Bir Zamanlar Alay Edilen Ama Dünyayı Değiştiren 8 İcat!
BBC Science Focus Magazine
- Çeviri
- Mühendislik
- Sağlık Bilimleri
Bu Makalede Neler Öğreneceksiniz?
- Tarih boyunca birçok icat başlangıçta alay konusu olmuş, ancak uçak, bisiklet, konserve yiyecekler ve elektrik ampulü gibi buluşlar insan yaşamında devrim yaratmıştır.
- Aşılar, modern tıbbın temel taşlarından biri olarak milyonlarca hayat kurtarmış, ancak ilk dönemlerinde yanlış anlaşılmalar ve dini itirazlarla karşılaşmıştır.
- Teknolojik gelişmeler (örneğin iPhone ve tekerlekli bavullar) başlangıçta şüpheyle karşılanmış olsa da, zamanla günlük hayatın vazgeçilmez parçaları haline gelmiştir.
Tarih boyunca pek çok aptalca icat yapılmıştır. Örneğin, 1940'ların bebek kafeslerini düşünün. İyi niyetli ebeveynler, çocuklarının temiz hava alması ve güneş ışığı görmesi için onları yüksek binaların pencerelerinden dışarı sarkıtıyorlardı. Ya da insanların ayaklarını röntgen cihazıyla çekerek ayakkabı numaralarını ölçen Ayak Dürbünü cihazını ele alalım (bu işlem sırasında insanlar radyasyona maruz kalıyordu).
Bir zamanlar büyük bir buluş olarak görülen bu icatları, bugün aptalca bularak alaya alıyoruz. Ancak bazı icatlar ilk ortaya çıktıklarında küçümsenmiş olsalar da, daha sonra seyahat etme, iletişim kurma ve yaşama biçimimizde devrim yarattılar. İşte son 300 yılın, insanların bir zamanlar alay ettiği ama bugün onsuz yapamadığımız oyun değiştirici icatlarından bazıları.
Uçak (1903)
Havacılığın ilk öncüleri, yıllar boyunca hem halk hem de bilim camiası tarafından alay konusu oldular. New York Times gazetesi, uçan bir makinenin icat edilmesine daha milyonlarca yıl olduğunu iddia eden bir makale yayımladı. Washington Post ise ticari uçuşların asla var olmayacağını belirtti.
Orville ve Wilbur Wright kardeşler, 1903 yılında Wright Flyer adlı uçaklarıyla tarihteki ilk sürdürülebilir uçuşu gerçekleştirdikten sonra bile yerel basının alaylarından kurtulamadılar. Bu güvensizlik ortamı, ilk çığır açan uçuşların büyük ölçüde fark edilmeden geçip gitmesine neden oldu.
Bisiklet (1810'lar ve 1890'lar)
Bisikleti tam olarak kimin icat ettiği, tarihçilerin konferanslarda hala tartıştığı bir konudur. Ancak üzerinde uzlaştıkları bir şey var; pedallı bisikleti 1860'larda geniş kitlelere ulaştıranlar Pierre Michaux ve Pierre Lallement adlı iki Fransızdı. Onların geliştirdiği velespit, bugün bildiğimiz bisikletlere pek benzemiyordu. Pedallar doğrudan ön dingile bağlıydı. Yumuşak yastıklı şişirilebilir lastikler yerine, tekerlekleri sertti ve demirle çevriliydi. Bu durum son derece sarsıntılı bir sürüşe yol açtığı için araçlara kemik sarsıcı lakabı takılmıştı.
Bu icat birçok çevrede kahkahalarla karşılandı. Çoğu insan bisikletleri, yozlaşmış üst ve orta sınıflar için anlamsız bir eğlence aracı olarak görerek reddetti. Buna rağmen bisiklet zamanla toplumsal bir devrime dönüştü. İnsanlara düşük maliyetli ve bakımı kolay bir ulaşım yolu sunarak, hem iş hem de eğlence için daha uzaklara seyahat etmelerine olanak tanıdı.
