Merhaba
Bazen insan gerçekten şunu düşünüyor “Ben sadece etten kemikten bir organizma mıyım, yoksa bunun içinde başka bir şey mi var?” İşte bu soru bizi doğrudan dualizme götürüyor. Dualizm (ikicilik), en basit hâliyle, insanın iki ayrı tözden oluştuğunu söyler: beden ve ruh. Bu fikrin en sistematik savunucularından biri René Descartes’tır. Descartes’a göre zihin ya da ruhun maddesel değildir; uzayda yer kaplamaz ama düşünebilir. Onun meşhur sözü “Cogito, ergo sum” yani “Düşünüyorum, öyleyse varım” zihni bedenin önüne koyar. Ona göre beden mekanik bir yapı gibidir; ama düşünme yetisi bambaşka bir özdür.[1]
Fakat modern bilim burada biraz durup itiraz ediyor. Özellikle sinirbilim , bilinç dediğimiz şeyin beyin faaliyetleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor. Örneğin bir beyin bölgesi hasar gördüğünde kişilik değişebiliyor. Bu durum, zihnin bedenden bağımsız bir varlık olmadığına işaret ediyor olabilir. Amerikalı filozof Daniel Dennett bu konuda oldukça net ve bilinç, beynin karmaşık işlemlerinden doğan bir süreçtir; ayrı bir ruh tözüne gerek yoktur der. Onun yaklaşımı materyalisttir . Yani gerçeklik temelde maddeden oluşur.[2] Ama mesele tamamen kapanmış değil. Çünkü bilinç hâlâ çözülmemiş bir problem. Buna felsefede “bilincin zor problemi” denir. Bu kavramı sistemleştiren David Chalmers şöyle der “Fiziksel süreçlerin neden ve nasıl öznel deneyim ürettiğini açıklamak, bilimin önündeki en derin problemlerden biridir.” Yani nöronların ateşlenmesini açıklayabiliyoruz ama “kırmızıyı görmek nasıl bir histir?” sorusuna tam cevap veremiyoruz.[3]
Ruh geçişi ya da ruh transferi deyince bu fikir genellikle iki bağlamda karşımıza çıkar. Reenkarnasyon yani yeniden bedenlenme diyebiliriz buna. Ruhun bir bedenden diğerine geçmesi. bu tip hikayeler çok yaygın ve hep merakımı cezbeder. Bizim Akdeniz bölgesinde özellikle Antakya'da çok yaygındır bu tip durumlar .Bilinç aktarımı denmekte . Beyindeki tüm bilgilerin bir makineye ya da başka bir bedene kopyalanması. Reenkarnasyon daha çok dini ve metafizik bir inanç alanında kalıyor. Bilimsel olarak doğrulanmış bir mekanizma yok. Bilinç transferi ise daha “bilimkurguya yakın bilim” diyebileceğimiz bir tartışma. Örneğin bazı gelecek senaryolarında, beynin tüm sinaptik bağlantılarının (nöronlar arası bağlantılar) dijital olarak haritalanıp bir bilgisayara aktarılabileceği öne sürülüyor. Ancak burada kritik soru şu: Kopya gerçekten “sen” olur mu? Yoksa sadece senin bir simülasyonun mu olur?
Filozof Derek Parfit kimlik konusunda radikal bir şey söyler “Kişisel özdeşlik sandığımız kadar önemli olmayabilir.” Ona göre önemli olan psikolojik sürekliliktir yani hafıza, karakter, bilinç akışı gibi. Ama yine de çoğu insan sezgisel olarak şunu hisseder insanın kopyası yaşasa bile, ben burada kalırım.[4]
Samimi konuşayım mı? Dualist ruh fikri insanın içini rahatlatıyor. Ölümün kesin yok oluş olmadığı düşüncesi psikolojik olarak güçlü bir teselli. Ama şu ana kadar elimizdeki bilimsel veriler, bilincin beyne sıkı sıkıya bağlı olduğunu gösteriyor. Beyin durduğunda bilinç de duruyor gibi görünüyor.
Yine de kesin konuşmak zor. Çünkü bilinç evrendeki en gizemli fenomenlerden biri. Belki yüz yıl sonra bugün “metafizik” dediğimiz bazı şeyler biyolojinin sıradan konuları olacak. Belki de gerçekten maddeden fazlası vardır belki ama henüz ölçemiyoruzdur. Benim kişisel değerlendirmem şu olabilir Ruhun klasik anlamıyla bedenden bağımsız bir varlık olduğuna dair güçlü bilimsel kanıt yok. Ama bilincin doğası henüz tam çözülebilmiş de değil. O yüzden kapıyı tamamen kapatmak da acelecilik olabilir.
Kaynaklar
- René Descartes. (1996). : Meditations On First Philosophy:. Yayınevi: Cambridge University Press.
- Daniel C. Dennett. (1991). Consciousness Explained. Yayınevi: Penguin Books.
- David J. Chalmers. (1996). The Conscious Mind: In Search Of A Fundamental Theory (2Nd Edition). Yayınevi: Oxford University Press.
- Derek Parfit. (1984). Reasons And Persons. Yayınevi: Oxford University Press.