Merhaba
Bunu biri bana sorsa, içimden gelen ilk cevap şu olurdu: Edebiyat bilim değildir ama bilimden de daha az ciddi hiç değildir. Çünkü edebiyat, ölçmez, tartmaz, deney yapmaz; ama insanı çözer. Ve insan, belki de en zor “konu”.
Bilim genellikle “nasıl?” sorusunu sorar. Edebiyat ise durmadan şunu kurcalar:
“Ne hissedim, neden böyle oldum, ben kimim?”
Aristoteles Poetika’da edebiyatın işlevini anlatırken çok çarpıcı bir ayrım yapar. Tarih, ona göre olanı anlatır; edebiyat ise olabilir olanı:
“Tarihçi olanı, şair ise olabilir olanı anlatır.”
(Aristoteles, Poetika).
Yani edebiyat gerçeği kopyalamaz; gerçeğin anlamını arar. Bu yüzden birebir bilim değildir ama bütünüyle keyfi de değildir .Modern edebiyat kuramcıları da bunu kabul eder. Terry Eagleton, edebiyatın tanımının bilim gibi sabit olamayacağını söyler:
“Edebiyat, ne söylediğinden çok, ona nasıl yaklaşıldığıyla ilgilidir.” Burada önemli bir şey var:
Edebiyat, nesnesini (insanı, dili, duyguyu) denetleyemez. Aynı metni iki kişi okur, iki farklı şey hisseder. Bilimde bu sorun olurdu; edebiyatta ise bu zenginliktir. Ama bu, edebiyatın tamamen başıboş olduğu anlamına gelmez. Edebiyatın da yöntemleri vardır: anlatı yapısı, metafor, söylem, tarihsel bağlam, türler… İşte bu noktada edebiyat bilime yaklaşır. Zaten bu yüzden “edebiyat bilimi” ya da “edebiyat kuramı” diye alanlar doğmuştur.
Roman Jakobson’un dediği gibi:“Edebiyat, dili sıradan kullanımından çıkarıp görünür kılar.”
(Jakobson, “Linguistics and Poetics”)
Yani edebiyat, dili bile bir inceleme alanına dönüştürür. Ama yine de bir fark var:Bilim kanıt ister, edebiyat ikna eder.Bilim kesinlik peşindedir, edebiyat hakikat duygusu peşindedir.
O yüzden belki en doğru cevap şu olur Edebiyat bir bilim değildir ama bilgi üretir. Üstelik bu bilgi, insanın kendisiyle ilgili olduğu için kolay eskimez. Bir deney yanlışlanabilir, bir teori çöker. Ama iyi bir şiir, yüzyıllar geçse de birinin kalbine dokunabilir ve sanırım edebiyatın gücü tam da burada yatıyor.
Vakit ayırıp okuyan herkese teşekkür ederim.