Merhaba
Bana göre bilinç, büyük olasılıkla beynin anılar, algılar ve beklentiler arasında kurduğu süreklilikten doğan bir yanılsama olarak ele alınabilir. Lakin bu yanılsama, basit ya da işlevsiz olmaktan ziyade son derece sofistike ve evrimsel olarak avantajlı bir inşadır. Sinirbilimsel bulgular, bilincin beyinde tekil ve merkezi bir yere sahip olmadığını aksine, dağıtık sinir ağlarının geçmiş deneyimleri (anı izlerini), anlık duyusal girdileri ve geleceğe yönelik kestirimleri bütünleştirerek öznel bir benlik duygusu ürettiğini göstermektedir. Bu çerçevede bilinç, beynin dış dünyayı pasif biçimde yansıttığı bir ayna değil, belleğe dayalı olarak sürekli güncellenen bir iç modeldir. Özellikle öngörücü işleme ve küresel çalışma alanı kuramı gibi çağdaş yaklaşımlar, bilincin anıların sağladığı istatistiksel düzenlilikler üzerinden inşa edildiğini düşündürmektedir. Benim açımdan burada kritik nokta, bilincin bir illüzyon olarak tanımlanmasının onun “gerçek dışı” olduğu anlamına gelmemesidir. Tıpkı zamanın akışı ya da benlik sürekliliği gibi, bilinç de fiziksel karşılığı olan fakat deneyim düzeyinde kurulan bir olgudur. Dolayısıyla bilinç, beynin anılardan yararlanarak yarattığı bir anlatı olabilir. Fakat bu anlatı, organizmanın çevreyle uyumunu sağlayan, karar alma süreçlerini yöneten ve öznel deneyimi mümkün kılan merkezi bir bilişsel işlev olarak bilimsel açıdan son derece gerçek ve etkilidir.[1] Saygılarımla
Kaynaklar
-
Okan Alver. (). Kişisel Yorum.