Kalıtsallığın çevreyle ilişkisini, bağlanma teorisini ve belki biraz da psikanalizi bir arada düşünerek bir cevap verilebileceğini düşünüyorum.
Toplum/dünya krize girdiğinde inisiyatif alacak liderlik edecek kimselere ihtiyaç oluyor. Bizler için Atatürk bu duruma iyi bir örnek olabilir. Kaostan hoşlanmayan birinin kendi varoluşu için bu kadar riskli durumlarda bulunmasını başka şekillerde açıklamak zor. Bu eğilimlerin sebebinin bir kısmı kalıtsal olmalı, mizaç özelliği olarak girişkenlik veya dışa dönüklük olarak da tezahür edebilir. Savaşçı geni olarak da bilinen MAOA geninin düşük aktivitesini sağlayan varyantına sahip bireylerin, çocukluk yaşantısının iyiliği/kötülüğüyle yani çevreyle ilişkisinden; yetişkinlikte girişken veya suça eğilimli bireylerin ortaya çıktığını kanıtlayan şu ünlü makaleye bakabilirsiniz. https://www.science.org/doi/abs/10.1126/science.1072290
Bağlanma teorisi bireyin erken çocukluk yaşamının dünyanın güvenilirliğini nasıl algıladığını belirlediğini iddia eder. Bu diğer kişilik kuramlarında da benzer şekillerde ifade edilir. Psikanalitik teoride de erken çocukluk döneminin önemi vurgulanır. Eğer erken çocuklukta edinilen deneyimler hayatta kalma stretejilerine dönüştürülüyorsa ve bu stratejiler yetişkinlikte bilinçli/rasyonel düşünce süreçlerinin etkilerinden muafsa (5 yaşlarına kadarki yaşantımızı hatırlayamamızın sebeplerinden biri bu olabilir) sonradan değiştirilmesi zor olan kişilik özelliklerine dönüşüyor olabilir. Bunun psikanalitik teorilerle de uyumlu olduğunu düşünüyorum.
Erken çocukluğu kaotik geçmiş birini düşünelim. Kaotik olmayan bir hal belki de ona yabancı ve tehlikeli gelecektir. Kaostan hoşlanan bireyler hayatta kalmalarını sağlayacak ortamın kaotik olduğunu hissediyor olabilirler. Yani sonuç olarak arayıp bulunan kaos esasında bir hayatta kalma stratejisi olabilir.