Zihin, gerçekliğin üzerine serilmiş bir örtü değil, bizzat gerçekliğin kendi dokusuna sızan bir kırılmadır; nesneler, ancak aralarındaki boşluklarda varlık kazanırlar ve bu boşluklar da zihnin nesneleri ayırmak için kullandığı birer kurgudan ibarettir. Dolayısıyla, ne gözlemleyen öznedir ne de gözlemlenen nesne; her ikisi de, birbirinin varlığını zorunlu kılan, ancak kendi başına hiçbir ontolojik ağırlığı olmayan, karşılıklı birer yansımadan ibaret olan fenomenolojik birer düğümdür.