Eşitlik Arzu Edilen Değil Mecbur Olunandır!
Herkesi herkesle her şeyde eşit sayan, kabul eden ne doğal ne de beşeri bir yasa, kural, kaide veya bilimsel bir realite yok.
Ancak türümüzün zorunlu ortaklaşmacı geçmişi, devam edegelen bir realitedir ve türümüzün varlığını sürdürebilmesinin yegâne teminatıdır.
Dolayısı ile türümüzü bir insan bedeni gibi bütüncül bir organizma olarak düşündüğümüzde, bu organizmanın varlığını sürdürebilmesi adına ve organizma nazarında nasıl ki kalbin dalaktan, gözün kulaktan, dilin bağırsaktan üstünlüğü düşünülemez ise, türümüzün organizma hali olan toplumsal yapımız nazarında da, bu organizmanın bütünlüğünü koruma adına ve korumakla sınırlı olarak bu organizmayı var kılan bireyleri arasında ayırım yapılamaz. Ki bunun çerçevesi evrensel yasalar zemininde ve temel insan hakları olarak sınırlanmıştır.
Dahası, türümüz geliştikçe ve insan topluluğu ile sınırlayıp koruma altına aldığı bu organizmanın da aslında doğa dediğimiz bir üst organizmanın yaşamsal birer organı olduğunun farkına vardıkça, aynı temel üzerinden hak ve eşitlik çemberini, kendi dışındaki varlıkları da kapsayacak şekilde genişletmiştir, genişletmektedir. Hayvan hakları, çevre hakkı vb. diğer canlıları, varlıkları ve doğayı da nispeten eşitimiz sayma zorunlu-farkındalığımızın temelinde bu yatar.
İşte eşitlikten benim anladığım budur: Hak temelinde ve kendi bencil doğamızın, varlığını sürdürebilmek mecburiyeti ile dayattığı bizcilliğinin ( türümüzün dar toplumsal yapısı ile başlayıp, yeni yeni tüm doğa ve içerdikleri anlamında genişleyen bir bizcilliğinin) zorunluluğunun kavranmasıdır. Bindiğimiz dalı kesmemizin önündeki en etkili sigortadır. Sevgiyle…