Kaz Dağları'nda Neler Oluyor? Altın Neden Bu Kadar Değerli? Neden Siyanür Kullanılacak?

Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Eğer bir nebze olsun haberlere maruz kalıyorsanız, Kanadalı Alamos firmasının Çanakkale'nin Kaz Dağları'na 40 kilometre uzaklıktaki Kirazlı Köyü bölgesinden altın çıkarma projesini duymuşsunuzdur. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın sayımına göre 13.400, bizzat Alamos firması tarafından yapılan ve Çevresel Etki Değerlendirmesi, yani ÇED raporuna giren sayıma göre 45.650, TEMA Vakfı'nın uydu görüntüleriyle, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Doğanay Tolunay'ın hektar analiziyle yaptığı sayıma göreyse 200.000'e yakın ağacın kesilmesi söz konusu... İşin trajikomik tarafı ise, firmanın adı olan Alamos'un köken aldığı "alamo" sözcüğünün İspanyolcada "kavak ağacı" anlamına geliyor olması... 

Ancak gelin bugün ağaçlara değil de, bu projenin ana hedefinde olan toprağın altına, yani altın denen değerli madene, bunun neden bu kadar değerli olduğuna, nasıl çıkarıldığına, çıkarılırken uygulanan işlemlerin ne tür ekolojik problemler yaratabileceğine bir bakış atalım.

Bugüne Kadar Paralarda Kullanılan Elementler

İnsanın, altına olan düşkünlüğü oldukça ilginçtir. Sıra dışı pek bir özelliği olmamasına rağmen, 118 farklı seçeneğin bulunduğu periyodik tabloda altın, insanın para birimi olarak seçtiği birkaç elementten bir tanesi. Peki neden altın? Mesela neden osmiyum ya da bizmut değil? Ya da seaborgiyum?

Aslında insan popülasyonları farklı metallerle para denemeleri yapmıştır. Örneğin Doğu Afrika ve Uganda'da 1907 yılında alüminyum (Al) bozuk paralar dağıtıma girmiştir (ki bundan önce de bu kısa aralıklarla denenmiştir). Çin'in Guizhou bölgesinde 10 sentlik paralar 1931 yılında antimon (Sb) elementinden üretilmiştir. Karbon (C) elementi de birçok demir ve çelikten üretilen para biriminde değişen miktarlarda, özellikle 1. Dünya Savaşı sırasında kullanılmıştır. Krom (Cr), diğer elementlerden üretilen paraların kaplamasında kullanılmıştır. Manganez (Mn), özellikle savaş sırasında ABD tarafından üretilen nikel (Ni) ile birlikte kullanılmıştır (saf nikel ise İsviçre tarafından 1881 yılında 20 Rappen'de kullanılmıştır). 1943 yılında Polonya magnezyum (Mg) bozuk paralar basmıştır. Rusya'da 1828-1845 yılları arasında 3, 6 ve 12'lik bozuk para rubleler Çar 1. Nicholas tarafından platin (Pt) kullanılarak basılmıştır. Ancak bunlar geçici denemelerdir. Bozuk para dendiğinde akla bakır (Cu), altın (Au), demir (Fe), kurşun (Pb), gümüş (Ag), kalay (Sn) ve çinko (Zn) gelir.

Üzerinde altın birikimleri gözüken bir taş parçası...
Üzerinde altın birikimleri gözüken bir taş parçası...
High Country Gold

Bu da bize, ekonomiyle ilgili temel bir gerçeği gösteriyor: Bir madenin değerliliği, onun varoluşsal niteliği değil, insanların ona verdiği değerden kaynaklanmaktadır. Yani 1828-1845 yılları arasında platin, Rusya İmparatorluğu topraklarında kimyasal bir evrim geçirerek özel ya da "über" bir değer kazanmamıştır. Çar 1. Nicholas, 3, 6 ve 12'lik bozuk para rublelerini platinden üretme kararı almış ve toplum da bu karara uyarak, o elementten üretilen paraların değerli olduğuna kanaat getirmiş, alışverişlerinde kullanmıştır. Yoksa bir kağıt parçası veya metal bir yuvarlağın, bizim ona yüklediğimiz anlam haricinde pek bir anlamı yoktur. İşte buna, ekonomide "algılanan değer" demekteyiz; yani gerçekte özel bir değeri olmasa da, insanlar tarafından biçilen değer veya anlam...

Altın Standardı

Bunlar arasındansa altın, vazgeçilmez bir tercih olarak karşımıza çıkar. Öyle ki, on yıllar boyu ülkeler altın standardı adı verilen ekonomik bir standardı kullanmışlardır. Bu standart, bir ülkenin ekonomik para biriminin, sabit bir miktar altın fiyatına eşitlenmesi demektir.

Altın standardında farklı yaklaşımlar mevcuttur: Örneğin ülkenin para biriminin değeri, dolaşımda olan altından yapılan bir paranın değerine göre belirlenebilir. Bir diğer yaklaşımda, dolaşımda hiç altın para yoktur; sadece yetkililer talebe göre eldeki altınlardan sabit bir fiyattan satarak dolaşımdaki para biriminin değerini kontrol ederler. Bir diğer yaklaşımda ise devlet, kullanılan para biriminden bağımsız olarak, bir diğer devletin para birimiyle sabit fiyattan altın satışı yapar. Bu, tam bir altın standardı olmasa da, de facto bir altın standardı yaratır; çünkü paranın değeri sadece altına göre değil, kullanılan para biriminin değerine göre belirlenmiş olur.

Birçok ülke artık altın standardını terk etmiştir. Buna yazımızın sonunda geleceğiz.

Diğer Elementleri Elemek...

Neden altın yerine diğer elementlerin kullanılmadığını anlamak için, diğer elementlerle ilgili olumsuz taraflara odaklanabiliriz. Bunun için University College London kimya profesörü Andre Sella'ya kulak verebiliriz.

Periyodik Tablo
Periyodik Tablo
Science Notes

Zehirli Paralar!

Tablonun sağ tarafında genel olarak asil gazlar (soygazlar) ve halojenler var. Bunlar, gaz oldukları için pratik değildirler; çünkü yanınızda şişeler halinde gaz taşımak istemezsiniz. Tabii bu gazların birçoğu renksiz olduğu için, ürün karşılığı ödediğiniz paranın ne olduğunu bilmenin kolay bir yolu yoktur; sonuçta şişenin içinde ne olduğunu bilemezsiniz.

Bunlar arasında sıvı olarak gözümüze çarpan iki element cıva (Hg) ve brom (Br). Bu elementlerin her ikisi de insan için zehirlidir. Bu nedenle arsenik (As) ve benzerleri de işlevsizdir.

Patlayan Paralar!

Periyodik cetvelin sol tarafındaki elementler, yani alkali metaller ve toprak alkali metaller ise kimyasal olarak fazlasıyla dengesiz ve reaktiftir. Örneğin lisede kimya dersi aldıysanız, sodyum (Na) ve potasyum (K) üzerine su damlatıldığında nasıl bir reaksiyon oluştuğunu hatırlayabilirsiniz: Bu elementler önce kabarır, sonrasındaysa patlarlar!

Radyoaktif Paralar!

Bu yaklaşımla, radyoaktif elementleri de eleyebiliriz; çünkü cebimizde taşıdığımız paralar bizi kanser etmemelidir. Toryum (Th), uranyum (U), plütonyum (Pu), rutherfordyum (Rf), seaborgyum (Sg), moskovyum (Mc), einsteinyum (Es) gibi elementler elenmiş oluyor.

Bulması Aşırı Zor Paralar!

Altın ile ilgili olarak nadir bulunma özelliğinin bir avantaj olarak görüldüğünü duymuş olabilirsiniz. Bu doğrudur da! Ancak bir elementi bulmak imkansıza yakınsa, o zaman da işlevsiz olacaktır. İşte toprak metalleriyle ilgili sıkıntı budur. Çok nadiren bulunurlar ve dahası, diğer elementlerden ayırmak oldukça zordur. Cebinizde ne olduğu belirsiz bir karışım taşımak istemezsiniz.

Eritmesi Mümkün Olmayan Paralar!

Öte yandan sol tarafta titanyum, zirkonyum gibi sert ve dayanıklı elementler var. Fakat bunlarla ilgili sorun da, eritmenin oldukça zor olması... Milattan önceki bin yıllarda bu maddeleri cevherlerinden ayırmanız için ayrıştırıcı kazanınızı yanınızda taşımanız gerekecekti. Ve elbette böyle özel araçlar o zamanlar bulunmuyordu.

Para Adayı Olan Elementler

Tüm bu eleme süreci sonrasında elimizde sadece birkaç element kaldı. Bunlar arasında adına aşina olduğumuz çok miktarda element var: Demir, alüminyum, bakır, kurşun ve gümüş. Dünya'nın dış kabuğunun kıtasal katmanlarını oluşturan elementleri bulunma sıklığına göre dizecek olursanız, hem çok nadir olmayan, hem de oda sıcaklığında katı olan metallerin Rutenyum, rodyum, paladyum, tellür, renyum, osmiyum, iridyum, platin ve altın olduğunu görürüz. Bunlar aşağıdaki görselde sarı bölge içinde gösterilmiştir. Bunlar "soylu metaller" olarak biliniyor. Çünkü diğer maddelerden ayrı durarak zor tepki veriyorlar. Ayrıca oldukça da nadir bulunuyorlar ki bu da, para birimi olması için önemli bir ölçüt.

Dünya'nın dış kabuğunun kıtasal katmanlarını oluşturan elementleri bulunma sıklığına göre dizilimi
Dünya'nın dış kabuğunun kıtasal katmanlarını oluşturan elementleri bulunma sıklığına göre dizilimi
Wikipedia

Eğer demir pas tutmasaydı, para için güzel bir kaynak olurdu. Çünkü çevrede çok fazla var. Ama çok büyük boyutlarda bozuk parası taşımak zorunda kalmış kalabilirdiniz. Gümüş ve altın dışındaki tüm nadir elementlerde tam ters sorunlar var. Çok az bulunuyorlar, bu yüzden çok küçük oranda taşımak zorunda kalırdınız, dolayısıyla da çok kolay kaybedebilirdiniz. Ayrıca eritmek de oldukça zor. Platinin erime noktası 1768 santigrat!

Geriye iki madde kalıyor ki, bunlar altın ve gümüş. İkisi çok yaygın değil ama bulmak da fazla zor değil. İkisinin de görece olarak düşük erime noktası var ve böylece bozuk para, külçe, takı haline getirilmesi olay. Gümüş havada çok ufak miktarda kükürtle temas eder etmez kararıyor. Onun için altına böyle özel bir değer veriyoruz.

Altın Neden "Değerli"?

Altının bu kadar değerli olmasının nedeni, kimyasal olarak ilginç olmamasından kaynaklanıyor. Altının bu durgun hali sayesinde, karmaşık bir tasarımla yapılan bir altın timsah, bin yıl sonra da, Londra merkezindeki bir müzede hiç bozulmamış halde bulunabiliyor.

Silver Stackers

Yani altının varoluşsal bir değeri yok. Bir para birimi, ancak biz toplum olarak anlam yüklediğimizde değerli olabilir. Gördüğümüz gibi katı, taşınabilir ve zehirleyici olmaması gerekiyor. Ayrıca adil bir şekilde, az bulunması gerekiyor. Ayrıca altın, parlak sarı renkte. Periyodik tablodaki tüm metaller ise, bakır dışında gümüş rengini taşıyor. Bakır, havadaki nemle karşılaşınca yeşile dönüşüyor. Ve işte altını özel yapan da bu.

Altınla ilgili bir diğer konunun iletkenliği olduğu söylense de, altının para birimi olarak kullanıldığı zamanlarda elektriğin henüz keşfedilmemesinden ötürü bunun ona özel bir değer kattığını söylemek zor. Tabii sonradan bu özelliğinin de keşfedilmesi sayesinde popülerliğini korumaya devam etmiş olabilir.

Tabii modern zamanlarda paranın değerini bu özelliklerin hiçbirine göre değil, devletlerin ve merkez bankalarının neye değer biçtiğine göre belirliyoruz. Ortada muhakkak bir tarihsellik var; ancak giderek sembolik hale geliyor. Günümüzde altın standardına dayanan ülkeler yok denecek kadar az; çünkü insanlar için altının özel bir değeri kalmadı. İnsanlar için önemli olan alım gücü... Bunu altınla değil, kağıt paralarla, hatta bilgisayar ekranında gördüğümüz dijital sayılarla bile artık yapabiliyoruz.

Ne var ki altın, ekonomik değerinden pek bir şey yitirmedi, çünkü hem elektronik devreler, uzay teknolojileri ve cam yapımı gibi teknolojik ürünlerde, hem de cerrahi tıp, diş hekimliği, radyoloji gibi sahalarda çok yaygın olarak kullanılıyor. Dahası, halen altına değer veren, bir yatırım aracı olarak gören çok sayıda insan var ve bir ürünün pazar değeri kazanabilmesi için insanların ona paha biçmesinin yeterli olduğunu az önce söylemiştim. Bunu günümüzde Bitcoin gibi kriptoparaların sahip olduğu yüksek maddi değerde de görebiliyoruz. İnsanlar değer verip, altına para yatırmayı ve altın ile ticaret yapmayı seçtikçe, bu elementin de değeri korunmaya devam edecek.

Altın Artık Neden Para Birimi Olarak Kullanılmıyor?

Peki nasıl oluyor da altın artık para birimi olarak artık kullanılmıyor?

