Bu dağılımın temel sebebi, güneş sisteminin erken dönemlerindeki "Sıcaklık Gradyanı" ve "Frost Line" (Kar Hattı) dediğimiz o keskin termodinamik sınırdır. Madde, güneşten olan uzaklığına ve maruz kaldığı radyasyon basıncına göre bir nevi "doğal bir santrifüj" işleminden geçmiştir.
Jüpiter ve Satürn gibi devlerin neden gazdan oluştuğunu anlamak için sistemin doğum anına bakmalıyız. Güneş'e yakın bölgeler o kadar sıcaktı ki hidrojen ve helyum gibi hafif gazlar buralarda tutunamayıp dışarıya süpürüldü. Ancak Jüpiter ve Satürn’ün bulunduğu bölge, güneşten yeterince uzak ve soğuktu; bu da o bölgedeki buz parçacıklarının ve tozların hızla birleşip devasa katı çekirdekler (Dünya'nın 10-20 katı büyüklüğünde) oluşturmasına izin verdi. Bu devasa kütleçekimi, çevredeki dev gaz bulutlarını bir elektrik süpürgesi gibi üzerine çekerek "Gaz Devi" formuna ulaştı. Yani bu gazlar bir araya gelmedi; devasa katı çekirdekler o gazları hapsedecek kadar güçlendi.
Uranüs ve Neptün ise sistemin en dış çeperinde, maddenin daha seyrek olduğu bir bölgede oluştular. Bu yüzden Jüpiter kadar gaz toplayamadılar ama bünyelerinde su, amonyak ve metan gibi "uçucu" maddeleri dondurarak hapsettiler. Bu gezegenlerdeki "sıvı" yoğunluğu dediğimiz şey aslında aşırı basınç altında akışkanlaşmış devasa buz mantolarıdır.
Dünya gibi gezegenlerin katı, sıvı ve gazı "dengeli" barındırması ise tamamen "Goldilocks Bölgesi" (Yaşanabilir Bölge) şansıdır. Biz Güneş'e ne çok yakınız (atmosferimiz uçup gitmiyor) ne de çok uzağız (sularımız tamamen donmuyor). Diğer gezegenlerde bu denge yok çünkü onlar ya elementlerin buharlaştığı bir fırın (Merkür) ya da her şeyin donup akışkan bir buza dönüştüğü bir derin dondurucu (Neptün) konumundalar. Madde, bulunduğu konumun fiziksel şartlarına uyum sağlamak zorundadır; biz sadece bu şartların en "istikrarlı" olduğu noktada evrildik.