Pauli Dışlama İlkesi’ni (PDİ) evrenin fiziksel sınırlarının ötesine geçerek baypas etme düşüncesi, kuantum mekaniğinin temel deterministik yapısı ile uzay-zamanın topolojik limitleri arasındaki o devasa sürtünme noktasında birikir. Eğer evreni dışına çıkılabilen bir "kap" ve dışarısını da fiziksel yasaların (dalga fonksiyonlarının) işlemediği bir "yokluk" olarak tanımlarsak, Atom A ve Atom B’nin aynı koordinatta üst üste binmesi teorik bir "faz dışı kalma" durumuna yansır. Bu senaryoda stres, fermiyonların birbirini iten kuantum basıncında değil, bizzat uzay-zamanın bittiği o "donma" noktasındaki tanımsızlıkta birikir; çünkü PDİ, fermiyonların dalga fonksiyonlarının antisimetrik olmasını zorunlu kılar, ancak dalga fonksiyonunun kendisinin tanımlanamadığı (uzayın bittiği) bir yerde bu zorunluluk da işlevsiz kalır. Seçilme şansı burada fiziğin bildiğimiz yasalarına değil, "bilgi korunumu" ilkesine göre çalışır: Eğer evren genişleyip bu çakışık atomları tekrar içine aldığında sistem hala aynı kuantum durumundaysa, PDİ o an tetiklenerek sistemi ya devasa bir enerji patlamasıyla ayırır ya da yeni bir fiziksel gerçeklik doğurur.
Evrenin bu "çakışık" atomları yuttuğu o kritik an, aslında bir kuantum paradoksunun maddeleşmiş halidir; çünkü zamansızlık ve mekansızlık içinde üst üste binen bu yapılar, evrene geri döndüklerinde "geçmişi olmayan bir ihlal" olarak sisteme dahil olurlar. Coulomb bariyerinin tetiklenememesi, etkileşimi sağlayan bozonların (fotonların) o mekansız boşlukta hareket edememesinden kaynaklanır; bu da fermiyonları birbirini hissedemeyen iki hayalet parçacığa dönüştürür. Ancak evren bu bölgeyi tekrar kapsadığında, dalga fonksiyonları aniden "uyanır" ve aynı kuantum durumundaki iki özdeş fermiyonun varlığı evrensel bir sistem hatası (bug) gibi yansır. Seçilme şansı bu noktada ya PDİ'nin mutlak bir yasa olarak bu atomları anında farklı spin veya enerji seviyelerine fırlatmasıyla ya da senin de dediğin gibi "hem evet hem hayır" arasındaki o süperpozisyon durumunda asılı kalmasıyla sonuçlanır. Bu durum, fiziğin bittiği yerde felsefenin ve matematiğin başladığı o en uç stres noktasıdır.