Kendi düşüncelerimi ve hayata karşı duruşumu net bir biçimde ortaya koymam gerekirse, hayır, toplumsal yapıyı içten içe sarsan, varlığıyla etrafına yalnızca zarar ve huzursuzluk veren bir birey ile ömrünü insanlığın gelişimine adamış, topluma kalıcı değerler kazandıran bir insan asla aynı kefeye konulamaz. Bu iki uç karakteri eşit görmek, adalet kavramının özüne aykırıdır. Kendini geliştiren üretken bir beyinle, çevreye yıkım getiren birini bir tutmak, toplumsal vicdanı zedeler. Dolayısıyla bu iki profil arasında yapılacak herhangi bir mukayese, temelden hatalı olacaktır.
Meseleyi bir adım daha ileri götürüp düşüncelerimizi derinleştirdiğimizde ise karşımıza çok daha çarpıcı bir gerçek çıkıyor. Doğanın kendi içindeki kusursuz dengesine baktığımda, bazı hayvanların sergilediği o doğal içgüdünün, sadakatin ve çevreyle kurduk spiral bağın; insan olduğunu iddia eden ama cehalet içinde yaşayan birçok kişiden kat kat daha bilgece olduğu kanısındayım. İnsan olmak, sadece biyolojik bir varlıktan ibaret değildir. Ahlaktan, farkındalıktan ve toplumsal faydadan yoksun bir yaşam sürenlerin, doğadaki canlıların gerisinde kaldığı su götürmez bir gerçektir