaşamak istiyorsun.!
Bizi göklere çıkaran yalan, bize, gerçeklerin karanlığından daha değerlidir.
Mutluluk yoktur ve olmak zorunda da değildir. Eğer hayatta bir anlam, bir amaç varsa,bu anlam ve amaç asla bizim mutluluğumuzda değil, daha akıllıca, daha yüce bir şeylerde saklıdır.
Oğlum bütün gün acı çekti, minicik gözleriyle bakıp susuyor, bir şey söylemek istiyor ama yapamıyor. Tanrı babamız ve göklerin kraliçesi! Acıdan ayakta duramıyordum, yatağın yanında dikiliyorum sonra düşüyorum.. Söylesene, dedeciğim, küçük olan biri ölmeden önce neden acı çekmek zorunda? Büyük biri, mujik yada kadın acı çekince günahları bağışlanır, ama küçük olanın günahı olmaz ki? Neden?
Aklımızı zorlayıp, kaşlarımızı çatıyor,
Yazıyor, yazıyor ve yazıyoruz.
Durup dinlenmeden,
Ne şimdi, ne de gelecekte tek bir övgü beklemeden.