Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat
Eserler
İncelemeler
Kişiler
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
199.0K UP
İnceleyen 5 saat önce
Merhaba
René Descartes’ın Meditasyonlar adlı eseri, modern felsefenin başlangıç noktalarından biri olarak kabul edilir ve temel amacı kesin, şüphe götürmez bilgiye ulaşmaktır. Descartes bu hedefe ulaşmak için “metodolojik şüphe” adını verdiği bir yöntem geliştirir. Bu yönteme göre, en küçük bir şüphe ihtimali taşıyan tüm inançlar geçici olarak reddedilmelidir. Duyuların zaman zaman bizi yanılttığını gözlemleyen Descartes, dış dünyaya dair bilgilerin güvenilirliğini sorgular. Hatta daha ileri giderek, rüya görüyor olabileceğimizi ve tüm deneyimlerimizin bir yanılsama olabileceğini öne sürer. Bu radikal şüphe, aslında bilgiyi tamamen yıkmak için değil, sağlam bir temel bulmak için kullanılan sistematik bir araçtır.

Bu şüphe süreci içinde Descartes, şüphe etmenin kendisinin bile bir kesinlik içerdiğini fark eder. Çünkü şüphe eden bir özne vardır ve bu öznenin varlığı inkar edilemez. Böylece ünlü “Düşünüyorum, öyleyse varım yani Cogito, ergo sum sonucuna ulaşır. Bu önerme, yalnızca bireysel varoluşun kanıtı değil, aynı zamanda bilginin özne merkezli olarak kurulmasının başlangıcıdır. Artık bilgi, dış dünyadan değil, düşünen öznenin bilincinden temellendirilir. Bu yaklaşım, modern felsefede öznenin merkezi rolünü belirleyen önemli bir kırılma noktasıdır.

Descartes, bu temel kesinlikten hareketle daha geniş bir bilgi sistemi kurmaya çalışır. Bu noktada Tanrı’nın varlığı önemli bir rol oynar. Descartes’a göre, insan zihninde bulunan “mükemmel varlık” fikri, kusurlu bir varlık olan insan tarafından üretilemez; bu fikir ancak gerçekten var olan mükemmel bir varlık tarafından zihne yerleştirilmiş olabilir. Bu nedenle Tanrı vardır ve aldatıcı değildir. Tanrı’nın aldatıcı olmaması, insanın açık ve seçik olarak kavradığı bilgilerin doğru olduğunun garantisi olarak görülür. Ancak bu argüman, Descartes’ın Tanrı’yı bilginin garantisi olarak kullanırken yine açık ve seçik algılara dayanması nedeniyle “döngüsellik” eleştirisine maruz kalmıştır.

Descartes’ın bir diğer önemli katkısı zihin ve beden arasında yaptığı ayrımdır. Ona göre zihin, düşünen ve bilinçli olan bir tözdür; beden ise uzamda yer kaplayan, maddi bir varlıktır. Bu iki töz birbirinden tamamen farklıdır ve farklı özelliklere sahiptir. Bu görüş, düalizm olarak adlandırılır ve modern zihin felsefesinin temel problemlerinden birini ortaya çıkarır: Zihin ve beden birbirinden tamamen farklıysa, nasıl etkileşime girerler? Descartes bu etkileşimi tam olarak açıklayamaz ve bu durum onun sisteminin zayıf noktalarından biri olarak görülür.

Descartes, Tanrı’nın varlığını ve güvenilirliğini kabul ettikten sonra dış dünyanın varlığını yeniden temellendirir. Artık duyular tamamen güvenilmez değildir; doğru kullanıldıklarında bilgi sağlayabilirler. Böylece Descartes, şüpheden kesinliğe, özneden dış dünyaya doğru ilerleyen bir bilgi sistemi kurar.

Descartes'in tüm bu açıklamalına karşı çıkan yorum yapan bir çok düşünür vardır. İlk olarak John Locke, Descartes’ın doğuştan fikirler anlayışına karşı çıkar. Descartes’a göre bazı temel fikirler (örneğin Tanrı fikri) zihinde doğuştan bulunur. Locke ise zihnin doğuştan boş bir levha (tabula rasa) olduğunu savunur. Ona göre tüm bilgi deneyimden gelir. Bu bağlamda Locke, Descartes’ın rasyonalizmine karşı ampirizmi geliştirerek güçlü bir alternatif sunar.

Bir diğer önemli eleştirmen David Hume’dur. Hume, Descartes’ın kesin bilgi arayışını fazla iyimser bulur. Ona göre insan zihni, neden-sonuç ilişkileri gibi temel kavramları bile kesin olarak bilemez; bunlar alışkanlıkların ürünüdür. Bu açıdan Hume, Descartes’ın ulaşmaya çalıştığı kesinlik idealini ciddi biçimde sarsar ve daha radikal bir şüpheciliğe yönelir.

Immanuel Kant ise Descartes ile Hume arasında bir sentez kurmaya çalışır. Kant, Descartes’ın akla verdiği önemi kabul eder, ancak bilginin yalnızca akıldan değil, aynı zamanda deneyimden de beslendiğini savunur. Ona göre zihin, deneyimi şekillendiren bazı apriori (deneyim öncesi) kategorilere sahiptir. Kant böylece Descartes’ın özne merkezli yaklaşımını geliştirir, fakat Tanrı gibi metafizik iddiaların kesin olarak kanıtlanamayacağını ileri sürer.

Baruch Spinoza ise Descartes’ın düalizmini eleştirir. Descartes zihin ve bedeni iki ayrı töz olarak görürken, Spinoza bunların aslında tek bir tözün (Tanrı ya da doğa) farklı görünümleri olduğunu savunur. Bu yaklaşım, düalizmin yarattığı zihin ve beden etkileşim problemini aşma girişimi olarak değerlendirilebilir.

Son olarak Friedrich Nietzsche, Descartes’ın “düşünen özne” anlayışını kökten sorgular. Nietzsche’ye göre “ben” dediğimiz şey sabit ve temel bir öz değil, dilin ve alışkanlıkların bir ürünüdür. Bu nedenle “Düşünüyorum, öyleyse varım” ifadesi bile yanıltıcıdır; çünkü ortada sabit bir “ben” olduğu varsayımına dayanır.

Meditasyonlar, aslında bilginin temellerini sorgulayan, özneyi merkeze alan ve aklı en güvenilir bilgi kaynağı olarak gören rasyonalist bir yaklaşım sunar. Bununla birlikte, Tanrı’nın varlığına dair kanıtların ikna ediciliği, zihin ve beden etkileşiminin açıklanamaması ve bireysel bilince aşırı vurgu yapılması gibi yönleri nedeniyle eleştirilmiştir. Buna rağmen eser, modern felsefenin şekillenmesinde belirleyici bir rol oynamış ve sonraki filozoflar için vazgeçilmez bir tartışma zemini oluşturmuştur.
7.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
Meditasyonlar - Gassendi'nin Meditasyonlar'a İtirazı ve Descartes'in Bu İtirazlara Yanıtı
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
3
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Aktuğ Antika
Aktuğ Antika
50.6K UP
İnceleyen 1 gün önce
Hayatım boyunca bir çok bilim-kurgu eser tükettim ve kendim de yazdım. Yapay zeka konseptine bu kadar özgün yaklaşan başka bir eserle daha karşılaşmadım. 2026 yılı için bile fazla gelecekçi. William Gibson takdire şayan bir yazar gerçekten. Güncel olarak bildiğiniz tüm cyberpunk evrenlerinin atası. Matrix'in birebir konseptini çıkarttığı kitap. Hala güncel cyberpunk evrenlerinin tüm unsurlarını içinde barındıran kitap. Bu kitaptan sonra cyberpunk alt türüne yeni hiçbir şey eklenmedi arkadaşlar. Bu kitap cyberpunkın ilk ve son sürümü.
7.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : Neuromancer
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
199.0K UP
İnceleyen 3 gün önce
Başkalarının Acısına Bakmak, Susan Sontag’ın savaş, acı ve bu acıya bakma biçimimiz üzerine düşündüğü önemli bir çalışmadır. Sizin de belirtiğiniz gibi kitap dokuz bölümden oluşur ve sonunda yazarın bir ödül töreninde yaptığı konuşma metni de yer alır.

Sontag kitabına, Three Guineas adlı kitabı inceleyerek başlar. Bu eser, Virginia Woolf tarafından 1938 yılında, İspanya’daki faşist ayaklanma sırasında yazılmıştır. Woolf bu kitabı, Londra’da yaşayan bir avukatın “Sizce savaşı nasıl önleriz?” sorusuna cevap olarak kaleme almıştır. Sontag da buradan hareketle savaşın nasıl temsil edildiğini, özellikle de fotoğraflar aracılığıyla nasıl anlatıldığını incelemeye başlar.

Kitapta, savaş fotoğrafçılığının ortaya çıktığı Kırım Savaşı’ndan başlayarak, dünya savaşlarına, Nazi kamplarına, İspanya İç Savaşı’na, Bosna ve Filistin’de yaşananlara ve 11 Eylül saldırılarına kadar pek çok örnek ele alınır. Sontag, bu olayların fotoğraflar aracılığıyla nasıl kaydedildiğini ve bu görüntülerin tarih için nasıl bir belge niteliği taşıdığını sorgular. Ona göre fotoğraflar sadece olayları göstermekle kalmaz, aynı zamanda onları nasıl hatırlayacağımızı da belirler.

Sontag’ın dikkat çektiği önemli konulardan biri de savaşın toplumsal cinsiyetle ilişkili olmasıdır. Woolf’un kitabında soruyu soran kişinin bir erkek, yanıtlayan kişinin ise bir kadın olması tesadüf değildir. Woolf’a göre savaş çoğunlukla erkeklere ait bir alandır; erkekler savaşta bir anlam, hatta bazen bir tatmin bulabilir. Kadınlar ise genellikle savaşa aynı şekilde yaklaşmaz. Bu nedenle Woolf, aynı savaş fotoğraflarına bakıldığında kadınlar ve erkeklerin aynı duyguları hissedip hissetmeyeceğini sorgular. Woolf’un vardığı sonuç, farklı eğitim ve geleneklere sahip olsak bile insanların bu tür görüntüler karşısında benzer tepkiler verebileceğidir. Ancak Sontag bu noktada daha karamsardır. Ona göre günümüzde savaşların sona ereceğine neredeyse kimse inanmaz; hatta barış için mücadele edenler bile bundan emin değildir.

Sontag bu düşüncesini, 1928’de imzalanan Kellogg ve Briand Paktı örneğiyle açıklar. Bu anlaşma, savaşı bir politika aracı olarak reddeden ülkelerin imzasını taşımasına rağmen, pratikte etkili olmamış ve savaşlar devam etmiştir. Bu da savaş karşıtı söylemlerin çoğu zaman yetersiz kaldığını gösterir. Aynı tartışma, Sigmund Freud ve Albert Einstein arasında “Niçin Savaş?” başlıklı mektuplarda da ele alınmıştır.

Woolf ve Sontag, savaşın yalnızca politik bir olay olmadığını, aynı zamanda insanların acıya nasıl baktığıyla ilgili bir mesele olduğunu vurgular. Woolf’un özellikle üzerinde durduğu “biz” kavramı burada önemlidir. “Biz”, sadece savaşın içindeki insanlar değil; başka ülkelerde yaşanan acılara bakan, onları gören ve bundan etkilenen herkestir. Ancak Sontag’a göre bu “biz” kavramı her zaman net değildir. Çünkü başkalarının acısına bakmak, bizi otomatik olarak aynı duyguda birleştirmez.

Kitap savaşın kendisinden çok, savaşın görüntülerine nasıl baktığımızı ve bu bakışın bizi gerçekten ortak bir duyarlılıkta buluşturup buluşturmadığını sorgular ve ne yazık ki ... İNSANIN OLDUĞU HER YERDE SAVAŞ VARDIR!

Kitap bende şu etkiyi bırakmıştı .Bir fotoğrafa bakmak, masum bir eylem değil. O an, görünmeyen bir etik yük taşırız. Sontag bunu yüzümüze vurmaz .Aynayı bize doğru tutar ve aynada gördüğümüz şey çoğu zaman kendimizle ilgili pek hoş olmaz. Kitap biter ve geriye tek bir soru kalır. ''Gerçekten gördük mü, yoksa sadece baktık mı?”
9.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
6
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
199.0K UP
İnceleyen 3 gün önce
Merhaba
Her kitabını büyük bir heyecanla okuduğum bir yazar. Geçen yıl Ankara'da yayıncı bir arkadaşım sayesinde tanıştığım küçük dev adamdı benim için o .İstanbul Hatırası aslında sadece bir polisiye değil; İstanbul’un hafızasına yazılmış bir ağıt gibi. Ahmet Ümit burada cinayeti bir araç olarak kullanıyor, ama derdi katili bulmaktan çok daha derin. “Bu şehir neyi unuttu?” sorusunu sordurmak.

Roman boyunca Komiser Nevzat’ın peşinden giderken bir yandan da İstanbul’un katman katman geçmişine iniyorsun. Her cinayet, aslında bir döneme açılan kapı gibi; Bizans’tan Osmanlı’ya, oradan bugüne uzanan bir tarih yürüyüşü. Özellikle Yerebatan Sarnıcı gibi mekânlar sadece fon değil, neredeyse romanın karakterleri haline geliyor. İstanbul burada yaşayan bir varlık gibi kırgın, yorgun ama hala büyüleyici.

Dili sade ama etkisi yoğun. Okurken bir yandan “katil kim?” diye merak ediyorsun, ama diğer yandan şehrin uğradığı tahribat, kaybolan değerler, betonlaşma ve unutkanlık içini sıkıştırıyor. Yani klasik polisiye temposu ile kültürel bir hüzün iç içe geçiyor.

En etkileyici taraflarından biri şu roman sana İstanbul’u sevdirmekten çok, ona karşı bir sorumluluk duygusu yüklüyor. Sanki kitap bitince dışarı çıkıp şehre biraz daha dikkatli bakman gerekiyormuş gibi hissediyorsun. Bir köşe başında geçmişin izlerini aramak, eski bir duvara bakarken “burada kimler yaşadı?” diye düşünmek.

Kendi içimde okurken şöyle bir his oluşmuştu. Bu kitap, katili bulduğunda bitmiyor. Asıl mesele, o cinayetlerin arkasındaki nedenleri fark ettiğinde başlıyor. Çünkü Ümit’in ima ettiği şey çok net bazen suç, tek bir insana ait değildir; bir şehrin, hatta bir toplumun yavaş yavaş unutmasıyla büyür.

İstanbul Hatırası polisiye seven için sürükleyici, ama asıl gücünü İstanbul’a yazılmış melankolik bir mektup olmasından alıyor. Okuyup kapattığında aklında katilden çok şehir kalıyor. Bir de sevdiği kadını Evgenia yayı betimleyişi ona olan sevgisini anlatması bir başka güzel sizce de öyle değil mi ?Evgeniayanın hayata bakış açısı ,sevdiği adama desteği ,anlayışı insanın içini ısıtıyor ne güzel :))
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
5
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hüseyin Güngör
İnceleyen9 3 gün önce
Cem Yılmaz'ın 2024'te hazırlanıp Netflix'e yerleştirilen 2 saatlik yeni gösterisi. Cem aynı Cem ama ufak ufak güzelce geçirmesinden de anlaşılacağı üzere seyirci aynı seyirci değil. :) Cem Yılmaz'daki keskin zekayı her zaman sezmiş ve devlet başkanı yapacak olsam bu adamı yaparım dediğim birisi olmuştur. Sebebini şimdi daha iyi anlıyorum. Adam hakiki bir entelektüel AuDHD ve en iyi maskeleyenlerden olabilir çünkü mesleği de sosyallik gerektiren bir meslek. Böyle birisinin bizim gibi insanları zevkten dört köşe yapacak şekilde her kesime laf çakarak tüm ülke üzerinden muhteşem sosyolojik okumalar yapması ve bunu da belki en az eforlu şekilde yapması şahane. Kendisi hakkındaki birçok boş saldırıya da gerekli cevapları veriyor. Her zamanki gibi kimi eleştirirse eleştirsin sadece feminist geçinen enteller kudurup karalamaya çalıştı. Gayet de normal bir durum çünkü baştan sona feminist ikiyüzlülüğe manifesto gibi dokunduruyor.d Gülmekten başımın arkasına ağrılar giren bir gösteri oldu. Ben her zamanki gibi zirvede hala Cem'i tutarım.
Film
7.5/10
(4 Kişi)
Puan Ver
Yönetmen: Cem Yılmaz
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Kuantum teorisi lehçelere bölündü. Farklı insanlar, aynı deneyimleri oldukça farklı dillerde anlatırlar. Bu fizikçiler için bile kafa karıştırıcı."
David Ritz Finkelstein
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)