Ne var ki, aşkıncı varsayımlarımız nedeniyle diğer tüm varlıklarla bir ve birlikte olmamızı sağlayan arzu ya da iştah gibi tetikleyicilere karşı çoğu zaman örtük bir suçluluk duygusuyla yaşadığımızı hiç fark etmeyiz. Çoğu zaman bu suçluluk duygusu bedenlerimizi baskılar. Üstelik bu baskılama, gizli varsayımlarımızla şekillenen dünya görüşlerimiz tarafından alkışlanır. Beden adeta laftan sözden anlamaz bir haylaz, akıl, irade, ahlak, iman ya da töreyle zapturapt altına alınması gereken şeytani bir haz bohçasıdır. Aşkıncı varsayımlarımız o kadar köklü ve derindir ki, adeta yüzyıllar önceden bize kadar evrimleşmiş doğalarımızmış gibi bize ait görünürler. Bu köklü biçimlenişin tek sorumlusu dinler de değildir. Gerçekte dinle büyük bir hesaplaşmanın modern kahramanları olarak düşünmeye alışık olduğumuz Aydınlanma düşünürleri bile, bir-iki istisna hariç, beden, arzu ve haz gibi yoldan çıkarıcılara karşı kiliseyle müttefik olmaktan çekinmemiştir.