Merhaba
Bu soru insanın zihnini hem bilimkurguya hem de felsefenin en derin kuyularına aynı anda atıyor. Şunu hissediyorum, burada asıl mesele “yaşamak” değil, “ben olarak devam etmek.” Ölmemek değil, yok olmamak ve bu ikisi sandığımız kadar aynı şey değil.
Önce bilim kısmına bakacak olursak. Bugün için bir insan beynindeki tüm sinaptik bağlantıları, moleküler düzeydeki değişimleri ve dinamik elektriksel aktiviteyi eksiksiz haritalayıp başka bir beyne aktarmak teknik olarak mümkün değil. İnsan beyninde yaklaşık 86 milyar nöron ve trilyonlarca sinaps var. Hafıza yalnızca “bilgi” değil; bağlantı örüntüleri, kimyasal modülasyonlar ve sürekli değişen ağ dinamikleri demek. Nörobilimci Eric Kandel’in söylediği gibi, “Hafıza, nöronlar arasındaki bağlantıların gücünde meydana gelen değişikliklerle depolanır.” (Kandel, 2006). Yani hafıza bir dosya değil; yaşayan bir süreç.
Bazı nörobilimciler ve transhümanistler, eğer beynin tüm bağlantı haritası (connectome) çıkarılabilirse bilincin bir tür “bilgi örüntüsü” olarak kopyalanabileceğini savunuyor. Bu görüşe göre kimlik, maddeden çok organizasyona bağlı. Marvin Minsky’nin yaklaşımı buna yakındır: zihin, karmaşık bir bilgi işleme sistemidir. Eğer yapısal düzen korunursa bilinç de korunabilir. Ama bu hâlâ teorik bir varsayım.
Felsefi taraf ise daha sert. Derek Parfit kişisel kimlik üzerine çalışırken şunu söyler: “Kişisel kimlik düşündüğümüz kadar önemli olmayabilir; önemli olan psikolojik sürekliliktir.” (Parfit, 1984). Yani anıların, karakter özelliklerinin ve zihinsel bağlantıların devamı varsa, kimlik bir anlamda sürüyordur. Fakat burada kritik soru şu: Bu süreklilik tekil mi olmalı?[1]
Şimdi senaryoya gelelim. Diyelim ki beynindeki tüm bilgiler klona aktarıldı. Eğer sen hâlâ burada, eski bedeninde yaşıyorsan ve klon başka bir odada gözlerini açıyorsa, ikiniz de “ben” olduğunu iddia edecek. Ama öznel deneyim ikiye bölünmüş olacak. Sen bu bedende kalmaya devam edeceksin. Klon ise kendi perspektifinden “ben devam ettim” diyecek. Burada bir çatallanma var. Süreklilik var ama tekillik yok.
Thomas Metzinger bilinç için şöyle der: “Bilinç, beynin yarattığı bir benlik modelidir.” (Metzinger, 2003). Eğer bu doğruysa, klon da aynı benlik modelini üretir. Ama o modelin öznel merkezi farklı bir biyolojik süreçte ortaya çıkar. Yani o bilinç, senin bilincinle aynı içerikte olabilir ama aynı öznel akış olmayabilir.
Asıl düğüm noktası şu: Bilinç kopyalanabilir mi, yoksa yalnızca çoğaltılabilir mi? Kopyalama teknik olarak mümkün olsa bile, fenomenolojik olarak süreklilik garanti değil. Çünkü bilinç bir veri kümesi değil; “şu anda deneyimleyen bir bakış açısı.” Ve o bakış açısının fiziksel süreçle kesintisiz devam edip etmediğini bilmiyoruz.
Eğer aktarım, beynin adım adım değiştirilmesiyle, nöronların yavaş yavaş yapay eşdeğerlerle yer değiştirmesiyle yapılsaydı (felsefede “Ship of Theseus” tarzı bir senaryo), o zaman öznel süreklilik hissi daha güçlü olabilir. Çünkü bilinç akışı kesilmezdi. Ama bir anda kopyalanıp başka bir bedende başlatılırsa, büyük ihtimalle bu sana “uyuyup uyanmak” gibi hissettirmez. Büyük ihtimalle sen ölürsün; klon ise sen olduğunu düşünerek yaşamaya başlar.
Burada dürüst olalım: Bilim şu an bu fikre inanılmaz derecede uzak. Connectome’un tam haritalanması, dinamik bilinç durumlarının çözülmesi, hafızanın eksiksiz aktarımı… Bunların hiçbiri pratik düzeyde mümkün değil. Ve daha önemlisi, bilinç ile fiziksel süreç arasındaki ilişkiyi hâlâ tam anlamıyla çözmüş değiliz. David Chalmers’ın “bilincin zor problemi” dediği mesele tam da bu: “Neden ve nasıl fiziksel süreçler öznel deneyime yol açar?” (Chalmers, 1995).
Benim akılcı yorumum şöyle böyle bir teknoloji bir gün mümkün olsa bile, bu biyolojik ölümsüzlük değil; bilgi sürekliliği olur. Senin deneyim akışın kesildiği anda, o öznel “ben” muhtemelen son bulur. Devam eden şey, senin mükemmel bir devam kopyan olur.
Ama şunu da söyleyeyim: İnsanlık tarihine baktığımızda zaten hep bunu yapıyoruz. Yazıyla, çocuklarımızla, kültürle, eserlerle hep bir tür zihinsel iz bırakma çabası. Belki ölümsüzlük, öznel süreklilikten çok, etki sürekliliğiyle ilgili.
Teşekkürederim.
Kaynaklar
- DEREK PARFİT. (1984). Reasons And Persons..