Merhaba
Arılara ve karıncalara baktığımda, doğanın kaotik değil, aksine belirli kurallar çerçevesinde işleyen bir sistem olduğunu hissediyorum. Onların dünyasında bireyden çok bütün önemlidir. Belki de bizi etkileyen şey tam olarak budur. Küçücük bedenlerin içinde büyük bir organizasyonun kusursuz işleyişi saklıdır. Ve insan, bu düzeni gördüğünde ister istemez kendi toplumsal yapısını, kendi iş bölümlerini ve kendi fedakârlık anlayışını düşünmeye başlar. Bu yüzden arılar ve karıncalar benim için yalnızca biyolojik varlıklar değildir. Onlar, doğanın sabırla ve milyonlarca yıl boyunca inşa ettiği sosyal yaşamın küçük ama güçlü simgeleridir. Onlara bakarken yalnızca bir böceği değil, evrimin sessiz ama kararlı aklını görürüm. Birde aklıma Atom Karınca ve çocukluğumun çizgi filmi Arı Maya geliyor :))
Arılar ve karıncalar, böcekler sınıfı içinde Hymenoptera adı verilen bir takıma aittir. Hymenoptera, zarlı kanatlı böcekler anlamına gelir ve arılar, karıncalar ile eşek arılarını kapsar. Arılar özellikle Abide adı verilen bir familyada yer alır; familya, biyolojik sınıflandırmada türlerin daha geniş bir grupta toplandığı kategoridir. Karıncalar ise Formicidae adlı familyaya dahildir. Bu durum, her iki grubun ortak bir evrimsel atadan geldiğini gösterir. Yani benzerliklerinin bir kısmı akrabalıktan kaynaklanır.
Ancak asıl dikkat çekici olan benzerlik, toplumsal yaşam biçimleridir. Arılar ve karıncalar “eusosyalite” denilen ileri düzey bir sosyal organizasyona sahiptir. Eusosyalite, en gelişmiş sosyal yaşam biçimi anlamına gelir ve üç temel özelliği vardır: Üreme iş bölümü (kolonide yalnızca belirli bireylerin üremesi), nesillerin birlikte yaşaması (anne ve yavruların aynı yuvada bulunması) ve yavruların koloni üyeleri tarafından ortaklaşa büyütülmesi. Bu sistem, bireylerin tek başına yaşamasına göre daha yüksek hayatta kalma avantajı sağlar. Çünkü iş bölümü vardır; bazı bireyler savunma yapar, bazıları besin toplar, bazıları yavru bakımıyla ilgilenir. Bu uzmanlaşma koloninin başarısını artırır.
Kraliçe sisteminin evrimsel temelinde özel bir genetik yapı bulunur. Hymenoptera takımında “haplodiploidi” adı verilen bir kalıtım sistemi vardır. Haplodiploidi, erkeklerin döllenmemiş yumurtalardan tek kromozom setiyle (haploid), dişilerin ise döllenmiş yumurtalardan çift kromozom setiyle (diploid) gelişmesi anlamına gelir. Bu genetik sistem nedeniyle kız kardeşler genetik olarak birbirlerine oldukça yüksek oranda benzer. Bu durum, “akraba seçilimi” adı verilen evrimsel mekanizmayı destekler. Akraba seçilimi, bir canlının kendi yavrusu yerine genetik olarak yakın akrabalarının hayatta kalmasına yardım ederek genlerini dolaylı biçimde gelecek kuşaklara aktarmasıdır. Bu kuram, evrimsel biyolog William D. Hamilton tarafından geliştirilmiştir. Bu modele göre bir işçi arı ya da karınca üremese bile kraliçenin yavrularını büyüterek genetik mirasının devamına katkı sağlar.
Yuva yapılarındaki benzerlik de işlevsel bir zorunluluktan kaynaklanır. Koloni halinde yaşamak, korunaklı bir merkez, yavru gelişim alanları, besin depolama bölmeleri ve savunma sistemleri gerektirir. Karıncalar bu yapıyı toprak altında odacıklar ve tünellerle kurarken, arılar petek adı verilen altıgen gözlerden oluşan balmumu yapılar inşa eder. Mimari biçimleri farklı olsa da temel prensip aynıdır, merkezi organizasyon ve görev dağılımına uygun alan düzeni.
Bu benzerliğin bir kısmı ortak atadan gelirken, bir kısmı da “yakınsak evrim” ile açıklanır. Yakınsak evrim, farklı türlerin benzer çevresel baskılar altında birbirine benzer özellikler geliştirmesidir. Sosyal yaşam belirli koşullarda büyük avantaj sağladığı için, benzer çevresel sorunlarla karşılaşan türlerde benzer sosyal sistemler ortaya çıkabilir.
Morfolojik yani yapısal açıdan bakıldığında da hem benzerlikler hem farklılıklar görülür. Her iki grupta da dirsekli antenler bulunur; antenler çevresel bilgiyi algılayan duyu organlarıdır. Ayrıca “mandibula” adı verilen güçlü çene yapıları vardır. Mandibula, böceklerde besini parçalamaya ve savunmaya yarayan sert ağız parçalarıdır. Karıncalarda gövde ile karın arasında belirgin bir daralma, yani bel segmenti vardır ve çoğu işçi birey kanatsızdır. Arılarda ise işçi bireyler kanatlıdır ve vücutları polen taşımaya uyum sağlamış tüylü bir yapıya sahiptir. Bu farklar, yaşadıkları çevreye uyumun sonucudur.
İletişim sistemleri de evrimsel açıdan gelişmiştir. Karıncalar “feromon” adı verilen kimyasal maddeler salgılar. Feromon, aynı tür içindeki bireyler arasında iletişim sağlayan kimyasal sinyaldir. Bir karınca besin bulduğunda yere feromon izi bırakır ve diğerleri bu izi takip eder. Arılar da feromon kullanır; ancak özellikle bal arılarında “dans dili” adı verilen bir iletişim sistemi gelişmiştir. İşçi arı, bulduğu besin kaynağının yönünü ve uzaklığını kovandaki diğer arılara belirli vücut hareketleriyle anlatır.
Sonuç olarak arılar ve karıncaların benzerliği üç temel nedene dayanır. Ortak evrimsel kökene sahip olmaları, haplodiploidi genetik sisteminin akraba seçilimini desteklemesi ve koloni yaşamının doğal seçilim altında yüksek başarı sağlaması. Bu benzerlik bilinçli bir tasarımın değil, milyonlarca yıl süren doğal seçilim süreçlerinin ürünüdür. Evrim, benzer sorunlara benzer çözümler üretmiştir; biri toprağın altında, diğeri gökyüzünde yaşasa da, sosyal organizasyonları aynı temel biyolojik ilkeler üzerine kurulmuştur.[1]
Teşekkür ederim.
Kaynaklar
-
Edward O. Wilson. (1971). The Insect Societies. Yayınevi: Harvard University Press.