Merhaba
Felsefe tarihinde insanın varoluşu, anlamı ve hakikati üzerine geliştirilen düşünceler incelendiğinde, nihilizm ile teizm iki uç yaklaşım olarak öne çıkar. Teizm, evrenin ve insan yaşamının aşkın bir kaynağa dayandığını, dolayısıyla anlamın insanın dışında ve ondan bağımsız olarak var olduğunu savunur. Nihilizm ise bunun tam tersine, evrende nesnel bir anlam, amaç ya da değer bulunmadığını ileri sürer. Bu iki yaklaşım, kendi iç mantıkları açısından oldukça tutarlı sistemler kurmaya çalışır.
Bununla birlikte, bu durum nihilizm ve teizm dışındaki bütün görüşlerin mantıksız veya çelişkili olduğu anlamına gelmez. Varoluşçuluk, hümanizm, natüralizm, stoacılık, pragmatizm ya da absürdizm gibi birçok düşünce sistemi, farklı öncüllerden hareket ederek kendi içinde tutarlı açıklamalargeliştirmeye çalışır. Örneğin varoluşçuluk, nesnel bir anlam bulunmasa bile bireyin kendi yaşamına anlam kazandırabileceğini savunurken; stoacılık, evrensel düzen ve erdem anlayışı üzerinden insanın iyi bir yaşam sürebileceğini ileri sürer. Bu görüşler, kabul ettikleri temel varsayımlar doğrultusunda mantıksal bir bütünlük oluşturabilir.
Ancak bazı eleştirmenler, özellikle anlamın hem nesnel olmadığını hem de yine de bağlayıcı olduğunu ileri süren yaklaşımların felsefi bir gerilim taşıdığını savunur. Eğer evrende önceden verilmiş bir anlam yoksa, insanın ürettiği anlamın neden evrensel bir değere sahip olması gerektiği sorusu sıkça gündeme gelir. Buna karşılık, nesnel bir anlamın var olduğunu kabul eden yaklaşımlar ise bu anlamın kaynağını ve doğrulanabilirliğini açıklamak zorundadır. Dolayısıyla tartışma yalnızca sonuca değil, kullanılan öncüllere de bağlıdır.
Albert Camus'nün geliştirdiği absürdizm bu tartışmaya farklı bir boyut kazandırır. Camus'ye göre insan anlam arayan bir varlıktır; evren ise bu arayışa sessiz kalır. Bu çelişkiyi çözmek yerine kabul etmek gerektiğini savunur. Böylece ne mutlak bir anlamı benimser ne de tüm anlamı reddeder. Bu yaklaşım, nihilizm ile teizm arasında üçüncü bir düşünme biçimi sunar.
Nihilizm ve teizm felsefi açıdan güçlü ve kapsamlı sistemler olsalar da, bunların dışındaki bütün yaklaşımları mantıksız veya çelişkili olarak nitelendirmek doğru değildir. Bir düşünce sisteminin değeri, hangi sonuca ulaştığından çok, öncülleri ile vardığı sonuç arasındaki mantıksal tutarlılıkta yatar. Felsefe de tam olarak bu nedenle tek bir doğru cevaptan çok, farklı varsayımlar üzerine kurulmuş tutarlı açıklamaların tartışıldığı bir alandır. Bir görüşü kabul etmek ya da reddetmek ise çoğu zaman yalnızca mantıksal değerlendirmeye değil, kişinin bilgi anlayışına, ahlak anlayışına ve varlık tasavvuruna da bağlıdır.[1]
Kaynaklar
- Hatice Kutbay. (). Kendi Fikrim Ve Bilgi Birikimim.