Yine Ve Yeniden Zaman Ve Mekan!
Albert Camus, varoluşçuluk felsefesi çerçevesinde her ne kadar kendisini tanımlamamış ve tanımlanmayı doğru bulmamış olsa da, o dönemin büyük üstatlarından Jean Paul Sartre misali, art arda iki dünya savaşı geçirmiş, büyük acılar ve yıkımlar görmüş ve yaşamış çağdaşları üzre bir sorgu dönemi yaşamıştır.
Bu sorgulamanın külliyatı neticesinde de “Varoluşçuluk” akımı doğmuştur. Bu akımın iki ucunda iki büyük usta bulunur. Bir tarafında “biz iki dünya savaşı geçirdik bizden iyi şeyler beklemeyin” diyen ve bunca acı karşısında yeni insanın anlam arayışını teorik- felsefi temelde “bulantı” başyapıtı ile sürdürmeyi önceleyen Sartre, öteki ucunda ise bu anlayışla hiçbir zaman anılmak istemeyen fakat “yabancı”, “sisifos söyleni” gibi edebi ve felsefi baş yapıtları ile döneme damgasını vuran ve anlam arayışının sona erdiğini, bundan sonrasını pratiğin belirleyeceğini (Başkaldıran İnsan denemesi ile ) işaret eden Camus…
Türümüz tarihinin en büyük ve kitlesel iki yıkımına tanık olmuş bir dönemin sorumluluk üstlenme cesareti gösteren aydınlarını, hele ki “biz iki dünya savaşı geçirdik, bizden iyi şeyler beklemeyin” tevazusu ile açık beyanlarına rağmen zamanı ve mekanı hesaba katmaksızın, olumlu veya olumsuz değerlendirmek çok da adil olmaz kanısındayım. Onlara ve görüşlerine katılmıyorum ve fakat daha bir insan olma adına ve yüreklice, hem de en zor koşullarda ufkumuzu açtıkları, bizlere ve geleceğe yönelik anlam arayışında yol gösterdikleri konusunda zerrece kuşkum yok.
Ustalar yanılabilir. Fakat bu onların yol göstericiliği konusunda samimiyetlerine gölge düşürmez. Çünkü onlar sadece yolu gösterir, yürümek işi bize kalmıştır. Onlar da iyi bilir ki yol, yürüdükçe değişme ve çatallanma potansiyelini her daim ilk adımdan itibaren kendi içinde barındırır. Yürünecek yolu gösteren kadar yürünmeyecek yolu gösteren de saygıyı fazlasıyla hak eder. Bilimsel etik böyle der.
Onların külliyatından aklımda kalan şudur: “Haklı olabiliriz, kendimizi kandırmış da olabiliriz ve fakat sonrası sizin omuzlarınıza yüktür. Temenni ederiz ki türümüz adına bu yükü yüklenmekten en az bizim kadar bahtiyar olun ve asla kendinizi kandırmayın…” Sevgiyle…