İşaret Dilleri Nasıl Evrim Geçiriyor?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Simi Etedgi kameraya hikâyesini anlatırken öne doğru eğildi: 1963 yılıydı ve Etedgi, Fas’tan İsrail’e yola çıktığında henüz 15 yaşındaydı. Yeni bir ülke için yola çıkan yüzbinlerce insandan biriydi. Ancak, konuşurken öne doğru eğilişi sıradan bir hareket değildi. Şimdi 68 yaşında olan Etedgi sadece 80 yıldır var olan İsrail İşaret Dili’ni kullanan yaklaşık 10.000 kişiden biri. Onun konuşurken eğilmesinin tek bir anlamı var ve o da hikâyesini bitirmeden önce bir arasöz ile kendini ifade etmek. Çocukluğundaki Fas’ta kullanılan işaretlerin şimdi İsrail’de kullandıklarından çok farklı olduğunu gözlerinin içi parlayarak anlatıyor.

Aslına bakılırsa, İsrail İşaret Dili’nin genç kullanıcıları bir arasöz belirtmek için farklı bir hareket kullanmakta ve başka anlamları ifade etmek için de değişik yollar kullanmaktalar. Dil Evrimi konferansında sunulan bir çalışma gösteriyor ki yeni nesil işaret dili kullanıcıları, farklı amaçlar için daha fazla vücut bölümlerini kullanmayı gerektiren daha zengin ve dil bilgisi açısından daha karmaşık ifadeler buldular.

Dilbilimcilerin en çok ilgisini çeken ise bu değişimlerin bir nesilden diğerine devam ederek öngörülebilir bir düzende gerçekleşiyor gibi görünmesi. Aynı düzen, dünyanın farklı yerlerindeki yeni ortaya çıkan işaret dillerinde de görülmekte ve bu durum dilsel karmaşıklığın nasıl ortaya çıktığını gözle görülür şekilde göstermekte. Bu da bazı dilbilimcilere dilin evrimi için yeni bir model bulmuş olabileceklerini düşündürüyor.

New York’taki Barnard Koleji’nde bilişsel bilim uzmanı olan ve hayatını Nikaragua İşaret Dili’ni çalışarak geçiren Ann Senghas: “Bu büyük bir hipotez. Bu hipotez, birçok varsayımda bulunmakta ve birçok gerçeği tek bir çatı altında toplamaya çalışmakta.” Modelin ne göstereceğini anlamak için çok erken olsa da dilbilimciler çoktan bu model yoluyla dilin temel yapılarının, türemiş sözcüklerden dil yapısına kadar, ne kadar hızlı geliştiğini anlamak için çıkarımlarda bulunulabileceğini söylüyorlar.

İşaret dilleri, konuşma dillerinde olduğu gibi kelimeleri veya işaretleri bir araya getirerek anlamlı cümleler oluşturmak için belirli sistemlere sahiptir. Konuşma dillerinden farklı olarak geliştikleri için, genellikle önceden tek başına olan işitme engelli bireylerin bir araya gelmesiyle, sözlü ifadelerin işaret ile gösterilen karşılıkları olmaktan daha fazlasıdırlar. İşaret dillerinin çoğu asırlardır varlığını sürdürmektedir. Ancak, İsrail İşaret Dili ve Nikaragua İşaret Dili gibi bazı diller son yüzyıllarda ortaya çıkmıştır ve dilbilimcilere dillerin nasıl evrim geçirdiğini eş zamanlı olarak gözlemlemek için benzersiz bir fırsat sunmaktadır.

İsrail Haifa üniversitesinden dilbilimci Wendy Sandler bu evrimi ilk olarak 2000’lerin başında El-Seyyid Bedevi İşaret Dili üzerinde çalışırken keşfetti. İsrail’in Negev çölünde yaklaşık 150 köylü tarafından kullanılan bu dil, 1930’larda, köyün kurucusunun birkaç işitme engelli torununun birbirleriyle iletişim kurmak için bir işaret sistemi oluşturmasıyla ortaya çıktı. Bu kişilerin işitme engeli kalıtsal olduğundan, kısa sürede neredeyse herkesin en az bir işitme engelli akrabası oldu ve neredeyse herkes işaret dilini kullanmaya başladı.

Görsel: V. Altounian/Science

İşaret dilini kullananların sayısı ciddi bir çoğunluğa ulaşınca, dil daha karmaşık bir hal almaya başladı. Sandler’ın 2002’de Gesture dergisinde belirttiği gibi, birinci nesildeki insanlar kelimeleri birbirine bağlayabiliyor fakat bunu tutarlı olarak anlamlı bir şekilde yapamıyorlardı. Bununla birlikte, ikinci ve üçüncü nesildeki insanlar yancümleler, arasözler ve birleşik cümleleri belirtmek için tüm sistemlere sahipti.

Sandler bir müddet sonra konuşmacıların, dillerini geliştirdikçe daha karmaşık düşünceleri ifade etmek için yavaş yavaş vücutlarının değişik bölümlerini kullandıklarını fark etti. Belirli dilsel amaçlar için, ilk nesildeki işaret dili kullanıcıları ağırlıklı olarak baskın olan ellerini kullanırken, ikinci nesildeki kullanıcılar buna başlarını ve üçüncü nesildeki kullanıcılar yüzlerini ekledi. Dördüncü nesildekiler ise ek anlamlar aktarmak için baskın olmayan ellerinden ve sağa ya da sola eğilerek gövdelerinin üst bölümünden faydalandılar.

