Olağan dışı durumlarda sosyal medyadan uzak durmak en iyisi. Ama uzak durmak ile kayıtsız kalmak arasında ince bir çizgi var ve biz çoğu zaman o çizgiyi de kaçırıyoruz. Son günlerdeki olaylar sonrası akışa bakınca aynı döngü tekrar ediyor. Görüntüler yayılıyor, doğrulanmamış bilgiler hızla çoğalıyor, herkes bir şey söylemek zorunda hissediyor. Birkaç saat içinde gerçek ile kurgu birbirine karışıyor. Ardından öfke geliyor sonra yorgunluk ve en sonunda sessizlik. Sorun sosyal medyanın kendisi değil, bizim onu kriz anında kullanma refleksimiz. Çünkü bu zamanlarda bilgi ihtiyacı artıyor ama doğrulama refleksi tamamen kayboluyor. Hız her şeyin önüne geçiyor. İlk paylaşan olmak, doğru susan olmaktan daha değerli hale geliyor bu da yanlış bilgiyi sadece yaymıyor, aynı zamanda zehirliyor. Bir diğer mesele de duygusal taşma. Herkes tepki veriyor ama bu tepkiler çoğu zaman birbirini besleyen bir gürültüye dönüşüyor. Acıyı anlamak yerine sergilemeye başlıyoruz. Olayın kendisi geri planda kalıyor, görünürlük öne çıkıyor. Bu da hem mağdurlara zarar veriyor hem de gerçek çözüm ihtiyacını tamamen gölgeliyor. En doğru tutum net olmalı: susmak, doğrulanmış kaynaklara yönelmek. Çünkü bazen en güçlü duruş, paylaşmamaktır ve en büyük katkı, gürültüye katılmamaktır. Bir de şu var: bu olaylar diğer faillerin motivasyonu hale geliyor. Bu konu derin ama kısaca: bizim gibi düşünmüyorlar, bizim gibi hissetmiyorlar. Kısa sürede gündem olmak, o gündemin de en üst sırasına yerleşmek, sonu ölüm bile olsa bu zihinlerde bir başarı ya da iz bırakma algısına dönüşüyor. Kolektif davranma ise başka bir şey. Herkes bireysel tepki veriyor ama ortak bir bilinç oluşmuyor. Aynı anda binlerce kişi konuşuyor ama aynı şeyi söylemiyor. Bu yüzden ses var ama etki yok. Susarak, resmi açıklamaları bekleyerek, ailelere ve yetkililere alan bırakarak daha fazla şey yapabiliriz. Kriz anları refleksleri açığa çıkarır. Bizim refleksimiz artık hız değil durmak, gürültü değil sakinlik olmalı. Çünkü bu anlar geçiyor ama geride kalan bilgi kirliliği ve vicdan yarası kalıyor.
Ne diyelim,
İyi suskunluklar...