Günümüzde bisikletler, sağlıklı ve çevre dostu bir günlük ulaşım aracı olarak görülüyor. Bisikletin popülaritesi kentsel alanlarda bir kez daha artıyor; öyle ki, sadece Londra'da pedal gücüyle günde 1,5 milyon yolculuk yapılıyor.
Konserve Yiyecekler (1810)
Napolyon'un bir zamanlar söylediği gibi, "Odular mideleri üzerinde yürür." Askerleri ve denizcileri tok tutmak, Napolyon Savaşları (1803-1815) sırasında her iki taraf için de büyük bir sorundu. Taze erzağa erişim sınırlı olduğundan, ellerindeki yiyeceklerin bozulmasını önlemek kritik bir öneme sahipti. İngiliz Peter Durand 1810 yılında, yiyeceklere ısıl işlem uygulayarak onları teneke kutularda mühürlemenin bir yolunun patentini aldı. Bu yöntem, yiyeceklerin günler yerine aylar boyunca taze kalmasını sağlıyordu (Durand'ın keşfi, şef Nicholas Appert de dahil olmak üzere çeşitli Fransızların çalışmalarına dayanıyordu; ancak o dönemde bir savaşın karşıt taraflarında yer aldıkları için Durand patentinde onlardan bahsetmeyi ihmal etmişti).
Ordu bu yeni teknolojiyi hızla benimsedi ve konserve yiyecekler kısa sürede günlük hayata da yayıldı. Ancak teneke kutunun ilk tepkisi tamamen alay konusuydu. Son derece önemli olan konserve açacağının 45 yıl daha icat edilmemiş olması, muhtemelen bu duruma hiç yardımcı olmamıştı. Araya giren bu yarım yüzyıla yakın süre boyunca insanlar, süngü ve çekiç kullanarak teneke kutuları keskiyle oymak, çekiçlemek ve parçalamak zorunda kaldılar.
Buna ek olarak, ilk teneke kutular inanılmaz derecede kalındı ve zehirli kurşunla mühürlenmişti. Kutu sizi zehirlemese bile, gıda zehirlenmesi sizi öldürebilirdi. İnsanlar sterilizasyonun nasıl çalıştığını tam olarak anlamadıkları için, erken dönem konserve etler genellikle çürüyordu. Üretim teknikleri ısıya dayanıklı bakterileri öldürmekte çoğu zaman başarısız olurken, zayıf mühürleme teknikleri içeri hava girmesine izin vererek bakterilerin çoğalmasına neden oluyordu.
Küba üzerinden yapılan 1898 İspanyol-Amerikan Savaşı'ndaki bir subayın, askerlerini hasta eden konserve eti, "mumyalanmış sığır eti" olarak tanımlaması oldukça meşhurdur. Konserve yiyecekler o günden bu yana çok yol kat etti ve bugün her gün milyarlarca insana ucuz, uzun ömürlü ve güvenli beslenme imkanı sağlıyor.
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Elektrik Ampulü (1879)
Gözlerinizi yorarak zayıf ve dumanlı mum ışığına güvenmek zorunda olduğunuzu hayal edin. Sonra birisi yeni elektrik ampulünüzü açıyor ve oda bir anda aydınlığa boğuluyor. Ancak bazı insanları memnun etmek zordur. Elektrik lambaları kasvetli Viktorya dönemi Britanyasını aydınlatmak için geldiğinde, halk tarafından büyük ölçüde alaya alındı. Özellikle kadınlar, sert ve parlak ışığın ciltlerini daha az çekici göstereceğinden korkuyorlardı.
İlk prototiplerin genellikle çabucak yanması veya erimesi, Thomas Edison'un pratik ve uzun ömürlü bir ürün sunabileceğine dair şüpheleri körükledi. Britanya'da milletvekilleri, elektriğin özel evlere güvenli bir şekilde dağıtılabileceği konusunda şüpheciydiler. Teknolojiyi, önemli bir yangın tehlikesi oluşturan, pratik olmayan bir yenilik olarak görüyorlardı. Ampul hakkında şu sözleri ilan ettiler: "Okyanus ötesindeki dostlarımız için yeterince iyi; ancak pratik veya bilimsel insanların ilgisine değmez."
