Aşılar Hakkında Yanlış Bilinenler

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Aşıların çalışma mekanizmaları yeterli derecede anlaşılamadığından, aşılar hakkında pek çok yanlış bilgi yıllarca kabul görmüştür. Bu yazıda, kabul görmüş bu yanılgıların en yaygın olanlarından bahsedilmektedir.

 

“İmmün Sistemin Aşırı Yüklenmesi” Yanılgısı

Muhtemelen en yaygın kanı, bir çocuğa bir kerede birden fazla dozda aşı yapıldığında gerçekleşecek olan “immün sistemin aşırı yüklenmesi” kanısıdır. Bu düşünce ilk defa, çocukların immün sistemlerinin gelişimi için planlanan aşılama programının genişletilmesi fikri üzerine ortaya çıkmıştır ve bazı aşılar tek seferde alım için birleştirilmiştir. Bununla birlikte, pek çok çalışma aşıların birlikte verilmesinin sakıncalı olmadığını göstermiştir.

Ancak bazı ebeveynler, bu yanılgının doğru olma ihtimaline karşı, çocuklarının aşılanma periyodunu genişletmeye karar vermişlerdir. Ancak bu yaklaşımlarını destekleyecek herhangi bir kanıt yoktur ve aşı zamanını ertelemek, çocukları önlenmesi mümkün hastalıklara karşı bile risk altında bırakmaktadır. 

 

“Hastalığın Yok Olması” Yanılgısı

Bazı insanlar, polio virüsünde (çocuk felcine neden olan virüs) olduğu gibi bazı hastalıkların ABD’de kaybolmasıyla, aşının kullanımının gereksiz olduğunu sanıyorlar. Ancak dünyanın geri kalan kısmında polio virüsü hala yaygındır ve ülkeye virüsün tekrar girmesiyle korunmamış bağışıklık sistemleri kolayca hastalığa yakalanacaktır. Diğer bir örnek ise Amerika Birleşik Devletleri’nde çok nadir görülen kızamık hastalığı ile ilgilidir; ABD salgınları ne zaman bir Amerikalı kızamık virüsünün yaygın olduğu bir ülkeye gitse, dönüşte virüsü beraberinde taşımasıyla ortaya çıkmıştır. Ancak, yeterli aşılamayla bu tip salgınlar önlenebilir. Fakat aşılama oranı düşerse, önlenebilir hastalıklar bile yayılabilir. Örneğin 2000’lerin başlarında İngiltere’de, uygulanmış aşılar etkilerini kaybettikten sonra aşılama oranlarının düşürülmesiyle kızamık hastalığı tekrar yerel bir vakaya dönüşmüştür.

 

“Aşılanan İnsanların Aşılanmayanlardan Daha Fazla Hastalandığı” Yanılgısı

Amerika’da kızamık hastalığında olduğu gibi, bir bölgede nadir görülen bir hastalık salgına dönüştüğünde, sadece aşılanmamış insanlar risk altında değildir; çünkü hiçbir aşılama aktivitesinin %100 garantisi yoktur. Bu nedenle bazı aşılanmış kişilerin de hastalığa yakalanma ihtimali vardır. Esasında, bir salgın sırasında, aşılanmasına rağmen hastalanan kişilerin sayısı aşılanmadan hastalanan kişilerin sayısından daha fazla olacaktır. Bunun nedeni aşıların etkisiz olması değildir; az sayıda da olsa, aşılara karşı ilk etapta direnç gösteren bir miktar kişinin olmasıdır. Varsayımsal bir salgındaki rakamlara bakalım:

500 kişilik bir grup düşünelim. Bu grup nadir görülen bir hastalığın salgınına yakalanmış olsun. Gruptan 490’u aşılanmış, 10’u da aşılanmamış olsun. Farklı aşılar, farklı koruma seviyesi sağlarlar; fakat bu örnekte aşılanan her 100 kişiden 98’inin hastalığa karşı bağışıklık geliştireceğini varsayalım. 

Salgın ortaya çıktığında aşılanmamış olan 10 kişinin hepsi bu hastalığa yakalanacaktır. Peki ya aşılanan 490 kişi?

Her 100 kişiden 98’inin başarılı bir şekilde immün sistemlerinin geliştiğini düşünürsek, 490 kişi içerisinden de 10 kişi hastalığa yakalanacaktır. Bu sayı da aşılanmayıp hastalığa yakalanan insan sayısıyla aynıdır. 

