Her şey travma oldu. Zor bir çocukluk travma. Kötü bir ilişki travma. Baskıcı bir patron, travma. Reddedilmek, hayal kırıklığı, yoğun ve bunaltıcı bir dönem hepsi travma. Sosyal medya akışı bu kelimeyle dolup taşıyor. Kelime genişledikçe anlam da inceleşiyor. Gerçek anlamda travma yaşamış insanların deneyimi ile sıradan bir hayal kırıklığı aynı çerçeveye sığdırılınca bir şeyler bozuluyor. İkisi aynı değil. Aynı kelimeyle tanımlamak ne birine ne diğerine hizmet ediyor. Birincisi küçümseniyor, ikincisi olduğundan ağır bir çerçeveye sokuluyor. Bir tarafta bu yaygınlaşmanın iyi yanları da var. Ruh sağlığı konuşulmaya başlandı. Daha önce geç üstünden ya da herkesin başına gelir denilen şeyler artık ciddiye alınıyor. İnsanlar acılarını dile getirmek için bir dil buluyor. Bu değerli ama öte tarafta bir şey de kayboluyor. Travma dili yaygınlaşınca sorumluluk dili daralıyor. Her tepki travmayla açıklanınca hesap vermek zorlaşıyor. Her zorluk patolojileşince dayanıklılık geliştirmek de zorlaşıyor. Acı gerçek ama acının hepsi travma değil. Bu ayrım önemli ve bu ayrımı yapmak küçümsemek değil. Bir de kelimeyi kimlerin nasıl kullandığına bakmak lazım. Sosyal medyada travma sıkça araçsallaştırılıyor. Sempati toplamak için, tartışmadan çekilmek için, eleştiriyi savuşturmak için. Dil bu kadar araçsallaşınca gerçek ihtiyacı olan insanlar gürültünün içinde kayboluyor ve bu sessiz bir adaletsizlik. Travma kelimesi değerini korumayı hak ediyor ama bu değeri korumanın yolu daha dikkatli kullanmaktan geçiyor. Herkese değil, her şeye değil...