Ancak tüm büyük icatlarda olduğu gibi, ampulün kullanışlılığı da sonunda parladı ve dünyanın 24 saat yaşayan bir topluma dönüşmesine olanak tanıdı.
Otomobil (1800'lerin Sonu ve 1900'lerin Başı)
İlk arabaların neden bir nevi alay konusu olduğunu anlamak zor değildir. Bu araçlar gürültülüydü ve ani arızalara eğilimliydi. Atları korkutuyor ve yayaları paniğe sürüklüyorlardı. Britanya'daki katı yasalar, ilk araçların önünde yürüyen ve yaklaşan tehlikeye karşı vatandaşları uyarmak için kırmızı bir bayrak sallayan bir kişinin bulunmasını zorunlu kılıyordu.
Pensilvanya'dan bir grup hicivci, atlar yaklaştığında sürücülerin durup araçlarını kamuflaj battaniyeleriyle örtmelerini talep eden bir yasa önerecek kadar ileri gitti. 1903 yılında İngiliz Milletvekili Scott-Montagu, kendinden emin bir şekilde şu öngörüde bulundu: "Motorlu arabaların piyasaya sürülmesinin at binmeyi hiçbir zaman etkilemeyeceğine inanıyorum."
New York Times ise bunların kitleler tarafından asla benimsenmeyecek, pratik olmayan yenilikler olduğunu savundu. Gerçekte ise at arabası dönemi sona eriyordu. Motorlu araçlar çağı doğmuştu ve iyi ya da kötü modern dünyayı şekillendirecekti.
Telefon (1876)
Telefonlar 19. yüzyılın sonlarında ilk ortaya çıktığında, hiç kimse onları nasıl kullanacağından pek emin değildi. İlk kullanıcılar genellikle cihazlara bağırıyor, ne kadar yüksek sesle bağırırlarsa sesin o kadar uzağa taşınacağını varsayıyorlardı. Halk bu yeni teknolojiye şüpheyle yaklaşıyor ve bedensiz seslerin kablolar aracılığıyla seyahat etmesi fikrini saçma buluyordu. Gazeteler, icadı ciddi bir iletişim aracından ziyade sihirbazlık numarası veya şaka gibi ele alan hikayeler yayımladı.
Bazı yaşlı bireyler elektrik çarpması korkusuyla cihaza dokunmayı reddetti ve dini liderler işin içinde şeytani güçler olduğunu iddia etti. Çeşitli işletmeler, dikkat dağıtıcı bir unsur olabileceği korkusuyla çalışanların mesai saatleri içinde telefon kullanmasını yasakladı (belki de gerçekten o kadar da uzak bir ihtimal değildi). Bazı eleştirmenler cihaza gerçekten ihtiyaç olup olmadığını sorguladı. İletişim kurmak isteyen insanlar pekala telgraf ofisine yazılı bir mesaj gönderebilirlerdi, öyle değil mi?
Alexander Graham Bell, 1876 yılında cihazın patentini aldığında, onu dönemin önde gelen iletişim şirketi olan Western Union'a satmayı teklif etti. Şirketin başkanı William Orton durumdan hiç etkilenmemişti ve kayıtlara göre şunları söylemişti: "Bu patentin de, planın kendisinin de bir oyuncak olmaktan öte hiçbir değeri yoktur."
Eleştirmenlerin gülmeyi bırakması ancak yıllar sonra, Wright kardeşlerin Avrupa'da inkar edilemez halka açık uçuş gösterileri düzenlemesinin ardından gerçekleşti.
iPhone (2007)
Apple ilk iPhone'u duyurduğunda insanlar küçümseyerek güldü. Eleştirmenler 500 dolarlık fiyat etiketine güldüler ve cihazın tamamen başarısız olacağını öngördüler. Cihazı kötüleyenler, fiziksel bir klavyenin eksikliğini kınadılar; hiçbir düğme olmadan nasıl yazı yazılabilirdi ki? Fiziksel klavyesiyle köklü BlackBerry cihazı çok daha mantıklı görünüyordu.
Hem tam işlevli bir telefon, hem bir müzik çalar hem de bir bilgisayar olarak çalışabileceğine dair şüpheler vardı. Konuya yabancı olanlar için her şey gereksiz yere karmaşık görünüyordu. Kırılgan cam ekranın kırılmaya mahkum olduğu düşünülüyordu ve pil ömrü o dönemdeki diğer cihazlardan çok daha azdı. En büyük rakiplerin cihazla dalga geçtiği herkesçe bilinir. Microsoft'un CEO'su Steve Ballmer, şu sözleri söylemişti: "iPhone'nun önemli bir pazar payı elde etme şansının kesinlikle yok. Hiç şansı yok."
Teknoloji yazarı ve Harvard eğitmeni David Platt, 2007 yılında blogunda ilk Apple iPhone'un, "alevler içinde çakılacağını" öngörerek kötü bir şöhret kazanmıştı. Ancak bu yorumların aksine, iPhone zamanın testine dayandı ve 2007'den bu yana Apple için kümülatif olarak 2,1 trilyon doların üzerinde gelir elde ederek telefonlarımıza bakış açımızı sonsuza dek değiştirdi.
Aşı (1796)
Aşı şüpheciliği yeni bir şey değildir. Edward Jenner, 1796 yılında sekiz yaşındaki bir çocuğu ölümcül çiçek hastalığına karşı başarıyla aşıladığında insanlar dehşete düşmüştü. Jenner çocuğu, benzer ancak daha az tehlikeli olan sığır çiçeği virüsünün bir dozunu vererek aşılamıştı. Çocuk hastalıkla savaşmayı başarmış ve bu durum onu çok daha korkutucu olan çiçek hastalığına karşı da bağışık hale getirmişti.
Sorun şuydu ki, Jenner bile aşının nasıl çalıştığını anlamamıştı. Bugün çocuğun bağışıklık sisteminin, onu çiçek hastalığından koruyan antikorlar ürettiğini biliyoruz. Ancak o dönemde eleştirmenlerin tek gördüğü, bir hayvan hastalığını insan vücuduna enjekte eden bir adamdı. Bu anlayış eksikliği, karikatüristlerin ve eleştirmenlerin aşılı insanların boynuz gibi inek uzuvları çıkaracağını iddia etmesiyle tuhaf söylentileri körükledi. Birçok dini lider, hastalıkların Tanrı tarafından gönderildiği düşünüldüğünden, bu uygulamanın ilahi iradeye müdahale ettiğini savundu.
Ancak Jenner'ın keşfinin tıp tarihinde dönüştürücü bir anı temsil ettiğine şüphe yoktur. Louis Pasteur'ün 1860'larda mikrop teorisini geliştirmesinden sonra, modern immünoloji ve halk sağlığı stratejilerinin temelini atan daha fazla aşı geliştirilebildi ve bu durum sayısız milyonlarca hayatın kurtarılmasına yol açtı.
Tekerlekli Bavullar (1972)
Hem tekerlekli hem de tekerleksiz bavulla seyahat etmiş olan herkes, bu icadın ne kadar dahiyane olduğu konusunda şüphe duymayacaktır. Ancak garip bir şekilde Bernard Sadow, 1972 yılında tekerlekli bagajın patentini aldığında ağır eleştirilere maruz kaldı.
Yüzyıl ortasındaki toplumsal cinsiyet normları, gerçek erkeklerin eşlerinin bagajlarını taşımasını emrediyordu. İcat, aşırı kadınsı bulunarak geniş çapta alaya alındı ve ilk başta New York'taki tüm büyük mağazalar tarafından reddedildi. Mağaza yöneticileri ve alıcılar Sadow'a, ağır çanta taşımanın bir erkeklik işareti olması nedeniyle hiçbir erkeğin asla bir bavulu yuvarlamayacağını söylediler.
Robert Plath'ın manevra yapması çok daha kolay olan iki tekerlekli bir versiyon yaratmasıyla icadın ana akım haline gelmesi 15 yıldan fazla sürdü. Günümüzde, altında tekerlekleri olmayan bir bavul almayı kim düşünebilir ki?
Şemsiye (1705)
Maço görünme arzusu, bir başka son derece mantıklı cihaz olan şemsiyenin kullanımını da engelledi. Fransız tüccar Jean Marius, 1705 yılında ilk katlanabilir, hafif şemsiyeyi icat etti. Bu icat Avrupa soyluları arasında büyük bir başarı yakaladı.
Fakat 18. yüzyıl Londrası'nda bunları taşımaya cüret eden erkekler alay konusu oldular. Kaşif Jonas Hanway, İngiltere'nin başkentinde şemsiye kullanmaya cesaret eden ilk İngilizlerden biri oldu ve kısa süre sonra yağmurdan daha fazlasıyla uğraşmak zorunda kaldığını fark etti. Müşterilerinin kendilerini su geçirmez örtülerle koruyabilmeleri halinde artık arabalarını kullanmayacağından korkan arabacılar, onu çöpe tuttular. Gelenekçiler ve halktan bazı kişiler, onu kırıtkan bir Fransız olarak adlandırarak onunla alay ettiler.
Ordu da buna hiç tahammül etmiyordu. Demir Dük olarak bilinen Wellington Dükü, ordusunu gülünç gösterdiğini ilan ederek askerlerinin şemsiye kullanmasını yasakladı. İlk baştaki alaylara rağmen, insanlar kısa süre sonra kuru kalmanın sırılsıklam ıslanmaktan daha çok tercih edilebilir olduğunu anladılar. Birkaç on yıl içinde kamuoyu tamamen değişti. Şemsiye, tüm sınıflar için saygı duyulan temel bir günlük eşya haline geldi. Ve yağmurlu Britanya'da, şemsiyeler özellikle takdir edilmektedir.
Evrim Ağacı'nda tek bir hedefimiz var: Bilimsel gerçekleri en doğru, tarafsız ve kolay anlaşılır şekilde Türkiye'ye ulaştırmak. Ancak tahmin edebileceğiniz gibi Türkiye'de bilim anlatmak hiç kolay bir iş değil; hele ki bir yandan ekonomik bir hayatta kalma mücadelesi verirken...
O nedenle sizin desteklerinize ihtiyacımız var. Eğer yazılarımızı okuyanların %1'i bize bütçesinin elverdiği kadar destek olmayı seçseydi, bir daha tek bir reklam göstermeden Evrim Ağacı'nın bütün bilim iletişimi faaliyetlerini sürdürebilirdik. Bir düşünün: sadece %1'i...
O %1'i inşa etmemize yardım eder misiniz? Evrim Ağacı Premium üyesi olarak, ekibimizin size ve Türkiye'ye bilimi daha etkili ve profesyonel bir şekilde ulaştırmamızı mümkün kılmış olacaksınız. Ayrıca size olan minnetimizin bir ifadesi olarak, çok sayıda ayrıcalığa erişim sağlayacaksınız.
Makalelerimizin bilimsel gerçekleri doğru bir şekilde yansıtması için en üst düzey çabayı gösteriyoruz. Gözünüze doğru gelmeyen bir şey varsa, mümkünse güvenilir kaynaklarınızla birlikte bize ulaşın!
Bu makalemizle ilgili merak ettiğin bir şey mi var? Buraya tıklayarak sorabilirsin.
Soru & Cevap Platformuna Git- 2
- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- Çeviri Kaynağı: BBC Science Focus Magazine | Arşiv Bağlantısı
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 06/09/2026 13:28:10 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/23734
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.
This work is an exact translation of the article originally published in BBC Science Focus Magazine. Evrim Ağacı is a popular science organization which seeks to increase scientific awareness and knowledge in Turkey, and this translation is a part of those efforts. If you are the author/owner of this article and if you choose it to be taken down, please contact us and we will immediately remove your content. Thank you for your cooperation and understanding.