Öncelikle yangınların çıkış sebebiyle başlayalım. Birçok sebep olabilir. Cam kırıkları, insanların attığı katı atıklar, kişilerin ihmalleri, çiftçilerin tarım arazisi açmak istemesi, bazı imar ve çıkar yollarını yasallaştırma amacı, yüksek gerilim hatları hatta doğal sebepler. Aslında çoğu zaman yangınların özellikle de Akdeniz bölgesi ve Akdeniz iklimi görülen yerlerde yangınların oluşum sebebi pek bilinmese de doğal kaynaklardır. Bu durum genellikle yöneticilerin tedbir almamasının (ki bu genellikle mali kaynak ayırmak istememe ve liyakatsizlikten olur) ve üzerindeki sorumluluğu atma ihtiyacından birileri yakmış ve ihmal etmiş gibi gösterilir basında. Kamuoyuna böyle sunulur. Halbuki beşer faktörü olmaksızın da ormanlarda yangın çıkar. Bunun en güzel örneği Akdenizdeki kızılçam fıstıklarının yangınlara dirençli olarak evrimleşmesinden anlayabiliriz. Bunu pek görmek istemeyiz sadece.
Peki nasıl doğal sebeplerden yangın çıkar sorusunun da cevabı basit. Metangazı. Biraz büyük bir yaban hayvanının açlık, susuzluk, yaşlılık ve hastalık gibi sebeplerden dolayı öldüğünde şişip, çürümeden kaynaklı içinde oluşan gazlardan patlama yaptığında eğer yeterli şartlar varsa o gazın çok kısa ve ani parlaması büyük bir alanın yanmasına sebep olabilir. Bir avcı tarafından avlanan hayvandan bahsetmiyorum. Ölüp, yenmeyen bir leşten bahsediyorum. Ayrıca bir alandan kayan kayanın (hayvan, doğal veya beşeri sebep fark etmez) yuvarlanırken başka bir kayaya vurarak çıkarttığı kıvılcımlar da yine yangına sebep olabilir.
Peki gelelim bu yangınlar nasıl büyüyor. Asılında bu sorunuzun oluşması maalesef ki çoğunuzun hayatında ya hiç ormana gitmediğinin ya da yönetimlerin temizlediği alanlara gittiğinizin göstergesidir. Ormanlarda, insan girmeyen yerlerinde oldukça sık bitki atıkları vardır. Kuru dallar, yapraklar, asalak bitkiler, canlı veya ölmek üzere olan kırılmış veya kırılmamış dallar... Hemen herkesin bildiğini düşündüğüm özellikle çam yapraklarının tutuşma ve yanma potansiyeli zaten ortada. Ki bunun özellikle temizlenmediği yerlerde rahatlıkla 50 60 cm (ki çoğu yerde daha fazladır) kalınlıkta bir çam yaprağı/iğnesinin olduğu bir tabaka düşünün toprağın üzerinde. Bir anlık parlama muazzam bir tutuşma potansiyeline sahip ürünü hemen tutuşturur. Buna özellikle polenli ağaç türleri de eklenirse bu tutuşma çok daha kolay olacaktır. Üstelik buna hava sıcaklığının bir süredir kuru ve aşırı sıcak olması bir de üstüne rüzgar olması eklenince alevin gücünü muazzam bir şekilde görürüz.
Yangının yayılması meselesine gelelim. Yangın dili dediğimiz, harlı ateşlerde ateşin üst kısmında bir dans edercesine bir hareket görürsünüz, özellikle rüzgarla bu hareket adeta bir dans ateşi edası sağlar gözlerimize. Bu dil rahatlıkla rüzgarda 50 metre öteye temas edebilir. Bu da ateşin hızla yayılmasına sebebiyet verebilir. Üstüne bir de çam kozalaklarının yüksek ısıda (yangında bu ısı ortalama 650°C dir) bir fişek gibi patlayıp 200 metre uzağa gidebilir. Kor halinde gitmesinden kaynaklı yangını rahatlıkla sıçratabilir. Bir de rüzgar genellikle sabit esmez. Ara ara oluşan basınç değişikliğinden kaynaklı farklı esintiler yaptığında rahatlıkla büyük bir alana sıçrar. Rüzgarı arkanıza almadan müdahale etmeniz mümkün olmayacağından ve rüzgarın ne denli kısa süreli de olsa değişiklik yapacağını tahmin etmemiz neredeyse imkansız olduğu için yeterli müdahale yapamıyoruz.
Aldığım arama kurtarma eğitimlerinde (Cekut) zaten ateşe olabildiğince yaklaştırmazlar. Ne Afad ne OGM ne de İtfaiye. Oradaki yapılabilecek en büyük etki yangını kontrol altına almak olur. Kontrol altına almak nedir sorusunun tek bir cevabı var. Yayılmasını önlemek. Bunun için genellikle ormanlarda gördüğünüz oldukça geniş orman yolları yapmaya çalışır OGM. Kontrol altına almak kolaylaşsın diye. Rüzgarın şiddetli olduğu zamanlarda bu biraz zor olur tabi.
Peki yangında neler yapılıyor, karadan genellikle kontrol altına almak için başka bir alana sıçramasın diye sınır alanlardan su ile müdahale yapılmaya çalışılıyor ancak bu çok riskli bir iştir. Çünkü bir anda ateş sizi çevreleyebilir ve çemberden çıkmanız kolay olmaz. Bu olay fark edilemeyecek kadar hızlı olur. Bir dakika bile sürmez emin olun. Araca gidecek vakit bulamazsınız. Bu yüzden genellikle yetkililer sizleri alana sokmaz. Zaten birçok noktadaki yangına karadan müdahale etmek de imkansızdır.
Havadan müdahale ise sanılandan çok daha az etkilidir. Bana kalırsa eğer yeni sıçrama (bir kaç dakika önce sıçrama olmamışsa) olmayan bir alan değilse havadan gelen etkinin neredeyse hiç bir etkisi olmaz. Bunun iki sebebi var. Bir, havadan gelen su istediği kadar çok olsun hatta bir alanı söndürsün ateş oraya geldiğinde o ıslaklığı anında kurutur ve tekrar yakar. Kaldı ki hava direncinden o suyun büyük oranı boşa gider. Havanın sıcaklığı ve rüzgarın etkisiyle de ıslanan yerler daha ateş gelmeden kurur. İkinci sebebi orman arazileri dümdüz değil. Dağ tepe. Çok su (ki en büyüğü 50 ton alır) atabilen uçaklar yaklaşmaz çünkü o kadar keskşn ve hızlı manevra kabiliyeti yok uzaktan attığında ise büyük oranda isabetsizlik ve dağılmadan kaynaklı etki etmez. O engebeli arazilere su götürecek ufak araçlarında su taşıma potansiyeli de düşük. Helikopter 3 ile 5 ton, oraya girebilecek uçak da genellikle 7 ile 10 ton su atabilir. O suyun da etkisini tartışabiliriz.
Bu yüzden gece neden su atılmaz konusu da burdandır. O alanda pilotun görme yeteneğine de ihtiyacı var yükselip alçalma için, yüksek gerilim tel alanları var. Kaldı ki güvenli bir uçuş da yaratmaz. Hal bu iken daha fazla risk alırsın. Yarardan çok zararı olur.
En güzel yöntem, güçlü makinelerle yangını çembere almaktır. Yayılmasını engellemek ve kontrol altına almaktır. 2 gün bir arazinin yanmasını beklemişliğimiz var. OGM hakim tepeye çıkardı bizi ve 2 gün bekledik yanmasını. Göz görmeyince alanı daha büyüğüne yayılmaması için feda ettiler ki mantıksal olarak da doğru olanı budur.
Yağmurlar yangına iyi gelebilir lakin o sıcak ve kurakta yağmurun yağması pek beklenmez zaten. Yüksek basınç alanı oluştuğu için kuraklaştığından yangın riski artar. Ki yazın yağabilecek yağmurun etkisini de bir düşünmek gerekir ki o yağmurun da yangın yerinde yağması lazım. Biraz ölme eşeğim ölme denir ona da...
Peki ne yapılabilir ?
En başta meteoroloji dinlenir. Uzun süreli sıcak, kurak ve rüzgarlı, yüksek basınçcın hakim olduğu dönemlerde tebbirler arttırılmalıdır. Yapay zeka destekli ihalarla yangının tespiti hatta müdahalesinin süresi azaltılması için çalışmalar ve argeler yapılmalıdır. Yapay yağmurun oluşturulması için desteklenmeler, araştırılmalar yapılmalıdır (havaya nem salayarak yağış sağlama veya yüksek basıncı kaldırmanın mümkünatı araştırılmalı) ve yine bana kalırsa hava ve kara araçlarının uzun mezilden atabileceği mermi gibi gibi gidebilen yangın söndürme fişekleri geliştirilmeli ve yapımı arttırılmalıdır. Yapay zeka destekli ihalarla, çoklu şekilde (500 tane belki daha fazla) art arda ve seri su boşaltımı yapılabilecek sistemler geliştirilmelidir. Ve en önemlisi halk yangına bilinçlendirmeli, yönetimlere maliyetin kaçmaması ve tedbir alınması için baskı uygulanmalı, liyakatli adamların yetkilendirilmesi gerekmektedir.
Bunların hepsini yapsanız bile yangını önleyemeyebiliriz. Doğrudur. Lakin oluşan yangınları azaltabilir, yangınlarda oluşan can ve mal kayıplarını önleyebilir, yanan alanların küçülmesini sağlayabiliriz. Ormanlar hepimizin. Bu zararı küçültmek elimizde. Giderek sıcaklığı artan, kurak yazlara alışmamız gerekiyor. Akıllanmaz ve öğrenmezsek daha çok alan yanacak ve daha çok mali ve insani kayıplarla karşılaşacağız. Coğrafya bilimini bilmek zannedildiğinden çok daha elzem ve önemlidir