Güneş sistemindeki bu "katı-gaz-buz" dizilimi, aslında kozmik bir tesadüf veya estetik bir gruplandırma değil; termodinamiğin ve kütleçekimsel seçilimin en yalın sonucudur. Bu durumu bir "kozmik santrifüj" mekanizması olarak düşünebiliriz. Sistemin merkezindeki Güneş henüz bir ön-yıldız (protostar) aşamasındayken, yaydığı yoğun radyasyon ve güneş rüzgarları, hafif gazları (hidrojen ve helyum) sistemin dış çeperlerine doğru süpürmüştür. Bu durum, Güneş'e yakın bölgede sadece yüksek erime noktasına sahip kayalık ve metalik materyallerin (demir, silikatlar) hayatta kalabilmesine neden olmuştur. İşte bu yüzden Merkür, Venüs, Dünya ve Mars gibi "karasal" gezegenler, bu yüksek sıcaklık cehenneminde ayakta kalabilen ağır elementlerin birleşimiyle oluşmuş, sistemin küçük ama yoğun çekirdek ordusunu kurmuşlardır.
Biraz daha uzaklaştığımızda karşımıza çıkan o kritik eşik ise astrofizikte "Kar Hattı" (Frost Line) olarak adlandırılır. Bu sınırın ötesinde sıcaklık, su, amonyak ve metan gibi bileşiklerin donarak katı buz zerreciklerine dönüşebileceği kadar düşüktür. Jüpiter ve Satürn gibi gaz devleri, bu hattın hemen dışında çok hızlı bir şekilde devasa katı çekirdekler inşa etmiş ve kütleçekim güçleri sayesinde çevredeki devasa gaz bulutlarını üzerlerine çekerek bugünkü heybetli formlarına ulaşmışlardır. En dışta kalan Uranüs ve Neptün ise genellikle "sıvı" değil, "Buz Devleri" olarak tanımlanır; zira Güneş'ten o kadar uzaktırlar ki bünyelerindeki ağır elementler ve uçucu gazlar aşırı basınç altında süperkritik akışkanlara veya yoğun buz katmanlarına evrilmiştir. Yani bu dizilim, evrenin maddeyi sıcaklığa ve kütleçekimine göre "doğal bir filtreleme" işlemine tabi tutmasından başka bir şey değildir.