Merhaba
Bu soruya gündelik sezgilerle değil, fiziksel ilkelerin sınırları içinden bakmak gerektiğini düşünüyorum. Zira burada mesele aslında “geçmişi görmek” değil, nedensellik ve uzay-zamanın yapısıdır.
Şöyle ki ;
Öncelikle modern fizikte, özellikle Albert Einstein’ın özel görelilik kuramında ışık hızı yalnızca bir hız sınırı değil, aynı zamanda bilgi ve nedensel etkinin evrende yayılabileceği en yüksek hız olarak tanımlanır. Bir olay örneğin "bardağın yere düşüp kırılması" gerçekleştiğinde, bu olaydan çıkan bilgi ışık hızında çevreye yayılır. Biz aslında her şeyi, ışığın bize ulaşma gecikmesiyle görürüz. Dolayısıyla “geçmişi görmek” zaten gündelik hayatta sürekli yaptığımız bir şeydir. Güneş’i bile yaklaşık 8 dakika geçmiş haliyle görürüz. Sizin verdiğiniz senaryoda kritik nokta şu: Işık hızını aşarak uzaklaşırsanız, teorik olarak bardağın kırılma anından çıkan ışığı geride bırakmış olursunuz. Bu durumda bardağın henüz düşmediği bir görüntüyü görmeniz mümkündür lakin bu, geçmişi değiştirdiğiniz anlamına gelmez. Sadece olaydan gelen bilginin size henüz ulaşmamış halini gözlemlemiş olursunuz. Yani sizin referans çerçevenizde olayın “görünme zamanı” değişir, olayın kendisi değil. Burada ikinci kritik problem ortaya çıkar. Görelilikte ışık hızının aşılması, bazı gözlem çerçevelerinde neden-sonuç sırasının tersine dönmesine yol açar. Yani bir gözlemciye göre sonuç, nedenden önce gerçekleşmiş gibi görünebilir. Bu da fiziksel teorilerin temelinde yer alan nedensellik ilkesini bozar. Bu yüzden bugünkü fizik modellerinde ışıktan hızlı hareket eden maddesel bir varlık ya da sinyalin mümkün olmadığı kabul edilir. Varsayımsal “tachyon” gibi parçacık fikirleri bu problemi çözemez; aksine paradoksları büyütür. Kolunuzun aynı hızda dünyaya uzanması fikri ise ayrı bir nedenle fiziksel olarak imkansızdır. Katı cisimlerde kuvvet iletimi bile elektromanyetik etkileşimler üzerinden olur ve bu bilgi de ışık hızını geçemez. Yani kolunuzu uzatmanız, aslında atomlar arasındaki etkileşimlerin sırayla iletilmesi demektir zira bu süreçte hiçbir fiziksel etki anında ya da ışıktan hızlı gerçekleşemez.
Benim kişisel yorumum şu: Bu tür düşünce deneyleri bize zamanın “akışkan bir nehir” gibi değil, gözlemciye bağlı bir yapı olduğunu gösteriyor. Geçmişi değiştirme fikri sezgisel olarak çekici olsa da, mevcut fizik anlayışında geçmiş fiziksel olarak korunur ve değişen şey yalnızca olaylara erişim sırası ve de gözlem perspektifidir. Yani sizin bardağınızın düşmemiş halini görseniz bile, bu yalnızca bilginin size ulaşma biçimiyle ilgilidir ve bardağın kaderi çoktan belirlenmiştir. Kısa bir özet geçecek olursam: Işık hızını aşabildiğimizi varsaysak bile, geçmişi değiştiremeyiz. Zira yalnızca farklı bir gözlemsel zaman düzeni elde ederiz. Ve mevcut fizik çerçevesinde ise bu senaryo zaten nedensellik nedeniyle gerçekleşebilir görünmüyor. [1] Saygılarımla
Kaynaklar
- Okan Alver. (). Kişisel Yorum.