1973 yılında dönemin ABD Başkanı Richard Nixon'ın, dolar ile altın arasındaki bağı koparması bir dönüm noktası oldu. O tarihten beri tüm para birimlerine dolar üzerinden değer biçildi. Nixon’ın bu kararı almasının gerekçesi, aslında oldukça basitti: ABD’nin altın stokları tükeniyordu. Bu da altınla ilgili problemin ana nedeni. Altının kaynağı ekonominin durumuna değil, maden ocaklarında çıkarılan stoklara bağımlı.

16. yüzyılda Güney Amerika ve geniş altın kaynaklarının keşfi ile altının değeri düştü; diğer her şeyin fiyatıysa arttı. O günden beri sorun, bunun tam tersi. Altının arzı çok sınırlı. Örneğin 1930'deki Büyük Buhran’da altın stoklarını kullanan birçok ülke ekonomik krizden kaçabildi. Bunu yaparak basılı paraya değer kazandırdılar ve ekonomilerini canlandırdılar.

Altına olan talep, bazen çok çılgınca olabiliyor. Arzın sabit olması yüzünden de, altın fiyatları büyük iniş çıkışlar kaydedebiliyor. 2001 yılında 260 dolardan işlem gören 1 ons altın, 11 Eylül saldırıları sonrasında 1.921 dolara çıktı. Şimdiyse 1.230 dolar civarında seyrediyor. Bu da değerli bir madde için pek de istikrarlı bir özellik değil.

Belki de Churchill’in dediği gibi, altın, para birimi olarak en kötü element. Geriye kalanların dışında...

Altın Nasıl Çıkarılır?

Güzel, altının neden bu kadar değerli olduğunu anladık. Peki bunu nasıl çıkarıyoruz. Ve Kirazlı Köyü civarındaki gibi altın kazıları neden çevre için sorun yaratıyor? Bunu anlamak için altının çıkarıldığı madenlerdeki taş ve kayalardan nasıl ayrıştırıldığını öğrenmemiz gerekiyor. Altının çıkarılması gerçekten karmaşık ve çok sayıda bilim dalının bir arada çalışmasını gerektiren bir iş. Gelin hızlıca bir bakış atalım ve neler öğrenebileceğimizi görelim.

Altının çıkarılabilmesi için, öncelikle altın yataklarının tespit edilmesi gerekir. Bunun için jeologlar tarafından hazırlanan haritalar incelenir ve potansiyel alanlar belirlenir. Sonra buralarda uzaktan görüntüleme, jeofizik ve jeokimya alanlarında geliştirilen yöntemlerle analizler yapılır. Hava ve toprak şartları incelenir. Eğer bu analizler umut vaadediyorsa, birkaç noktada delikler açılarak örnekler toplanır. Jeologlar ve maden mühendisleri bu örnekleri testlere tabi tutarak altın bulunup bulunmadığını ve bulunuyorsa ne miktarlarda bulunduğunu tespit ederler.

Fransız Guyanası'ndaki altın yataklarının jeolojik haritası
Fransız Guyanası'ndaki altın yataklarının jeolojik haritası

Burada istatistik devreye girer: Örneklerden yola çıkarak, yatakta ne kadar altın bulunduğu tahmin edilir. Bu sayede kazı yapmaya değip değmeyeceği anlaşılabilir. İnşaat ve makina mühendisleri kazıya engel olabilecek unsurları, örneğin sert kayaların olup olmadığını veya diğer fiziksel engelleri tespit ederler. Tüm bunlar sonucunda projenin devam etmesine izin verilirse, biyologlar ve çevre mühendisleri devreye girer ve projenin çevreye olan etkisi incelenir. Bu etkiler arasında flora, yani bitki örtüsü ile fauna, yani hayvan örtüsünün projeden nasıl etkileneceği, ekolojik dengenin korunup korunamayacağı, su kaynaklarının nasıl zarar göreceği ve benzeri konular bulunur. Tüm bu süreçleri işleten ve denetleyen kurum çoğu zaman devlet kurumlarıdır. Bu kurumlar, kâr-zarar ve risk analizi yaparak projeyle ilgili son kararı verir ve proje hayata geçirilir.

Ancak projenin başlayabilmesi için bölgede madenlerin açılabilmesi gerekir ve bu amaçla yüzey temizliği yapılır. Bu sırada yeryüzünde bulunan ağaçların kazı alanı sınırlarına giren hepsi kesilir, yollar açılır, geçici ofisler inşa edilir, kamyonlar ve maden araçları getirilir. Örneğin Çanakkale'deki maden işletmesinin %98'inden fazlası ormanlık alanda bulunmaktadır - ki bu nedenle çok sayıda ağacın kesilmesi gerekir. Bu ön işlemlerin tamamlanması kimi zaman 1 yıldan uzun sürebilir. Öyle ki, madenin ilk etapta tespit edilmesinden çıkarılmaya başlanmasına kadar geçen sürenin 5 yılı aştığı projeler bilinmektedir. Kirazlı Köyü'ndeki proje de aslında 2010 yılından beri planlanan ve adımları atılan bir proje... Eğer bu süreçte çıkabilecek tüm engeller aşılabilir ve analizler başarılı olursa, kazı başlar. Ancak kazıdan gelen ilk örnekler kârdan ziyade, test amaçlıdır. Yani bu evrede de testler henüz bitmemiştir. Metalurji ve malzeme mühendisleri madenden aldıkları cevher örneklerini inceleyerek altının en iyi nasıl ayrıştırılabileceğini tespit ederler. Tabii projenin daha erken dönemlerinde buna dair belli fikirler vardır; ancak bunlar bu testlerle doğrulanmış olur veya gerekirse yöntemde değişikliğe gidilebilir.

Kazı bir yandan devam ederken, diğer yandan çıkarılan altın, kazı alanından başka bir yerde bulunan bir tesise taşınır. Buradaki tesislerde amaç, altın derişimini artırmaktır; çünkü altın halen diğer taşlara ve metallere karışmış haldedir. İşte bu derişim artırma kısmı, "sakat" olan kısımdır. Kullanılmasına karar verilen yönteme bağlı olarak bu işlem açık veya kapalı tesislerde yapılabilmektedir ve bu durum, çevreye verilecek etkiyi de doğrudan belirlemektedir.

Altın, Cevherin Kalanından Nasıl Ayıklanır?

Altını ayıklamak için birçok yöntem bulunmaktadır: Kütleçekiminden faydalanma, altını yüzdürme, priometalurji, basınçlı oksidasyon, haşlama, klorlama, siyanürleme, biyooksidasyon ve daha nicesi bunlara birkaç örnektir. Hangi yöntemin kullanılacağını cevherin altın oranı, miktarı, projenin büyüklüğü, maliyet, vb. faktörler belirler.

Örneğin yüksek dereceli, yani altın oranı yüksek cevher barındıran madenlerde, metalurji mühendisleri altını klor ile ayrıştırmanın mümkün olacağına karar verebilir. Klor, cevherdeki diğer yabancı elementleri ayrıştırır. Böylece geriye %99.5 civarında saflığa sahip altın kalır. Kullanılan veya yan ürün olarak oluşan klor gazı son derece tehlikelidir; bu nedenle dikkatli olunmalıdır.

Ancak eğer cevher düşük dereceli ise ve klorun kullanılamayacağına kanaat getilirse, işte o zaman 1783 yılında Carl Wilhelm Scheele tarafından icat edilen bir altın saflaştırma yöntemine başvurulur: Siyanür banyosu! 

Siyanür Banyosu!

Cevherin derecesine, yani kalitesine bağlı olarak siyanürü birkaç farklı şekilde kullanmak mümkündür; ancak hepsinde temel olarak yapılan, siyanür ile altını iyice karıştırarak, altını ayrıştırmaktır. Kapalı tesislerde siyanür, değirmen benzeri bir alet içinde altınla karıştırılır. Açık tesislerde ise cevher kütlesi üzerine açık alanda siyanür sıkılır. Her iki yöntemde de siyanür altın iyonlarına bağlanır ve suda çözünebilir hale getirir. Böylece çinko ya da karbon gibi elementler kullanılarak altın solüsyondan kolayca ayrıştırılır ve %96'yı aşan saflıklarda altın elde etmek mümkün olur. Ancak bu süreçte kullanılan siyanürün kendisi herkesin bileceği gibi aşırı toksik bir maddedir. Sıvı siyanür, atık havuzlarında depolanır.

İşte bu depolarda meydana gelecek en ufak bir sızıntı, sadece ağaç katliamının ötesinde bir çevre krizi yaratabilir. Hatta süreç içinde madenin yapısına bağlı olarak arsenik gibi diğer zehirli kimyasallar da açığa çıkıp, güvenliğin sağlanmaması halinde doğaya karışabilir.

Eğer bu işlemler sonucunda geri kalan altın yeterince saf değilse, kimya derslerinizden de hatırlayacağınız son bir işlem daha yapılır: Elektrolitik hücreler içinde bekletilerek, altın üzerinden akım geçirilir. Böylece %99.99 saflıkta altına ulaşılabilir. Böylece işlem büyük oranda tamamlanmış olur.

İşin korkutucu tarafı şu: Kirazlı'da siyanürün kullanılıp kullanılmayacağı konusunda çelişen ifadeler bulmak mümkün; fakat bir tarafın iddiasına göre 20.000 ton siyanür kullanılması bekleniyor. Bu şaşırtıcı olmazdı; çünkü günümüzdeki altın madenlerinin %90'ında temel ayrıştırma yöntemi siyanürdür.

Bu konuda ilginç bir detay da var: Aslında hem siyanürü hızlıca süreçten ayrıştırarak güvenli hale getirmek, hem de siyanürü hiç kullanmamak amacıyla geliştirilmiş çok sayıda yöntem vardır. Örneğin siyanürü detoksifikasyon denen bir süreçten geçirerek daha az zehirli olan siyanata dönüştürmek mümkündür. 2013 yılında Minerals Engineering dergisinde yayımladıkları makalelerinde Nural Kuyucak ve Ata Akçıl siyanürün temizlenmesine yönelik onlarca yöntemden söz etmektedirler. Ya da 2013'te Nature dergisinde yayımlanan bir makalede uzmanlar, mısır nişastasını kullanarak altın ayrıştırmanın bir yöntemini keşfettiklerini duyurmuşlardır, yani siyanüre gerek bile yoktur. Ancak bunların hiçbiri, hem maliyet dolayısıyla, hem de bu yönde dikkate değer bir kamuoyu baskısı olmaması nedeniyle ticari veya yaygın olarak kullanılmamaktadır.

Kuyucak ve Akçıl, halen en yaygın siyanür temizleme yönteminin maden tükenmesi sonrasında havuzlarda siyanürü bekletme olduğunu söylemektedir. Bu işlem sonucunda siyanürün çoğu açık havada kendi başına, zamanla karbondioksit ve azot gibi ürünlere dönüşür; toksik özelliklerini kaybeder. Ama bu yöntem her zaman istenen sonuçları vermez ve ek yöntemlere başvurmak gerekebilir. Ama başvurulur mu? Buna para harcanır mı? Havuzların sızdırmazlığı yıllar boyu garanti edilebilir mi? Bunlar, kritik olan sorular.

Siyanür doğada uzun süreler varlığını koruyabilen bir madde değildir; ancak siyanürün düzenli olarak sızması sonucunda maden alanına 14 kilometre uzaklıktaki Atikhisar Barajı gibi yer altı ve yer üstü su kaynakları yoluyla, siyanürlü topraklarda yetiştirilmiş besinleri yeme yoluyla, havaya karışan siyanürü soluma yoluyla ve hatta siyanürlü toprağa dokunma yoluyla bile siyanür zehirlenmesi yaşanabilir.

Siyanüre maruz kalan, insan da dahil tüm hayvan türlerinde kalp krizi, nefes darlığı, nöbetler ve tansiyon problemleri görülür. Bunları atlatıp hayatta kalan bireylerde bile uzun dönem nörolojik hasar oluşur. Ve siyanürün bu şekilde facialara yol açtığı en az 11 altın madeni felaketi de kayıtlara geçmiştir. Bunlardan 7 tanesinde siyanür doğaya karışarak çeşitli ölçülerde zararlar vermiştir. Birkaç örneğe bakmak, bizi tehditlere karşı hazırlıklı hale getirebilir:

Altın Madeni Felaketleri

1971 yılında Romanya'nın Certej barajı yıkılarak, siyanüre bulanmış 300.000 metreküp suyun Certeju de Sus nehrine akmasına sebep olmuştur. Papua Yeni Gine'deki bir altın madeni felaketi, 2 milyar ton maden atığının çevreye saçılmasıyla ve 50.000 kişinin bundan etkilenmesiyle sonuçlanmıştır. ABD'deki Summitville madeninde 610.000 metreküp siyanürlü su bulundurulurken, maden firması battığını ilan etmiştir. ABD hükümeti bu siyanürü temizlemek için 155 milyon dolardan fazla harcamıştır.

1996 yılında Filipinler'deki Marcopper Maden Felaketi sırasında toksik atıkların çevreye karışmasıyla civardaki 20 köy boşaltılmak zorunda kalmıştır, bölgedeki ekili tarım alanlarının çoğu yok olmuştur. 2000 yılında Romanya'da yaşanan altın madeni kazasında 100.000 metreküp siyanürlü su Someş ve Tisza nehirlerine sızarak Avrupa'nın en büyük ikinci nehri olan Tuna Nehri'ne, oradan da Karadeniz'e dökülmüştür. Yapılan incelemeler, sadece bu atıklar nedeniyle sadece Macaristan'da 1241 ton balığın öldüğünü göstermiştir.

Ufak bir not: Az önce birkaçından bahsettiğimiz 11 kazadan 6'sı, tıpkı Kaz Dağları projesinde olduğu gibi Kanadalı firmalar tarafından işletilmekteydi. Ama şunu da söylemekte fayda var: Kirazlı Köyü'ndeki kazıdan 93 ton altın çıkarılabilecekken, 2018 yılında sadece Çin 404 ton, Avustralya 315 ton, ABD 222 ton, Türkiye 25 ton altın çıkarmıştır.

Dünya çapındaki ana altın yatakları
Dünya çapındaki ana altın yatakları

Türkiye'de bu altınlar 13 ayrı yataktan çıkarılmaktadır. Dolayısıyla altın madenleri son derece sık rastlanan madenlerdir ve çevre felaketiyle sonuçlanan kazaların sıklığı da buna göre epey nadir diyebiliriz. Ancak bu tarz kazalar zaten genellikle bir defa olur ve yapacakları yıkımı yaparlar.

Türkiye'deki madenler
Türkiye'deki madenler

Ek olarak şunu da belirtelim: Dünya'daki tüm altın üretiminin %60'ını yapan 133 maden, Birleşmiş Milletler'in siyanür atıklarını denetlemekle ilgili protokolünü takip etmektedir.

Kirazlı Köyü'ndeki Projeye Bilimsel Bir Bakış...

Uzun lafın kısası, bu tarz riskli projelerde her zaman kâr-zarar hesabı çok iyi yapılmalı. Konu, kimi zaman tarafların göstermeye çalıştığının aksine, basit bir konu değil... Elbette altına sahip olmak, modern ekonomik şartlarda bir topluma büyük avantajlar sağlayacaktır. Ancak çıkarılacak altının ne kadarı Türkiye'ye fayda sağlayacak? 4 milyar dolar değerindeki 93 ton altının %96'sından fazlası Kanadalı firmaya gideceği belirtilmekte...

Dahası, maden işletmelerinin kısa dönemli projeler olmasından ötürü (örneğin bu kazı projesi sadece 6 yıl sürecek), yaratılacak istihdamın ülkeye ne kadar fayda getireceği, karşısındaki risk faktörlerine değip değmeyeceği iyi hesaplanmalı.

Bu tarz projelere verilen devlet teşviklerinin misliyle karşılığının alınıp alınamayacağı iyi düşünülmelidir. Örneğin 28 Temmuz 2019 tarihli Resmi Gazete yayınına göre Türkiye bu proje için 865 milyon lira, yani o günün kuruyla 152 milyon dolar teşvikte bulunmuştur; ancak haber ajanslarının duyurduğuna göre 6 yıl sonunda Türkiye'nin elde edeceği gelir 170 milyon dolar kadardır. Yani bu projeden Türkiye'nin kârı, başka hiçbir gideri veya teşviği olmazsa yılda sadece 1-4 milyon dolar kadardır.

Resmi Gazete

Kıyas olması bakımından, Türkiye'nin gayrı safi yıllık hasılası ise 2018'de 766 milyar dolardı; sadece Çanakkale'nin sadece 2009 yılındaki yıllık tarım hasılası 1.3 milyar dolar kadardır. Firmanın Çanakkale'de yaratacağı toplam istihdam 300 kişidir. Buna karşılık aynı Resmi Gazete sayısında 74 milyon TL teşvik alan Denizli'deki bir tekstil firması 307 kişilik istihdam yaratacaktır. Buna değer mi?

Keza, güçlü bir kamuoyu yaratılarak, bu işletme illa yoluna devam edecekse de tüm güvenlik protokollerinin yerinde ve işliyor olduğundan emin olunmalıdır. Örneğin proje başlamadan önce, madenin tükenmesi sonrası bölgede yapılacağı söylenen rehabilitasyon projelerine, yeniden ağaç dikimi ve ekolojik hasarın onarılacağına yönelik verilen sözlerin düzgün şekilde ve zamanlıca tutulduğundan emin olunmalıdır.

İşte böyle... Bunlar süreçle ilgili temel gerçekler; bunlardan ne sonuçlar çıkarmanız gerektiğini size bırakıyorum. Sanıyoruz konu, yazının başında sözünü ettiğimiz algılanan değer kavramına geliyor: Biz insanların değer algısına göre, böyle bir proje söz konusu olduğunda, çıkarılacak altın ve bundan yaratılacak artı değer mi daha kıymetli, zarar görme riski bulunan ağaçlar, ormanlar, insanlar, hayvanlar, toprak mı... Eğer ilkiyse, gerekli tüm önlemler alınıp, Dünya standartlarında, güvenli ve dürüst bir iş çıkarılacak mı? Sanıyoruz karar, aslen bu sorulara verilen yanıtlarda bitiyor.

Avusturya Ulusal Bankası'nın Altın Rezervleri
Avusturya Ulusal Bankası'nın Altın Rezervleri
Heute
Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 3
  • Tebrikler! 4
  • Bilim Budur! 1
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 1
  • Güldürdü 1
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 1
  • Merak Uyandırıcı! 6
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 2
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 1
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • ICMC. Turkey Supply Chain. (2019, Mart 18). Alındığı Tarih: 26 Mayıs 2019. Alındığı Yer: International Cyanide Management Code
  • ICMI. Icmi 2018 Annual Report. (2019, Haziran 17). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: ICMI
  • MTA. Türki̇ye Maden Yatakları Hari̇taları. (2019, Ağustos 10). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Maden Tetkik Arama
  • GTE. Gold Cyanidation. (2013, Mayıs 27). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Ground Truth Trekking
  • G. Hilson, et al. (2015). Alternatives To Cyanide In The Gold Mining Industry: What Prospects For The Future. Journal of Cleaner Production, sf: 12-13.
  • R. Boyle. Cornstarch Replaces Cyanide In Clean New Gold Extraction Method. (2013, Mayıs 14). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Popular Science
  • Z. Liu, et al. (2013). Selective Isolation Of Gold Facilitated By Second-Sphere Coordination With Α-Cyclodextrin. Nature.
  • Gold. Gold Mine Production. (2019, Nisan 04). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Gold
  • CDC. Facts About Cyanide. (2018, Nisan 04). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: CDC
  • İHA. İşte Kaz Dağları Gerçeği. (2019, Ağustos 07). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: İhlas Haber Ajansı
  • Wikipedia. Economy Of Turkey. (2019, Ağustos 02). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Wikipedia
  • H. M. King. The Many Uses Of Gold. (2019, Ağustos 10). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Geology
  • T.C. ÇŞB. Çed Olumlu Kararı Duyurusu. (2013, Ağustos 15). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
  • The Independent Türkçe. Dört Soruda Kaz Dağları: Kesilen Ağaç Sayısı Ve Siyanür Bilmecesi. (2019, Ağustos 06). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: The Independent Türkçe
  • Wikipedia. List Of Gold Mining Disasters. (2019, Mart 24). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Wikipedia
  • Editors. (2002). Tailings And Mine Waste 2002. ISBN: 9789058093530. Yayın Evi: Proceedings of the 9th International Conference.
  • W. Harris. How Gold Works. (2009, Şubat 23). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: How Stuff Works
  • P. Metals. 9 Step Process For Discovering, Mining & Refining Gold. (2012, Ocak 23). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Provident Metals
  • Earth Works. Cyanide Use In Gold Mining. (2019, Ağustos 10). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Earth Works
  • Çanakkale Ticaret Borsası. Çanakkale Ekonomisi. (2010, Ağustos 10). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Çanakkale Ticaret Borsası
  • N. Kuyucak, et al. (2013). Cyanide And Removal Options From Effluents In Gold Mining And Metallurgical Processes. Minerals Engineering, sf: 13-29.
  • M3TC. Gold Extraction And Recovery Processes. (2009, Mart 01). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: National University of Singapore
  • C. J. Ferron. (2003). Chloride As An Alternative To Cyanide For Theextraction Of Gold - Going Full Circle?. SGS Mineral Services, sf: 1-10.
  • ICMI. Assurance: The Cyanide Code At Work. (2018, Ağustos 10). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: International Cyanide Management Institute
  • Resmi Gazete. Yürütme Ve İdare Bölümü. (2019, Temmuz 28). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Resmi Gazete
  • J. Rowlatt. Why Do We Value Gold?. (2013, Aralık 08). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: BBC
  • C. Mitchell. Why Gold Has Always Had Value. (2016, Ağustos 08). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Investopedia
  • ET Online. Perceived Value Pricing. (2016, Nisan 13). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: India Times
  • A. Birkett. How To Increase Perceived Value (And Charge More). (2016, Şubat 12). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Conversion XL

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 15/12/2019 23:00:21 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/1766

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bilimle sihir yapabilirsiniz; ancak sihirle bilim yapamazsanız.”
Erica Dunning
Geri Bildirim Gönder