Aynı şey diğer işaret dillerinde de mümkün olabilir miydi? Bunu anlamak için Sandler ve meslektaşı Rose Stamp, İsrail İşaret Dili’ne yöneldiler. Bu dil, İkinci Dünya Savaşından önce, işitme engelli göçmenlerin, şimdiki adıyla, İsrail’de toplanmasıyla ortaya çıktı. Sandler ve Stamp anadilleri İsrail İşaret Dili olan 15 işaret dili kullanıcısını üç yaş kategorisine ayırdılar: 18-30 yaş aralığında olanlar, 31-50 yaş aralığında olanlar ve Etedgi gibi 50 yaşın üstünde olanlar. Daha sonra araştırmacılar, katılımcıları yaşam hikâyelerini kısaca anlatırken kameraya çekti. Araştırmacılar, vücudun temel bölümlerinin hareketlerini özel bir şifreleme programıyla belirterek her videonun iki dakikalık bir kesitini incelediler. 7000’den fazla veri toplayıp işaret dili kullanıcılarının hareketlerini karşılaştırdılar.

Dilbilimsel yapılar net bir eğilim gösterdi: Bir nesilden diğerine geçtikçe daha karmaşık bir hal alıyorlardı. Sandler’in düşündüğünün aksine, İsrail İşaret Dili kullanıcıları vücudun bölümlerini El-Seyyid Bedevi İşaret Dili kullanıcılarıyla tam olarak aynı düzende kullanıyorlardı. Sandler, vücudun değişik bölümleri ile dilsel karmaşıklık arasındaki ilişkinin çözüldüğünü gördüğünde buna inanamadığını belirtti. Örneğin, daha genç olan işaret dili kullanıcıları, bir kenarı göstermek istediklerinde Etedgi’nin yaptığı gibi tüm vücutlarını ileriye doğru eğmiyordu. Onun yerine, vücutlarını bir tarafa eğdikten sonra kafalarını zıt tarafa eğiyorlardı. Benzer bir baş eğme tekniği El-Seyyid Bedevi İşaret Dili’nde de kullanılıyor. Daha da ilginç olarak, bu değişikliklerin bazıları dünyanın öteki ucunda 40 senedir kullanılan Nikaragua İşaret Dili’nde de karşımıza çıkıyor.

Sandler, yeni vücut bölümlerinin kullanılmasının ve bedensel iş bölümünün giderek detaylandırılmasının [dilbilimsel işlevlerin işaret diline eklendiğini] muhteşem bir açıklıkla görmemizi sağladığını söylüyor. Konuşma dilleri elbette ki vücudu içermez. Fakat Sandler bu konu hakkında şöyle diyor: “İletişimin temeli oldukları için, aynı [dilbilimsel] işlevlerin konuşma diliyle ortaya çıkmış olduğunu düşünmek mantıklı.”

Vücudun yeni bölümlerinin kullanılması dili daha etkili yapıyor. En genç Israil İşaret dili kullanıcıları kendilerini en yaşlı kullanıcılara göre daha hızlı ifade edebiliyor. Genç kullanıcılar dakikada 153,2 işaret yapabilirken yaşlı kullanıcılar dakikada yalnızca 103,5 işaret yapabiliyor.

Bulgular sosyal etkileşimin, dilin evrimi için gerekli olduğunu gösteriyor. Sandler, yeni bir nesil, bir işaret sistemi kurduğunda, o sistem üyeleri yaşlansa da sistem az çok aynı kalır diyor. Sandler’ın çalışması şunu göstermekte: Genç işaret dili kullanıcıları bir topluluğa girdiklerinde akranlarıyla olan deneyimleri yoluyla Sandler’ın adlandırdığı sosyal oyuna karmaşıklık ekliyorlar. Ne kadar çok oyuncu, o kadar çok yenilik…

Edinburgh Üniversitesi’nden evrimsel dilbilimci Marieke Schouwstra şöyle söylüyor: “Bu evrim zaman alabilir ve bu yüzden dilin ortaya çıkışıyla ilgili bazı belli görüşlerle çelişir.” Bazı araştırmacılar, tek bir mutasyonun, hayvanlarınkine benzer bir iletişim sisteminin eşsiz bir insan sistemine dönüşmesine katkıda bulunduğunu ve belirli bir zorluk seviyesinin başlangıçtan beri gerekli olduğunu tartışıyorlar. Schouwstra, bu çalışmanın mevcut durumu yansıtmadığını söylüyor.

Senghas beyinlerimizin çalışmasını yansıtan evrimsel sürecin kaçınılmaz olabileceğini söylüyor ve ekliyor:

Eğer bütün dillerde gerçekleştiğini görebildiğimiz sistematik yollar varsa, bu hepimizin beyninde bilgi depolamanın benzer yolları olduğu anlamına gelir ki bu da dildir.

Yazan: Catherine Matacic

Çevirenler: Tuğba Gökyar, Rukiye Ekici, Duygu Adanur

Düzenleyen: Mert Karagözoğlu

Görsel: pixabay

Kaynak: Bu yazı ScienceMag adresinden birebir çevrilmiştir.

Bilinmeyenden Neden Korkarız?

Arama Psikolojisi: “Nereye Koydum Bu Anahtarı?”

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim