Zihin, gerçekliğin üzerine serilmiş bir örtü değil, bizzat gerçekliğin kendi dokusuna sızan bir kırılmadır; nesneler, ancak aralarındaki boşluklarda varlık kazanırlar ve bu boşluklar da zihnin nesneleri ayırmak için kullandığı birer kurgudan ibarettir. Dolayısıyla, ne gözlemleyen öznedir ne de gözlemlenen nesne; her ikisi de, birbirinin varlığını zorunlu kılan, ancak kendi başına hiçbir ontolojik ağırlığı olmayan, karşılıklı birer yansımadan ibaret olan fenomenolojik birer düğümdür.
Varolma... kendi hükmetmediği fırlatılmışlığını taşır...
Varolma şu anlama gelir: Hiçin içine bırakılma...
Hiç köklü bir şekilde açığa çıkarılmaksızın,
kendi olma da, özgürlük de yoktur.
İnsan, varoluşunu anlamak için düşünmelidir.
Varlık, var olanın içindeki kendi olmayışında gizlenir; bu olmayış, onun var oluşunun temel koşuludur.