Hastalananlardan 10 tanesi aşılanmış, 10 tanesi aşılanmamış kişilerdendir. Ancak 500 kişilik popülasyonda aşılanıp da hasta olan 10 kişi için yüzdelik değer, aşılanmış kişiler içerisinde (10 / 490) = 2%‘dir. Aşılanmadan hasta olan kişi yüzdesi ise (10 / 10) = 100% olur. Sonuçlar şu şekilde olur;

-Popülasyon büyüklüğü: 500

-Aşılanmış kişiler: 490

-Aşılanmamış kişiler: 10

-Aşılandıktan sonra hastalanan kişilerin yüzdesi: 2%

-Aşılanmadan hastalanan kişilerin yüzdesi: 100%

 

“Aşı Değil, Hijyen ve Sağlıklı Beslenme Hastalık Oranlarını Azaltır” Yanılgısı

Tüm faktörler arasında gelişmiş hijyen ve beslenme, bazı hastalıklara yakalanma ihtimalini azaltabilir. Aşının ortaya çıkışından önce ve sonrasındaki hastalık vakaları ile ilgili verilere göre, hastalık oranlarının düşüşünde en etkili yolun aşı olduğu görülmüştür. Kızamık vakaları, örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde 1950 ve 1963 yılları arasında, yılda 300,000’den 800,000’e değişen sayılara ulaştığında, yeni patentli kızamık aşısı yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandı. 1965 yılında, ABD kızamık hastalığı vakaları önemli bir düşüş yaşadı. 1968’de 22,000 vaka rapor edildi (3 yılda 800,000 vakada %97,25 düşüş); 1998’de ortalama vaka sayısı yılda en fazla 100 idi. Benzer vaka sayılarındaki düşüşler yine aşıları olan hastalıklarda gerçekleşmiştir.

Aşıları hijyen ve beslenmeden ayıran en iyi kanıt, aşıların suçiçeği kaynaklı hastalık ve ölümlerindeki düşüşten sorumlu olmasıdır. Eğer hijyen ve beslenme tek başlarına bulaşıcı hastalıkları önlemede etkili olsalardı, su çiçeği varicella aşısı ortaya çıkmadan çok daha önce azalırdı ki bu durum 1990’ların ortalarına kadar mümkün olmamıştır. Yerine, 1990’ların başlarında ABD’ deki suçiçeği vakaları, 1995’te aşının ortaya çıkmasından önce, yılda 4 milyon civarındaydı. 2004’te hastalık oranı %85 oranında azalmıştı.

 

“Doğal Kazanılmış Bağışıklık Aşı İle Gelen Bağışıklıktan İyidir” Yanılgısı

Bazıları hastalık sonrası geliştirilen bağışıklığın aşılarla kazanılan bağışıklıktan daha iyi koruma sağladığını düşünüyor. Doğal kazanılan bağışıklığın bazı vakalarda aşı ile kazanılan bağışıklıktan daha uzun sürdüğü doğrudur; ancak doğal enfeksiyonun riskleri aşı kullanımının yarattığı risklerden fazladır.

Örneğin; kızamık enfeksiyonu 1000 kişi içinde 1 kişide ansefalite (beyin enfeksiyonu), 2 kişide ölüme neden olur. Kızamık, kabakulak, kızamıkçık aşıları birleşimi ise kızamık enfeksiyonunu önlerken sadece milyonda bir kişide ansefalit veya çeşitli alerjik reaksiyonla sonuçlanabilir.  Aşı ile kazanılan bağışıklığın faydaları, doğal yolla kazanılan bağışıklığın ciddi risklerinden takviye kullanımını gerektiren durumlarda bile daha fazladır.

Ek olarak, Hib (Haemophilus İnfluenza Tip b, menenjit vs) ve tetanoz aşıları da doğal yoldan kazanılan bağışıklıktan çok daha etkili bağışıklık sağlarlar. 


Kaynak: Bu yazı History of Vaccines adresinden çevrilmiştir.

Düzenleyen: Arsel Acar

Anna Sinekkuşu

Fizikçiler Küresel Yıldız Kümelerinde Karadelik Bularak 40 Yıllık Teoriyi Sarstılar!

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim