Umut Daha Hızlı Bulaşır!
Ancak ben, gerek günümüz dünyasında gerekse coğrafyamızda buna neden olan en başat nedeni paylaşmak isterim. Yani bunun sosyolojik, psikolojik, ekonomik vb. nedenlerinin ta kaynağına inmek…
Bizler toplumsal varlıklarız. Doğamız kolektiftir ( ortaklaşmacıdır). Sorunlarımız ortak, çözüm yollarımız da benzerdir.
Yine tür olarak bu dünyadaki egemenliğimizin temeli ihtiyaç için üretime dayanır. Ki onun adı ekonomidir ve tıpkı bir binanın temeli gibi “alt yapı” adını alır.
Üstüne inşa ettiğimiz, kültürden sanata, bilimden edebiyata, felsefeden ilahiyata değin her şey ve bunların her tür sosyolojik, psikolojik, ekonomik çıktıları, tarihsel süreçler itibarı ile genetik temelli nüveler içerse de, bu temel dediğimiz altyapıya dayanır ve katlar adını verdiğimiz medeniyet gökdelenimizin üst yapısını oluşturur.
İşte bu üst yapının ne şekilde, nerede, ne zaman, nasıl ve neden şekilleneceğinin; buna zemin teşkil eden alt yapının üretiminin nasıl bölüşüleceğinin kararını verme süreçlerine de, alt ve üst yapının organizasyonu adını verdiğimiz siyaset belirler. Yani bizlere uzak durmamız salık verilen ekonomi ve siyaset.
Bugün geldiğimiz aşama itibarı ile bizi biz eden bu kökenden uzaklaştıran toplumsal yapının ve bunu belirleyen siyaset kurumunun, ki adı kapitalizmdir, ilk yaptığı şey bu gerçeği tersyüz etmek ve her “koyun kendi bacağından asılır” yalanı ile bizi ayrıştırıp hem toplumsallığımızı hem de kolektif var oluşumuzu dinamitlemektir.
Bunun toplumsal bir varlık olan türümüz için adı yalnızlıktır. Ve yalnız insan diğer türdeşinden koptuğu an yaşadığı her şeyi kendine özgü sanır, bir tek kendisi yaşıyormuş gibi içine kapanır ve umutsuzluğu derinleşir.
Umutsuzluğu derinleşen kişi ondan kurtulmak için en yakın güce, ki egemendir, yamanıp oradan kendine bir çıkış arar. İşte egemen sistemin istediği tam da budur ki adı kendine yedeklemedir.
Egemen bu gücü diğerlerini de uysallaştırıp yedeklemek için kullanır ve bir süre sonra toplum gerek bir bütün olarak gerekse bireyler bazında kim olduğu, ne olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gideceğini ve dahası gücünün muazzamlığını unutur. Nesneleşir, şeyleşir ki buna da yabancılaşma adı verilir.
Ötesi toplumsal çürümedir ve ne yazık ki bugün dünya genelinde egemen kılınmaya çalışılan şey bu: Birbirinden kopuk emekçi yığınlar, yalnızlaşmış ve yalnızlaştığı için yaşadığı sorunları bir tek kendisi yaşıyor sanan ve bundan dolayı umutsuzluğa kapılan ve her gün umutsuzluğu derinleşen insanlar. Umutsuzluğundan dolayı celladına güç taşıyan ve yedeklenen insanlar…
Bunu kırmak mümkün ve çok kolay. Paylaşmak, her sorunumuzu paylaşmak ve çözümü noktasında atalarımız gibi ortaklaşmak yani kolektif çaba. Göreceğiz ki yaşadığımız sorunlar sadece bizim değil milyarların sorunu. Göreceğiz ki elbirliği ile aşamayacağımız hiçbir sorun yok ve göreceğiz ki aslında bu sorunların hiç biri olmayabilir, yapay fakat egemen biz değiliz.
Bunu aştığımız an göreceğimiz bir diğer şey egemenin aslında tek gücünün, bunca sayısal ve emek temelli zayıflığına rağmen, hemen hemen yaşamın her alanında örgütlü oluşu, bizlerin ise emek cephesi (işçi sınıfı) olarak aksine türlü (siyasi, sosyolojik, coğrafi, etnik, kültürel dini vb.) nedenlerle darmadağın oluşudur. Yani örgütlenmek zorunda oluşumuzdur.
İşte bunu yaratma adına velev ki bir kanarya severler topluluğu adı altında da olsa bir araya gelmeye-örgütlenmeye başladığımızda “hiçbir şey düzelmeyecek” hissiyatımız yerini umuda bırakacak ve umut emin olun ki umutsuzluktan daha hızlı bulaşır, çünkü gerçekliği var.Sevgiyle…
Kaynaklar
- Karl Marx. (2017). Yabancılaşma. Yayınevi: Sol yayınları. sf: 205.
- Temel Demirer/Sibel Özbudun. (1999). Yabancılaşma. Yayınevi: öteki yayınevi. sf: 112.