İnsan varoluşundan itibaren nasıl var olduğunu aramak için durmadan didinen bir canlı olmuştur, istese de istemese de kendisine bu soruyu sormuş ve cevabına ulaşmaya çalışmıştır, cevap olarak ise kendi düzleminde en mantıklı olan dinleri tercih etmiştir, çünkü hayattaki amacımızdan varoluşumuza kadar dinler bize her zaman bu sorunun cevabını vermeye çalışmıştır, ilk başlarda güneşe ve gökyüzüne tapan ve kendisinin oradan geldiğini düşünen insan bunu saçma bulmuş, bu sefer de gökyüzünde yaşayan kendi gibi varlıklara tapmışlardır, yine bunu saçma bulan ve daha farklı bir cevap arayan insanlık tek tanrılı inanışı benimsemiştir, günümüze kadar bir çoğu gelebilse de, tek tanrılı inanış daha çok benimsenmiş ve bu sayede insan hayat amacını ve varoluşu hakkında ki cevapları bir nebze de alabilmiştir, şimdiler de ise bu tek tanrılı inanış sistemi bir çok insana mantıksız gelmektedir, cevabın bu olmadığını düşünen insanlar bilime yönelmiş, önlerine sunulan yeterli denilen kanıtlar ile bu sorunun cevabını farklı bir yol ile cevaplandırmaya çalışmıştır.
Kısacası dinler ve bilim farklı yollardan da olsa aynı yola çıkan bir yol gibidir, çıktığı yol ise varoluş ve hayattaki amacımızın cevabıdır, bu cevabı aramak için her şeyi yapabileceğimiz bir gerçektir ve doğumumuz bile bu gerçeklik ile başlar, inanç ve iman göreceli olmak ile beraber, sorunun cevabı ise evet hepimiz bir inanış ile doğuyor ve bu inanış uğrunda istemesek bile ölüyoruz, çünkü nefes almamız bile bu inanış ve imanın üzerine ektiğimiz bir tohum gibi illa ki bir şekil de çiçek açıyor.