Atom Öğretisi (Atomculuk)

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Bu yazımızda, temel düzeyde atom öğretisinin düşünsel düzlemi üzerine durulacak ve düşünsel argümanları sunulacaktır. Atom kavramının kelime kökünün açıklanmasını es geçmenin uygun olacağı kanısındayız. Biz, felsefeyi akademik düzlemde yapan kişiler olarak, felsefe tarihinin ve kelimenin dilsel kökünün felsefi düşünüşe bir engel olmasının sıkıntılarını yaşamaktayız. Bu bakımdan kelime ve kavram arasındaki farka vurgu yapmalıyız. Felsefe tarihi, kişileri ele alırken bu makale de verilmek istenen en net kısmın felsefenin tarihi kadar sistematiğini de vermek amacı olacaktır.

Atom kavramı, yeni çağların doğa bilimlerinden çok daha eskidir. Kökleri eski Yunan düşünce geleneklerinden gelen bugünse çoğunlukla bilimsel düzlemde karşılaştığımız çelişkili bir kavramdır (çelişki kelime kökenlidir. Atomus, kelime anlamıyla "bölünemezler"dir). Bu temel düşünce bir felsefi düşünüş sistematiğinin belli döneme göre en son ve etkili kısmı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne var ki atom olaylarının modern yorumunun, ilkçağların maddeci düşünüşüyle pek az benzer kısımları vardır.  Maddenin hiç parçalanmayan temel yapılardan yanı atomuslardan oluştuğu düşüncesinin temelinde üç temel kavram gizlidir: Madde, varoluş, oluşma. Bunlar bilinen kısmıyla yunan düşünce geleneğinin ilk dönemlerine ait kavramlardır. Bu düşünsel temellendirme M.Ö 6. yüzyılda filozof Miletli Thales’le başlar. Arche(arke) adını verdiğimiz bu düşünce tutumuna göre arche kavramsal olarak her şeyin özü ve nihai olarak sebebidir. Thales bu düşünsel temellendirmeyi özü itibarıyla söyle açıklar:

‘’Su, tüm şeylerin kök-nedeni olarak maddedir.’’

Bize her ne kadar tutarsız gelirse gelsin (bilimsel olarak her şeyin özü, yani ‘kök-nedeni’, su olamaz) bu ifade, Friedrich Nietzsche’nin de söylediği gibi felsefesinin üç temel düşünüşünü yansıtmaktadır. Öncelikle tüm şeylerin maddesel nedeni nedir, bu soruyu içermektedir. İkincisi bu sorunun, herhangi bir mitos ya da mistik tasarımına başvurmadan akılcı yoldan cevaplandırılması gereğini bildirmektedir. Üçüncüsü ise evreni birleştirici rol oynayan temel ilkeden yola çıkarak kavramının mümkün olduğu varsayımıdır. Thales’in sorusu temelde olanın yanı kök-nedenin ne olduğunun düşünsel ilk ifadesi sayılır. Thales’in bu düşünsel devrimiyle toplulukların zihinlerine ilk temel madde sorusu taşınmış oldu. Thales’in bu argümana ulaşmasındaki temel yolun metorolojik bir takım gözlemlerle düşüncesinin sistematiğine uydurmasıyla vardığı sonucuna da ulaşmamız olasıdır. Su bütün hayatın en başta gelen temel gereksinimlerindendir. Temel olarak bir şeyin varolması gerektiğini iddia ettiğimizde ise bu düşünceyi suyla temellendirmemiz de hiç şaşırtıcı değildir (1). Bu değerlendirmelerle temel düzeyde varoluşun düşünsel temellendirmesini görmüş olmaktayız. Varoluş öncelikle varolan ilk kök-nedene uygun ve onunla ilişkili olmalıdır.

Bu kısımdan sonra büyük bir yükselişle Efesli Heraklitos (Heraklit) ulaşmaktayız. Onun düşüncesinde oluşma kavramı en önemli temellendirmedir. Heraklitos ateşi, hareket eden şeyi kök-neden olarak görüyordu. Birleştirici temel ilke fikrini olayların sonsuz dönüşümüyle açıklamaktaydı. Ona göre varoluş karşıtlar arasındaki çatışmaydı. Heraklitos’a göre dünya aynı zamanda bir çok şey ve bir şeydi. Bu bakımdan bakılınca Yunan düşünce geleneği, Demokritos geleneğine gelene dek bir şey ve bir çok şey arasındaki gerilime dayanıyordu. Duyular açısından evren, şeylerin ve olayların, renklerin ve seslerin sonsuz bir çeşitliliğiyle meydana gelmektedir. Tam da burada bütün bunları anlamak için düşünsel disiplini bilmek gerekmekteydi. Bu duyularla algılanan çoklu çeşitlilik yanında mantıksal olarak tüm bu şeylerin dayandığı temel bir kök-neden olmalıydı. Çünkü evren ruhsal bir harmonika veya akılla anlamlandıramayacağımız bir şey olamazdı. Evren maddeden meydana geliyordu. Ama temelde yatan bu durum bir çelişkiye sebep oluyordu: tüm bu harmoniye inince kişi ruhsal bir ikilemde sonucu arardı, görülende değil. Bu nedenle mantıksal bir temel ve son düzlem olmalıydı. Böyle düşününce ister istemez Heraklitos ögretisinin temel kavramını Demokritos öğretisinin etkileşimine sokmamız gerekmektedir. Böylece şu temel sonuça varırız: Değişim, kök-nedenin ta kendisidir. Evreni var edip yok eden o sonu gelmeyen değişimdir. Demokritos teolojık evren görüşünün zıddı bir mantıksal zeminde düşüncesini şekillendirerek evrenin ruhsuz ve hareketli olduğunu söylemektedir. Demokritos evrendeki tüm olayların , nesnelerin birbirine çarpması ve çarpmanın etkisiyle birbirlerine yaptığı baskıyla açıklar. 17 yüzyıl filozofu Descartes, Demokritos’un bu görüşünüyle tutarlı olarak söyle yazar:

‘’Başlangıçta tanrı, madde ve hareketi yarattı…’’ (2)

17. Yüzyıl'da Descartes’in bu zorunlu söyleme varmasının ve dile getirmesinin bir yönü de elbette ki bilimsel keşifler ve mantıksal zeminde hareketin evrene ait bir yasa olarak kabul görmesidir. Demokritos felsefenin temel dayanaklarından bir diğerine gitmek için simdi filozof Parmenides’in öğrencisi ve kuramsal tamamlayıcısı olan Zenon’a gitmeliyiz. Zenon’a göre varlıkların bölünebilirliğini kabul ettiğimiz taktirde bu bölünmeyi herhangi bir noktada durdurmanın herhangi bir açıklaması olamaz. Başka değişle uzamı olan her şey bir uzama sahip olduğu için sonsuza dek bölünmek zorundadır (3). Bu nedenle Zenon varlıkların bölünemez bir bütün olduğu argümanını savunmuştur. Ancak bir diğer antik yunan filozofu Anaksagoras buna karşı çıkarak maddenin sonsuza kadar bölünebilirliği tezini savunmuştur.  Empedokles ve Zenon gibi sınırlı bir varlığın çoğunluğunu değil, sonsuz sayıda çeşitlikli bir varlıklar çokluğunu kabul etmiştir. Zenon’un öğrencisi olan Leukippos ve onun takibinde ünlü Demokritos ise kısmı olarak Elalı geleneği ve Zenon’u temelde kabul ederek düşüncelerini hem deney dünyasının varlığını açıklamak, hem de Zenon’un itirazlarından kurtulmak için Empedokles ve Anaksagoras’ın düşünsel zemininin tamamen farklı bir modelini teklif ederler: Maddenin temel değişmeyeni bölünemez olan atomlardır. Leukippos, Zenon’un haklı eleştirisine söyle cevap vermektedir:

‘’Varlık ve madde bölünebilir. Böylece karşımıza bir varlıklar veya tözler çokluğunun çıkması mümkündür. Ama bu onun sonsuza kadar bölünmesinin mümkün olması demek olduğu anlamına gelmez. Çünkü bir şeyin matematiksel olarak bir büyüklüğü veyauzamı olmasıyla, fiziksel olarak bölünmesinin mümkün olması başka gerçekliklerdir.’’

Kısacası maddenin bölünmesinin sonsuza kadar gitmesi ve onu ortadan kaldırması gerekmez. Son olarak atomculuk görüşünün son temeli olan varlık ve boşluk ilişkisine gelmekteyiz. Atom kavramı çerçevesinde antik yunan felsefesi Leukippos ve Demokritos’la bir adım daha atarak Parmenides felsefesindeki varlık-yokluk çiftini biraz daha fiziksel kılığa büründürerek varlık-boşluk çifti olarak oraya koyabildi. Varlık kendini sonsuz kez tekrarlar. İşte atomda böyle bir olasılığın varlığıdır. Atom öncesiz ve sonrasızdır. Sonlu bir büyüklükle beraber yok edilemez. Leukippos eserinde söyle der:

‘’Hiçten hiçbir şey meydana gelmez ve varolan şey asla yok olmaz.’’ (4)

Şu halde atomuslar hiçbir ilahi kuvvetle yaratılmadıkları gibi hiçliğe de karışmazlar. Maddenin korunması ilkesi atomcular tarafından en bilinçli şekilde bu sözle ifade edilmiştir (5). Atomların bir başka özelliğiyse kendi aralarında sürekli bir homojen oluştur. Atomlar bölünemez oldukları gibi değişmezler de... Atom içinde herhangi bir değişim mümkün değildir. Yani atomun içinde ne hareket vardır ne de töz değişimi. Atomun kendisi hareketin kendisidir. O yalnızca niteliksel olarak yer değiştirebilir. Demokritos’a göre atomların bazıları yuvarlak,bazısı düz, bazısı küre bazısı çengelli ve kancalıdır.  Demokritos’un niceliksel olarak değişken olan atomunun düşünsel nedeni basittir. Evrende maddeler farklılık gösterir. Ancak tek özellikle yanı atomus olarak tektirler.

Tüm bu düşünsel temellendirmelerle atomculuk düşünsel sistemlerin birbirine kattığı soruların nihai sonucudur. Görünen oku atomculuk günümüz bilimiyle ayrımlara gitse de insanlık tarihinin en büyük düşünsel devrimlerinden biri olarak fiziksel dünyaya yeni bir disiplin katmamıza zemin olmuştur. Yani fizik.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Physics and Philosophy / Werner Hesinberg
  2. Descartes-/Felsefenin Prensipleri 1962, sf. 16
  3. Zenon - Stadyum Paradoksu
  4. DL, IX 44, Leukippos
  5. Ahmet Arslan İlkçağ Felsefesi /İstanbul B. Yayınları, sf. 317

Nükleer Enerji Dost Mu, Düşman Mı?

Onlarca Rakibe Karşı Satranç Oynamak

Yazar

Eric Rose

Eric Rose

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim